Esed, İran'ın müttefiklerinin kaderini nasıl görmezden geliyor

Esed, İran'ın müttefiklerinin kaderini nasıl görmezden geliyor

Cumartesi, 16 Kasım, 2019 - 12:45
Abdulaziz Hamad Uveyşik
Körfez İşbirliği Konseyi Siyasi İşler ve Müzakereler Yardımcı Genel Sekreteri
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, son zamanlarda basında çokça görünmeye başladı. Bu durum bir bakıma faydalıdır. Çünkü böylece Suriye vatandaşlarının ve Arapların öğrenmeye çalıştıkları kişiliğinin farklı tarafları ortaya çıkıyor.

Beşşar Esed, sekiz yıldan fazla bir süredir devam eden savaştan ve son haftalarda Lübnan ve Irak'ta patlak veren protestolardan ders çıkarmamış gibi görünüyor. Öyle ki protestolar öncelikle İran'ın müttefiklerini hedef aldı. İran'ın müttefikleri bu olaylar ışığında kendi hesaplarını gözden geçirirken, Esed ise bunun aksine müttefiklerinin ve dostlarının -İran hariç- tavsiyelerine kulaklarını kapatıyor. Esed’in söylemleri ve katı siyaseti, onun sandalyesinde daha uzun süreler kalmayı planladığını ve bunun tek yolunun askeri bir çözüm olduğunu düşündüğünü gösteriyor.

Esed’in geçen hafta Russia Today ile gerçekleştirdiği röportajda dile getirdiği analizler, onun fikirlerinin herhangi bir bilgiye değil, dolaşımda olan komplo teorilerine dayandığını gösteriyor. Esed, Usame bin Ladin ve Ebu Bekir el-Bağdadi'nin, rollerinin bitmesinin ardından tasfiye edilen Batılı ajanlar olduğunu düşünüyor. Hükümetin basın organları dışında sunulan bilgileri kabul etmeyen Esed, kesin delillerle kanıtlanmasına rağmen kuvvetlerinin kimyasal silah kullandığını, sivilleri öldürdüğünü reddediyor.

Bazıları, Esed’in kendisini -son günlerde yaptığı gibi- ülkenin geleceğinde rol oynayabilecek makul bir politikacı olarak sunmasını bekliyordu. Fakat bu olmadı. Çünkü Esed, son birkaç hafta boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında diplomasiyi tamamen terk ederek rakiplerine acımasızca saldırdı. Hatta her ne kadar insan haklarını savunuyor gibi davransalar da ABD başkanlarını ‘suçlular’ olarak niteledi ve Türkiye cumhurbaşkanının hırsız olduğunu söyledi. Esed aynı şekilde muhalifler hakkında da benzer ifadeleri kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde yürütülen siyasal süreç hakkındaki tutumunu açık bir şekilde ifade eden Esed, BM’nin rolünü ve öncülük ettiği siyasi görüşmelerin başarısıyla ilgili birtakım şüphelerini dile getirdi ve uluslararası kuruluş tarafından oluşturulan anayasa komitesinin önemli bir şey olmadığı değerlendirmesinde bulundu. Oysa zaten bunu onaylamış ve komite için 50 tane üye belirlemişti. BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen’e yönelik eleştirilerde bulunan Esed, onun seçimlere müdahale etmemesi gerektiğini söyledi. Oysa elçinin çalışmalarının çerçevesini belirleyen Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı karar, açıkça seçimlerin BM himayesinde özgür ve adil bir şekilde düzenlenmesini öngörüyor.

Rusya, Esed'in söylemlerinden ve sert politikalarından ötürü endişeli ve utanmış görünüyor. Kremlin'e yakın medya, Esed’in Rusya'nın müttefiki olan Türkiye cumhurbaşkanına yönelik saldırısını ve onun kabilelere yönelik baskıcı politikasını eleştiriyor. Ayrıca yarı resmi Rus medyası, bu politikaların iç savaşı körükleyeceği konusunda uyarıda bulunuyor ve Esed’in şu anda Suriye halkının yüzde 20'sinden fazlasının desteğine sahip olmadığını hatırlatıyor. Yarı resmi haber ajansı TASS'da yer alan bir analizde, Esed’in anayasa komitesinin çalışmalarını yavaşlatmaya çalıştığı, çünkü kendisinin cumhurbaşkanlığı seçimlerine gitmek istemediği belirtildi. Seçimler yaklaştıkça Esed’in eleştirilerinin daha da sert bir hale bürünmesi bekleniyor. Rus medyası, -Esed’in iktidarda kalmasının Rusya'nın desteğine bağlı olmasına rağmen- ısrarla Esed ile Rusya'nın pozisyonları arasında bir boşluk olduğunu söylüyor ve ülkesindeki Rus ve İran kuvvetlerinin varlığından yararlanarak barış yolunda adımlar atma fırsatını kaçırmaması için teşvik ediyor.

İnsan Hakları Konseyi Sözcüsü Rupert Colville, geçen hafta Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında, geçtiğimiz 6 ay boyunca İdlib’deki 60'tan fazla tıbbi tesisin bombalandığını ve hatta bu tesislerden bazısının birkaç kez bombalandığını açıkladı. Bunun söz konusu bombardımanın yanlışlıkla olmadığına işaret ettiğini dile getiren sözcü, hepsinin olmasa da çoğu saldırının hükümet güçleri veya müttefikleri tarafından yapıldığına inandığını söyledi.

Esed’in kendisine bağlı güçler tarafından işlenen vahşeti reddetmesi, BM ve diğer insan hakları örgütleri tarafından belgelenen raporlarla çelişiyor. Bu raporlar, yüz binlerce Suriyelinin hayatını kaybettiğini ve halkın yarısının yerinden olduğunu gösteriyor. Raporlarda on binlerce insanın tutuklandığı, kaçırıldığı ve binlercesinin işkence gördüğü kaydediliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün 2017 yılında yayınladığı bir raporda, sadece Sednayah cezaevinde 13 bin Suriyelinin idam edildiğini gösteriyor.

Şubat ayında Almanya’da tutuklanan eski Suriye istihbarat üyelerinden biri, 58'i hayatını kaybeden en az 4 bin tutukluya işkence etmekle itham edildi. Alman makamları, düzinelerce eski Suriyeli yetkilinin ağır insan hakları ihlalleriyle ilgili soruşturmalar yürütüyor. Almanya geçen yıl, Suriye hava istihbarat şefi Cemil el-Hasan hakkında yüzlerce Suriyelinin öldürülmesinden ya da işkence görmesinden sorumlu olduğu iddiasıyla uluslararası bir tutuklama emri çıkardı. Almanya bu kovuşturmalarda, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım ve savaş suçları gibi uluslararası suçların faillerini kovuşturmak için yetki veren uluslararası ilkeden hareket ediyor. 

Almanya, Suriye halkına yönelik çeşitli suçlar işleyen Suriyeli yetkililer hakkında açtığı kovuşturmada yalnız değil. Nitekim bu bağlamda benzer çalışmalar yürüten BM, bu suçlara ve faillerine dair kapsamlı bir liste hazırladı. Bütün bunlardan dolayı Beşşar Esed’in söz konusu suçları reddetmesi, rejimin ülkenin geleceğinde oynayacağı rol hakkındaki güveni zayıflatmaktan başka bir şeye yaramayacak.

Esed, mevcut gerçeklikten uzakta kendi kabuğunda yaşayan bir adama benziyor ve uluslararası tutumlar karşısında kendi pozisyonunu gözden geçirmeyi hiç düşünmüyor. Röportajlarından birinde dile getirdiği gibi Suriye’deki durumun Irak ve Lübnan’dan farklı olduğuna ikna olmuş. Bundan dolayı, her iki ülkedeki İran nüfuzuna karşı yapılan protestolar, onu geleceğinin kırılganlığı hakkında düşünmeye sevk etmiyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya