​Irak’ta Batı'nın ihaneti ile İran komplosu arasında ‘Öfke Baharı’

​Irak’ta Batı'nın ihaneti ile İran komplosu arasında ‘Öfke Baharı’

Çarşamba, 13 Kasım, 2019 - 14:45
Irak hükümetinin, İran’ın Bağdat’taki gösteri hareketini aşırı güç kullanarak kuşatma baskılarına boyun eğmesinden endişe ediliyor (Irak Evi Stratejik Araştırmalar Merkezi)
İstanbul/Şarku’l Avsat

Iraklı göstericiler, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve kota sistemiyle hükümete yerleştirdiği ajanların, Haşdi Şabi’nin ve İran adına çalışan gizli örgütlerin zulmüne karşı tek silahları olan meydanlardan ayrılmadan önce en ufak taleplerinin DAHİ karşılanmasını istiyor.

Iraklı Şiiler tarafından otorite kabul edilen dini mercii ve hükümet içindeki bazı taraflarca destek verilen göstericilerin talepleri, açık olmasına rağmen aşırının da üstünde bir şiddetle karşı karşıya kaldı. Olayların başından bu yana 300 kişi hayatını kaybederken, yüzlercesi de yaralandı.
Batı’nın suskunluğu ve ihaneti

Irak’taki gelişmeleri takip edenler, ülkedeki yönetimin, uluslararası sessizliğin sürdüğü bir ortamda göstericilerin en ufak talebi olan hükümetin düşürülmesi konusunda ikna olmadığı görüşünde. Dolayısıyla Mişari Zeydi gibi Arap analistler, şu sorgulamayı yapıyor: “2009’da gerçekleşen Yeşil Hareket’te daha önce İranlılara sırtını dönen Batı, şuan Iraklıları yalnız bırakacak mı, bırakmayacak mı?”

Independent Arabia’dan Mustafa el-Ensari’nin haberine göre, Bağdat Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Menaf el-Museri, El Hades televizyon kanalına yaptığı açıklamada, göstericilere yönelik şiddetin aşırı güç kullanımını da geçerek kasıtlı adam öldürmeye dönüştüğünü söyledi.

Museri, “Güvenlik güçleri protestolarda aşırı ve hatta aşırının da üstünde bir şiddet kullandı. Siyasilerin ve dini otoritenin (Sistani) yetkililere yönelttiği sorular yanıtsız kaldı. Uluslararası örgütlerin cılız tepkileri, göstericilere bu örgütlerin güvenlik güçlerinin kabul edilemez güç kullanımını görmezden geldiğini düşündürüyor” dedi.

Gösterilerin temel hedefi, İran’ın Irak’taki hegemonyasına son vermektir. Kral Faysal Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan yeni raporda, bu hedefin başarıya ulaşmaması adına en kötü senaryo çiziliyor. Buna göre, Irak’ta Kasım Süleymani’nin kontrolündeki Haşdi Şabi unsurlarının protestolara karşı şiddetin dozunu daha da arttırması ve gösterileri organize edenlere karşı kaçırma veya suikast girişimleri olabileceği ihtimali dile getiriliyor. Bu senaryoyu önceden fark eden bazı gazeteci ve aktivistler, Bağdat’ı terk etti.
İran’ın ‘baskıdan’ başka seçeneği yok

Araştırma Merkezi’nin raporu, bu sistematik baskının zamanla birlikte protestoları engellemesini ve ivmesini yavaşlatabileceği konusunda uyarıyor. Bu yöntem daha önce Ağustos 2018’de Basra’daki gösterilerde kullanılmış ve sonuç elde edilmişti. Nitekim Basra’daki aktivistlerin bu süreçteki sessizliği dikkati çekiyor. Fakat bu yöntemin Bağdat’ta sonuç vermesi zor görünüyor. Çünkü buradaki gösterileri organize edenlerin tespit edilmesi engeli bulunuyor. İran’ın Irak’ta elde etmek için çabaladığı büyük çıkarlar ve Batı’nın ülkedeki istikrarsızlıktan bıkması, İran ve ajanlarının sistematik baskı seçeneğini daha gözü kara bir şekilde gerçekleştirmesi ihtimalini güçlendiriyor.

Kral Faysal Araştırma Merkezi’nin raporunda, ‘Irak’ta Öfke Baharı: Mezhepçi sisteme ölümcül darbenin vurulması’ başlığının yer aldığı kısımda, şu iki seçeneğin uzak bir ihtimal olarak görülmemesi gerektiği belirtiliyor: Birincisi, Iraklı siyasi partilerin göstericilerin taleplerini kabul ederek, Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin istifasını istemesi, ikincisi ise erken seçim.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, birinci seçenek yani Abdulmehdi’nin istifası, İran’ın müdahalesiyle şimdilik rafa kalktı ancak partiler sembolik bir değişim sağlayarak, siyasi geleceklerini garanti altına almak istiyor. Ancak bununla birlikte söz konusu partilerin başbakanlık koltuğu için yeni bir isim üzerinde uzlaşması pek mümkün görünmüyor. Fakat bu seçeneğin gerçekleşmesinin de sokağı sakinleştirme garantisi sunmuyor.

Geriye kalan erken seçim senaryosu ise kolay bir seçenek değil. Zira öncelikle seçimler 3 ay boyunca sürecek. Öte taraftan 2018’deki seçimlerin güvenirliğine ilişkin şüpheler henüz giderilmiş değil.
İran neden şeytanlaştırma taktiğini kullanıyor?

Rapora göre, seçim senaryosu gerçekleşse bile göstericiler, mevcut partilerin sahip olduğu geniş ağlar sebebiyle seçimlerde ciddi listelerin yarışmasını ve nihayetinde güvenilir bir seçimin yapılmasını sağlama gücüne sahip değil.

Raporda dile getirilen tezler, İran’ın politikaları üzerindeki araştırmalar ile Tahran’ın bölgedeki ideolojik ve siyasi hegemonyasında önemli bir yer tutan Irak faktörü üzerinde inşa ediliyor. Zira İran, Lübnan ve Irak’taki ayaklanmalara, bölgedeki çıkarlarını tehdit ettiği için karşı çıkıyor. Eğer İran’ın, Irak’ta çıkarları olmasaydı, göstericileri desteklerdi.

Irak’ta İran’a yakın siyasetçiler mevcut hükümette büyük bir nüfuza sahipler. Aynı şekilde, İran’ın ABD tarafından eğitilen Irak güvenlik güçlerini kontrolü altına almak için bir araç olarak gördüğü Haşdi Şabi, sahip olduğu etkiyi en çok Abdulmehdi hükümeti döneminde artırdı.

İran’ın gösterilere karşı kötü niyetlerine de işaret edilen raporda, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in gösterileri Irak’ın istikrarını sarsmak isteyen Avrupa’nın komplosu şeklinde nitelediği ifadelerine de yer veriliyor. Hamaney söz konusu açıklamasında, “Irak ve Lübnan'ı seven herkesi, ABD, İsrail ve diğer bazı Batılı ülkelerin neden olduğu isyan ve güvensizlikle mücadele çağrısında bulunuyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Rapordaki değerlendirmelere göre İran, Irak’taki ayaklanmayı bastırmak için iki yola başvurdu: Birincisi, Irak güvenlik güçlerindeki bazı kişilere protestoları şiddetle bastırma konusunda eğitim verildi. İkinci yol ise, Irak Başbakanı Abdulmehdi’nin gitmesi için çabalayan Mukteda es-Sadr ile Hadi el-Amiri arasındaki koalisyona Kasım Süleymani’nin eliyle son verilmesi.
İran’ın bölgedeki hegemonyasında Irak’ın konumu

İran’ın Irak’taki müdahalesine ışık tutan analiz raporlar, sahada yeni bir gelişmenin yaşanmasının ağır bedelleri olacağını belirtiyor. Şöyle ki, eğer Tahran’ın vekalet güçleri, kendileri için hayati önem arz eden kontrolü kaybederse, Şii Iraklı milliyetçilere, Sünni siyasilere ve göstericilere zarar vermekten geri durmayacaktır. Çünkü Irak, İran’ın bölgedeki hegemonyası için bel kemiğini oluşturmaktadır. Iraklı araştırmacı Faris İlyas’a göre, Irak’ta kendisini destekleye Şii azınlığı kullanarak, bölgesel stratejisini gerçekleştirmeyi -ki bu strateji diğer bölge ülkelerinden farklı- ve yayılmacı politikalarını hayata geçirmeyi hedefliyor.
Tahran kendini hedef haline getirdi

Irak’taki statüko, İran’ın endişelerini haklı çıkarıyor. Zira Tahran, Irak’taki gelişmeleri kendi stratejisi için tehlikeli görüyor. Bu durumu, Kral Faysal Araştırma Merkezi’nin raporu da destekliyor. Nitekim rapora göre, Iraklı göstericiler artık İran’ın rolüne karşı daha sert bir tavır takınıyor. Iraklı Şiilerin en büyük dini otoriteri Ali es-Sistani, son Cuma hutbesinden verdiği mesajlara İran’ın ülkedeki müdahalesini dolaylı yollardan eleştirdi. Sistani, açıklamasında, “Hiçbir grubun veya bölgesel ve uluslararası tarafın, Iraklıların iradesini gasp etme ve kendi görüşünü onlara empoze etme hakkı yoktur” ifadelerini kullandı.

Irak’ta statüko hangi yöne evrilirse evrilsin, muhaliflerin siyasi değişiklik talepleri, İran’ı mevcut durumu korumasına ve kendini hedef haline getirmesiyle sonuçlandı. İran bunu daha önce de, Irak’taki önde gelen bir siyasi parti eliyle Abdulmehdi’nin görevden alınmasına engel olması ve göstericilere karşı şiddete destek vermesiyle aynı konuma düşmüştü. Gösteriler devam ederse, İran etkisinin azalması ihtimal dâhilindedir.


Editörün Seçimi

Multimedya