Lübnan petrolü ve gelirin Hizbullah’a gitmesi korkusu

Lübnan petrolü ve gelirin Hizbullah’a gitmesi korkusu

Perşembe, 14 Kasım, 2019 - 14:45
Beyrut Limanı’nda demirli bir petrol tankeri (AFP)
İstanbul/Şarku’l Avsat

Tony Boulos

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, seçilmesinin üçüncü yıl dönümünde görevi süresince imza atılan başarıları değerlendirirken konuşmayı yaptığı 31 Ekim tarihinden itibaren Lübnan’ın petrol üreten ülkelerin arasına katılacağını söyledi. Avn, bunun hükümetin petrol ve doğal gaz çıkarma konusundaki kararlılığı sayesinde olduğunun da altını çizdi. Lübnan ulusal birlik hükümeti Enerji ve Su Bakanı Nida Bustani da Total şirketinin petrol arama çalışmalarına başlamasıyla birlikte Lübnan’ın birkaç hafta içinde petrol üreten ülkeler arasına gireceği bilgisini verdi. 
Total’in çalışmaları askıya alındı

Devletin önde gelen isimlerinin Lübnan’ın yakında petrol üreten ülkeler arasına gireceğine dair açıklamalarının üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki Total’den yapılan açıklamada Lübnan’da doğalgaz çıkarmaya 2029 yılından önce başlatılamayacağı duyuruldu. Açıklamada çalışmaların seyriyle ilgili şu zaman çizelgesine yer verildi:

- 2020 yılında keşif kuyusu sondajı ve petrolün bulunması.

- 2021 yılında petrolün miktarı ve kalitesinin ölçülmesi için değerlendirme kuyusu sondajının yapılması.

- 2021 ve 2022 yılları arasında ticari fizibilite açısından konsorsiyumun nihai yatırım kararı alması.

- 2022 ile 2026 yılları arasında konsorsiyumun petrol üretim planı için devletten onay alması ve petrol sahası, boru hatları ve altyapının inşası.

- 2026 ile 2029 yılları arasında altyapı hazırlığının tamamlanması.

- 2029 yılı sonunda petrol ve doğalgaz çıkarmaya başlanması.
Petrol başlığı altında siyasi tartışma

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan üst düzey bir siyasi kaynak, Lübnan'daki petrol sorununun ekonomik yatırımdan ziyade siyasi bir araç haline geldiğini öne sürdü. 2012'den bu yana Lübnan'da petrol sektörüne yönetim kurulu üyelerinin atandığını, çok sayıda uzman ve danışmanın işe alındığını ve 8 yıldır herhangi bir üretim olmadan bu kişilere maaş ödendiğini belirten kaynak söz konusu ödemelerin siyasi çıkarlar bağlamında yapıldığını söyledi.

Lübnan’ın petrol üreten ülkeler arasına katılması meselesi, sadece petrol kuyularının keşfedilmesiyle ilgili bir konu değil. Özellikle Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ile çalışan uluslararası pazarların ihracat yollarının da güvence altına alınmasıyla ilgili bir konu. Bu da meseleyi mükemmel bir siyasi tartışma malzemesi haline getiriyor. ABD’nin uyguladığı yaptırımlar nedeniyle dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olan İran’ın yasal pazarlara bir varil dahi petrol ihraç edemediğini belirten kaynak buna karşın Tahran’ın karaborsada kaçak yollarla petrol satabildiğini aktardı.
Hizbullah engeli

Kaynak, tüm bunların yanı sıra kaynak petrol gelirlerinin Lübnan’da siyasi bir karar alıcı olarak görülen ve İran’a bağlı olan Hizbullah’ın finanse edilmesinde kullanılabileceği gerekçesiyle OPEC ile uyum konusunda bir takım önemli engellerin olduğunu söyledi. Böyle bir durumda Lübnan petrolünün İran'ın ABD yaptırımlarını atlatmak için bir arka kapı haline geleceğini belirten kaynak ayrıca Suriye rejiminin de Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi’nin 7. Bölümü uyarınca uygulanan uluslararası yaptırımları atlatmasına yardım edebileceğini kaydetti.

Lübnan’ın güneyde İsrail ve kuzeyde Suriye ile deniz sınırları sorunu ise halen devam ediyor. Bu da sınır kesimlerinde yatırım yapmak için ihalelere girmek isteyen şirketlerin yapacağı anlaşmaların önünde engel oluşturuyor. Rusya’nın Lübnan’daki çıkarlarını genişletme ve İsrail’in güney sınırlarını ele geçirme arzusunun yanı sıra Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki eski sınırlama konusuyla ortaya bölgesel bir rekabet çıkıyor.

Bununla birlikte eğer doğalgaz keşfedilirse taşınacağı en yakın rafineri İsrail ham petrolünü de rafine eden Güney Kıbrıs'taki rafineri olacaktır. Çünkü Lübnan'da bir rafineri inşa etmenin maliyeti 10 milyar doları aşabilir. Yapımı en az 5 yıl sürecek olan bir rafinerinin bu maliyeti çevreye verdiği zarar açısından da ekonomik olarak mümkün olmayabilir.
Fransa, petrol anlaşmalarını destekliyor

Fransız diplomatik kaynaklara göre Paris, Lübnan'ı gelecekte petrolünü çıkarması ve ihraç etmesi için gereken uluslararası koruma kalkanı oluşturacak bir destek vermeye çalışıyor. Kaynaklar bu konuda Fransa'nın Güney Kıbrıs, İsrail ve ABD ile arasındaki koordinasyonun rolüne dikkati çekiyor.

Ancak kararname ve mevzuatların halen beklemede olduğunun ve onaylanması için siyasi uzlaşıya ihtiyaç duyulduğun altını çizen kaynaklar, Başbakan Saad Hariri’nin istifasının ardından Fransa ile yapılan petrol ve doğalgaz anlaşmalarının geleceğine dair kaygıları olduğunu dile getirdi.

Fransızların, Hariri'yi 2017 yılındaki istifasını geri çekmesi için sarf ettikleri çabalarının Lübnan'da petrol çıkarma çalışmalarına verilen destekle büyük ölçüde bağlantılı olduğunu vurgulayan kaynaklar, bu yüzden Hariri’nin söz konusu dönemde Beyrut'a dönmeden önce hükümet tarafından girişimleri yapılan önceki anlaşmaları sonuçlandırmak ve imzalamak için Güney Kıbrıs'tan geçmek zorunda kaldığını aktardı.

Fransa’nın Lübnan’daki tüm taraflarla olan iyi ilişkilerine güvendiğini belirten kaynaklar, petrol arama ve satış sürecine Hizbullah’ın giremeyeceği ve faydalanamayacağını düşündüğü anda Paris’in en kısa sürede hükümetin kurulması için bir iç formül oluşturabileceğine inandığını kaydetti.
Fransa ve İran arasında hem rekabet hem de fikir birliği var

Diğer yandan Batılı diplomatik kaynaklar, Lübnan’ın petrol üreten ülkeler arasına girmesi konusunda karamsar. Bu da Suriye kıyılarındaki petrol ve doğalgazın şu anda Rusya’nın himayesinde olduğu görüşünü güçlendiriyor. Bununla birlikte ABD, İsrail petrolünü ve doğal gazını kucaklarken Türkiye, Yunanistan ve Avrupa Birliği'ne (AB) karşın Kuzey Kıbrıs'taki petrol kaynaklarını kontrol altına almaya çalışıyor. Kaynaklar, Fransa'nın ne uluslararası ne de iç düzeyde henüz dengelenmemiş olan Lübnan ve Kıbrıs kıyıları arasındaki petrol alanını himayesi altına almaya çalıştığı görüşünde.

İran’ın Akdeniz’de bir limana sahip olmak istediğini vurgulayan kaynaklar, bu nedenle Lübnan limanlarının Rusya’nın Suriye rejimiyle limanlarını 50 yıllığına kiralamak için yaptığı anlaşmaların ardından Tahran için tek seçenek olduğuna inanıyor.

Fransa ve İran arasında hem rekabet hem de fikir birliği olduğuna dikkat çeken kaynaklar, bunun İran nükleer anlaşmadaki taahhütlerini ihlal ettiğini belirtirken ayrıca anlaşmada imzası bulunan diğer tarafların da anlaşmadan çekilmemelerini haklı gösterdiğini aktardı.



 


Editörün Seçimi

Multimedya