Lübnan toplumsal çöküşe sürükleniyor...

Lübnan toplumsal çöküşe sürükleniyor...

Çarşamba, 13 Kasım, 2019 - 09:00
Gerçekten de Albay’ın kendisine yazacak kimsesi kalmadı.

Gabriel Garcia Marquez’in Albay’ı bizde General.

Generalimiz birini beklemeyi bıraktıktan sonra birçokları da onu beklemeyi bıraktılar.

Kelimenin geniş anlamıyla otoritesi bizzat Avn ailesinin fertleri, Hizbullah, bazı destekçileri ve yandaşları ile sınırlı hale geldi.

Öte yandan bazı milletvekilleri, Meclis'teki grup başkanları ile aralarına mesafe koymaya başladı. Merkez Bankası ile Lübnan Bankalar Birliği arasında anlaşmazlık baş gösterdi. (Bu arada, bu anlaşmazlık basın toplantısında Riyad Selame’nin yaptığı konuşmanın işaret ettiği en önemli şeydi. Selame diğer şüpheli verilerin verdiği güvencelerin aksine bizleri daha da endişelendirdi.)

Politikacı ile teknokrat ve tekno-politikacı arasındaki öncelik tartışması, düzenleme mi görevlendirme mi önce gelmeli münakaşasından bahsetmiyoruz bile...

Bir şeyleri açıkça telaffuz yeteneği kaybedildi. Kelimeler sahiplerine ihanet etmeye başladı.

Borçları başka borçlar ile kapatmak (CEDRE vb.), çok geçmeden karşımıza olduğundan daha büyük bir şekilde çıkacak krizi ertelemekten başka bir şey değil.

Ancak bu sakinleştiriciye bile etkisini gösterme fırsatı verilmeyebilir. Zira CEDRE, hiç kimsenin sunma gücüne sahip olmadığı reformlara bağlı. Hatta Fransa’nın CEDRE’den tamamen geri çekildiğini söyleyenler de var.

Öte yandan ortada bir hükümet de yok ve yakın bir gelecekte kurulacak gibi de görünmüyor.

Hizbullah ile uluslararası toplum arasındaki ilişki, krizi her türlü açılım ve yumuşamayı daha karmaşık hale getiriyor.

ABD yaptırımları bu krizin tek değil ama en önemli işaretlerinden biri sayılıyor.

Lübnan’ın yeni kredi notu da kredi ve yardım alma olasılığını azaltıyor. Yapılan bütün hesaplamaların ardından Lübnan rejiminin ekonomiyi canlandırmakta güvendiği bütün sektörlerin kötü günler yaşadığı ortaya çıkıyor.

Paralel iç ekonomiler ve ona paralel siyasi liderlikler de kriz dağıtım ağı olarak çalışıyorlar.

Hizbullah Genel Sekreteri, çözüm olarak bizlere Çin, İran ve Esed Suriyesi'ni öneriyor!

Politik açıdan da durum daha iyi değil. Bir anlığına bazılarımız, neo-Şihabçı* bir deneyimin ya da Sudan’da olduğu gibi yetkilerin kısa bir süreliğine halk hareketi ile Askeri Geçiş Konseyi arasında dağıtılmasının çözüm olabileceğini düşünebilir.

Ancak bu, ordu genel siyasi roller üstlendiğinde endişeye kapılan Hizbullah’ın gölgesinde imkansız gözüküyor.

ABD’nin bölgeden geri çekildiği bir dönemde dünyanın Lübnan için yapabildikleri, Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi Başkanı’nın başkanlık ettiği bir Fransız heyetinin Beyrut’a yaptığı bir keşif ziyareti ile sınırlı.

Kriz kapsamlı olduğu için her şey yıkılıyormuş gibi görünüyor.

Her tür haklı talep birbiri ardınca sokağa iniyor ve her şeyi kapsıyorlar: Çevre, sular, elektrik, eğitim, cinsiyet, konut, sınıflar, sektörler, bölgeler, aileler, bireyler...

Demokrasi sadece popülizmin yükseldiği bir zamanda yaşadığımız için değil diğer iki nedenden ötürü de çatışmaları kendi kendine tükenmeye bıraktı.

Birincisi; demokrasinin Lübnan’da politikanın yolsuzluk modelinin bir örneğine dönüşmesidir. Yani demokrasinin, parayı iç edenler için bir vitrine dönüşmesidir.

İkincisi; Lübnanlılar arasında çok geniş kesimlerin, geçmişte kendilerine uzun bir yaşam garantisi veren uzlaşı çadırından çıkmaya başlamalarıdır. Ulusal birlik hükümetleri demokrasiyi zayıflatma misyonlarını yerine getirdiler. Provokatör Cibran Basil yapacağını yaptı!

Kapitalizm de çözüm değil çünkü Lübnan’da, kapitalizmin ruhu ile çelişen “Rant ideolojisi” adı verilen başka bir ideoloji egemendir. Rant ideolojisi ve servet birikimi kapitalizm öncesi toplumların temel özelliklerindendir. Buna karşılık kapitalizmde sermaye, üretim, çalışma ve yorulma hatta kemer sıkma ile birikir.

Rant ideolojisi ise para ile ve onu harcamakla övünür. Utanmaz bir sefahat ile onu sergiler. Kurumların, şirketlerin ve bankaların müdürlerinin aldıkları dolgun maaşlar ve çocukları için yapılan yüksek maliyetli düğünler. Aşırı bir biçimde üreyen yıldızlar, lüks evler ve otomobiller, “Altın çocuklar” adı verilen borsa kahramanları...

Oysa kapitalizm rant ideolojisinin aksine böylesi bir tabloyu utanç verici bir sorun olarak görür; Bu sebeple de bu tabloyu toplumu inşa ederek, modernleştirerek, geliştirerek ve orta sınıfını genişleterek gidermeye çalışır.

Bugün rant ideolojisi, genel olarak küresel düzeyde ve özel olarak bizde bir krize girmiş durumda. Bu ideolojiyi benimseyenler hırsızlıkla suçlanıyor ve yağmaladıkları malları iade etmeleri isteniyor.

Bundan dolayı hem onların hem de bizim düştüğümüz duruma bir bakın:

İthalat finansmanında ve ithalatçılara verilen kredilerde düşüş, mevduat sahiplerinin taleplerinin yerine getirilmesine sınır koymak.

Bunlar tükettiklerinin büyük bir bölümünü ithal eden kapitalist bir ülkede yaşanıyor!

Çözüm? Temsilciler Meclisi'nin düzenleyeceği oturum, halk baskısı altında ertelense de bu oturumun niyetini ertelemek zor.

Temsilciler Meclisi devrime karşı sanki hiç yaşanmamış gibi davranıyor. Yargıyı kandırıyor hatta daha da ileri giderek bağımsızlığını tahrip ediyor. Mağdurlara af örtüsü altında yolsuzlara af sağlıyor. İşte yöneticilerimiz bu zihniyet ile hareket ediyorlar.

Bu durum uzun süre bu şekilde devam edemez.

Devrim, zorla bastırılamasa da barışçıl yönünü koruyamayabilir. Açlık ve umutsuzluk altında ezilenler kibarlıklarını bir yana bırakabilirler. Sesler karşılıksız kaldığında yaralayıcı eylemlere dönüşebilirler.

Bugünden sonra ve bu tür resmi karşılıkların ardından kim, bankaların, politikacıların ve zenginlerin evlerini yağmalama eylemlerinin gerçekleşmeyeceğinin garantisini verebilir ki!?

Kim umutsuzluğun etkisi ile terörist grup ve örgütlerin kurulmamasının garantisini verebilir ki?

Bu tıkanıklıktan doğrudan çözümler ile çıkmak zor. Ancak bu felakete neden olanlara tavsiyemiz, öneriler sunmayı bırakıp kamu sahnesinden çekilmeleridir.

Bunu hemen bugün yapmaları yarından daha iyidir.



* Yazar, neo-Şihabçılık ifadesiyle Lübnan tarihinde 1958’de yaşanan siyasi kriz sonrası, dönemin Cumhurbaşkanı Kamil Şamun’un görev süresinin uzatılması ve ordu komutanı Fuad Şihab’ın Cumhurbaşkanı olarak seçilmesiyle varılan uzlaşıya atıf yapıyor. (Editör)

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya