​Lübnan’da tencereler kimin için çalıyor?

​Lübnan’da tencereler kimin için çalıyor?

Çarşamba, 13 Kasım, 2019 - 13:15
Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni

Lübnan'da din adamları, bankacılar, siyasetçiler, silah ya da uyuşturucu satıcıları gibi sanki ülkeyi yöneten gizli bir topluluk var. Ya da bazı insanlar öyle olduğunu düşünüyor. Lübnan’da hakiki bir değişim neredeyse imkansız görünüyor. Veya başka bir bahara kalıyor...

İnsanların sokağa çıkıp tencere tava çalmaları ve siyasetçilere olan öfkenin ülkenin dört bir yanında günlük kutlamalara dönüşmesi, yalnızca yaşamsal ve siyasi konulara dikkat çekmekle kalmadı. Aynı zamanda 1970'lerin ortalarında mezhep ve siyasi bağlamda bölünen Lübnanlıları ilk kez birleştiren toplumsal şikayetlere de parmak bastı.

Söz konusu öfke, hükümetteki üst profili hedef aldı: Hristiyan cumhurbaşkanını, Sünni başbakanı, Şii meclis başkanını ve devletinkinden daha büyük bir paralel orduya ve daha fazla güce sahip olan Hizbullah’ın lideri gibi gizli güçleri.

Batık geminin kaptanları tarafından bulunan çözümlerin çoğu, daha fazla vakit kazanmak adına bir oyunmuş gibi görünüyor. Doğruyu söylemek gerekirse vakit zaten Lübnan’daki en ucuz şey. Lübnan, Filistin davası dışında eşi benzeri görülmemiş daimi bir krizin tam da içinde bulunuyor. Şaşırtıcı olan ise şu; iç savaşın resmî olarak sona ermesinden bu yana sivil yaşamın geri dönmesini engelleyen hiçbir neden yok. Savaş 1991’de durmuştu ancak savaş düzeni devam etti.

Mevcut kriz için devlet harcamalarını kısarak yolsuzlukla mücadele etmek için ekonomik iyileştirme reçeteleri ve çeşitli çözümler sunuldu. Ancak Lübnan’ın hastalığı sadece yüksek ateşten ibaret değil, Lübnan kanserdir...

Harcamaları azaltmak ya da bazı ‘şişman kedileri’ tutuklamak ne uluslararası yatırımcıları ne de Lübnanlı gurbetçileri ikna etmeye yetmeyecek. Göçler yine devam edecek, insanlar şikayet etmek için yine sokağa dökülecek.

Lübnan’ın ihtiyacı olan şey, rejimin baştan ayağa rehabilite edilmesi. Zaten vatandaşlar için sorun olan bu rejim, daha da önemlisi bölge için de sorun teşkil ediyor. Zira Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de bazı örgütler hükümetlerin farklı hedeflerine hizmet eden piyasada savaşacak paralı askerlerin istihdamı için kullanılıyor. Yitirilenlere bakılırsa önerilen siyasi ya da ekonomik çözümler, krizin ömrünü uzatmaktan ve zaten hasta olan ülkeyi daha da yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.

Kıyılarında petrol ve gazın keşfedildiği bilgileri sızdırıldığında, iyimser olanlar nihayet şanslarının yaver gittiğini düşünüyordu. Bekledikleri beş yılın ardından bunun bir serap olduğunu biliyorlardı. Araştırılıp kesin bir karara varıldığında önümüzdeki ocak ayında ihracatı başlayacak olsa bile aynı siyasi yapının varlığı devam ederken bu husus da Lübnan sorununa bir çözüm olmayacaktır. Siyasi güçlerin bunları paylaşma konusundaki anlaşması eski durumun önümüzdeki uzun yıllarda da devam edeceğini kanıtlayacak. Çatışmaları artıracak olan petrol, ülke içindeki güç dengelerini korumada dinlerin ve dış ittifakın kullanılmasını artıracak. Petrolün Yemen, Sudan, Suriye gibi ülkelerde çıktığını ve üretildiğini unutmamak gerek. Bu ülkelerde sefaletten başka bir şeyi artmadı. Bir varilin değeri 100 dolardan fazla olduğunda bile hükümetleri daha şefkatli ya da daha başarılı olmadı. Asgari istikrar, egemenlik ve adalet sağlayan, yabancı kiralamayla beraber İran’ı ve diğerlerini bitiren ve iç yağmalamayı durduran güncellenmiş bir siyasi sistem olmadan bu kriz küçülmeyecek, aksine daha da büyüyecek. İnsanlar yine sokaklara çıkacak, yine tencere tava çalacak.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya