​'Dördüncü Sanayi Devrimi'nin eşiğinde

​'Dördüncü Sanayi Devrimi'nin eşiğinde

Çarşamba, 13 Kasım, 2019 - 12:15
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür

Karl Marx’ın ölümünden bu yana yaklaşık 130 yıl geçti. Bugün, sosyal kalkınmanın yolu olarak önerdiği ideolojik modelin başarısız olduğunu, felsefi temelinin 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar Avrupa akademilerinde yürürlükte kalmasına rağmen bilimsel eleştiri karşısında dayanamadığını biliyoruz.

Ancak bu, kuşkusuz bir yandan bilimin diğer yandan siyasal hayatın ilerlemesine katkıda bulunan felsefi yaklaşımlarının değerini azaltmaz.

Marx’ın dikkat çekici düşüncelerinden biri de makine ve aletlerin kendisini kullanan kişilerin zihniyetine etkisine ilişkin bakış açısıdır. Marx’a göre, fabrika işçileri toplumun kalkınmasına katkıda bulunma ve gelişme konusunda daha yeteneklidirler. Çünkü onlar –Marx’a göre- endüstriyel makinelerin temsil ettiği dünyadaki gelişim akımı ile daha bağlantılıdırlar.

Marx, bu işçileri modern hayat akımından soyutlanmış bir şekilde yaşayan benzerleri olan çiftçiler ile karşılaştırır.

Bu düşünce, Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Klaus Schwab’ın “Dördüncü Sanayi Devrimi” ile ilgili yazısını okurken aklıma geldi. Schwab bu yazısında, dördüncü sanayi devriminin etkilerinin sadece yaşam ve iş düzenini, pazarlar arasındaki ilişkileri değiştirmek ile sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda şeyler, kendimiz ve dünyaya ilişkin düşüncelerimizi de değiştireceğini belirtiyor.

İnsanın kendisi, çevresi ve diğer insanlar ile ilişkileri hakkında düşünürken takip ettiği yöntem ve kullandığı araçlar, bugün bildiğimizden farklı yeni kavramlar lehine sahneden çekilecek.

Schwab, birinci sanayi devriminin başlangıcını ulaşım ve endüstri alanında buharlı makinelerin kullanılmaya başlamasına (üretimin makineleştirilmesi) bağlıyor.

İkincisini, seri üretime geçilmesini sağlayan elektriğin sanayiye girmesine bağlıyor.

Üçüncüsünü, bilişim teknolojilerinin insanların günlük hayatına girmesine bağlıyor.

Dördüncü sanayi devriminin en önemli özelikleri ise dijital tekniklerin, fiziksel, dijital ve biyolojik olanın arasındaki mesafeyi azaltacak kadar insan yaşamının en ince ayrıntılarına nüfuz etmesidir.

Gelecek 10 yıl içerisinde belki de makine ve canlı organizmalar arasındaki ilk bağımsız etkileşimin “prototipini” bile görebiliriz.

Halihazırda bilgisayarların doğrudan insan beyninden direktif almasını sağlamayı amaçlayan araştırmalar yapıldığı söyleniyor. Bu da söz konusu yönde önemli bir adım oluşturuyor.

Schwab’ın bu görüşü dolaylı olarak Marx’ın, mikroskobun virüsleri arama yöntemini sınırlaması dolayısıyla araştırmanın sonuçlarının belirlenmesine katkıda bulunması gibi anlama aracının da düşünmenin kapsamını ve yönünü belirlemeye katkıda bulunduğu görüşü ile uyumludur.

Şeylerin interneti çağında (gelecek) şeyleri anlamak buharlı motorlar çağında bağlı olunanlardan çok farklı araçlara bağlı olacaktır.

Bugünlerde herhangi bir konuda düşünmemiz gerektiğinde bizden öncekilere nasip olmayan bir bilgi, veri ve görsel denizinin sahillerinde duruyoruz. Bundan 10 ya da 20 yıl sonra ise torunlarımız bugün hayal ettiğimizden çok daha geniş fırsatlara sahip olacaklar.

Bizden öncekilere kıyasla bu veriler sadece ek veriler değildir. Farklı bir felsefe ve düşünce metodudur. Kişi ve diğerleri arasında farklılaşmış bir ilişkidir.

İçten yanmalı makinelerin ortaya çıkışı ile bir dünya tamamen ortadan kalktı.

İkinci nesil akıllı telefonların ortaya çıkışı ile ikinci bir dünya ortadan kalktı.

Diğer bir deyişle bir zamanlar insanların düşündüğü bazı şeyler ortadan kalktı ya da kenara itildi.

Yeni düşünce alanları ortaya çıktı. Sınırlı bir çevrede düşünerek üretilen zihniyet, açık bir çevrede gelişen ve çevresindeki dünya ile hızla etkileşime giren zihniyetten çok farklıdır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya