​Ne oluyoruz?

​Ne oluyoruz?

Çarşamba, 13 Kasım, 2019 - 07:00
“İsrailoğullarını denizden geçirdik; derken kendilerine mahsus bir takım putlara tapan (ayetin orijinalinde –ye’kifun-ifadesi geçiyor ve tam da tapınma amaçlı saygı duruşu anlamına gelir) bir kavimle karşılaştılar. Bunun üzerine, ‘Ey Musa! Onlara ait tanrılar gibi, sen de bizim için bir tanrı yap’ dediler. Musa dedi ki: ‘Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz!’”

Seyyid Kutub’un muhteşem eseri “Fuzilal’il Kur’an” tefsirini tercüme ettiğimiz yıllardı. Doksanlı yıllar. Bir gün önce Araf suresinde yer alan bu ayetin tefsirini tercüme etmiş ve o gün de yayın evine teslim edecektim. Laptop, e-mail… falan yoktu, en azından benim yoktu. Tercümeleri elle yazıyordum.

Sabah erkenden Ümraniye tarafından yola çıktım, Üsküdar’da vapura binip karşıya geçtim. Vapurdan inip rıhtıma ayak basmıştım ki acı acı öten bir siren sesi. Önce şaşırdım. Sonra herkesin olduğu yerde durduğunu görünce anladım.

Günlerden 10 Kasım’dı ve saat dokuzu beş geçiyordu. Ayetin tefsiri zihnimde canlı canlı zonkluyordu. Duran adamlar arasında bir mayın tarlasında yürüyormuşum gibi yürümeye devam ettim. Her an biri yakama yapışabilirdi, değilse bir polis çevirip karakola götürebilirdi. Ürkerek, korkarak, terleyerek geçtim öylece kımıldamadan duran adamların arasından.

Bir türlü bitmiyordu siren sesi ve ben durmuyordum, yanaklarımdan sicim gibi akan terlere rağmen. Rıhtımın az ötesinde bir alt geçit var. Geçide vardığımda siren sesi kesildi. Ortalığı bir uğultu kapladı, arabalar homurdanmaya, satıcılar bağırmaya başladı yeniden. Ellerinde palalar, baltalar hepsi üstüme üstüme geliyorlar sandım.

Geçit karanlıktı ve ben karşıma Kızıldeniz gibi çıkan bu geçidin karanlığına atladım. Geçidin öbür ucuna vardığımda arkasında Firavun kavmi, can havliyle kendilerini Kızıldeniz’e atmış ve denizi aşmış Musa’nın kavmi kadar mutlu hissettim. Kurtulmuştum. Hz. Ali gibi “Kabenin Rabbine andolsun kazandım” demek geldi içimden.

Geçenlerde 10 Kasım manzaralarına ilişkin bir video izledim sosyal medyada. Saat dokuzu beş geçe Marmaray’da denizin yedi kat altında. Tren durmuş, bütün yolcular ayakta hareketsiz duruyorlar. Videonun altındaki bir yorumda “Havadaki uçaklar ne yaptı acaba” diye yazmıştı birisi. Bir an için kendimi Marmaray yolcuları arasında düşündüm ve doksanlı yıllarda yaşadığım o olaydaki gibi soğuk terler dökmeye başladım.

Bir akşam televizyon kanallarından birinde bu mevzu tartışılıyordu. Konuşmacılardan biri bu tür ibadeti andıran ritüellerden dolayı gelen eleştirilere cevap niteliğinde “ABD’de ve hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde kurucu liderler vardır ve bu liderlere bu tarz bir tazim göstermek ulus devlet olmanın şartıdır” gibisinden bu durumun normal olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bunu duyar duymaz, yazının başında yer verdiğim ayetin yer aldığı Araf suresinde ve başka surelerde üzerinde durulan İsrailoğullarına ilişkin kıssa aklıma geldi.

İsrailoğulları, kendini Mısır’ın en yüce ilahı ilan eden ve bunu dayatan, halkını akılsızlaştırıp kendine taptıran Firavun yönetimi tarafından köleleştirilmişler. Kur’an’ın haber verdiğine göre Firavun, İsrailoğullarının erkeklerini boğazlayıp kadınlarını da sağ bırakıyordu. Tabi yine Kur’an ifadesiyle İsrailoğulları büyük bir zulüm altında yaşıyorlardı.

Allah Hz. Musa’yı peygamber olarak gönderir ve tevhid inancını tebliğ ederek İsrailoğullarını özgürlüklerine kavuşturmasını emreder. Hikaye uzun. Musa peygamber uzun bir mücadeleden sonra İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtararak özgürlüklerine kavuşturur. Kızıldeniz’i yararak özgür bir ortama kavuşturduğu İsrailoğulları, burada bir toplulukla karşılaşırlar. Topluluğun putları var ve çeşitli vesilelerle bu putların karşılarına geçerek tapınma amaçlı saygı duruşunda bulunuyorlar. Musa’ya bizim de böyle bir putumuz olsun derler.

Tevhid sayesinde kavuştukları özgürlüğün kıymetini bilmeyen bu nadan kavme Musa’nın cevabı muhteşemdir: Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz!

İsrailoğullarının yaşadıkları bu süreci zihnimde canlandırırken İslam ümmetinin batı karşısındaki hali aklıma geldi. Özellikle Araplar, Farslar, Türkler ve Kürtler… İslam’dan önce ne halde olduklarını bilmeyen yok. Dünyada esamileri okunmuyordu. Araplar çöllerde ahlaki, siyasal, sosyal ve inanç açısından son derece ilkel bir hayat yaşıyorlardı. Putlara tapıyor, bugünkü gibi bitmez tükenmez kabile savaşlarıyla birbirlerinin kanını döküyorlardı. Kur’an onların bu hayatını “Cahiliye” olarak nitelendirir. Türkler.

Siz bakmayın geriye doğru inşacı güya tarihçilerin abartmalarına. İslam’la birlikte tarih sahnesine çıktılar ve bütün dünyanın saygı gösterdiği milletlerden biri oldular. Görkemli medeniyetlerle anıldılar. Kürtler gah Bizansın gah İran’ın egemenliği altında vatanlarının sarp dağlarında her türlü baskıya maruz kalarak hayat sürdürmeye çalışıyorlardı. Farslar görece bir imparatorluğa sahiptiler ama şirkin, ahlaki çürümüşlüğün zirvesine çıkmışlardı. Derken İslam geldi. Bu saydığım milletleri ve daha nicelerini cahiliyenin karanlığından kurtarıp özgürlüğüne kavuşturdu. Adam etti adeta. Hakimiyet, medeniyet, fazilet, fütüvvet sahibi milletler oldular.

Dünyada erdemleri temsil ediyorlardı. Sonra karşılarına Avrup medeniyeti çıktı. Kalkınma, teknoloji diye bir putları vardı. Alabildiğine parlak. Bu putlarına saygı duyuyorlardı ve dünyanın geri kalanlarına saygı duymaları için psikolojik baskı yapıyorlardı. Bu albenisi yüksek parlak put Müslümanların aklını başından aldı. İslam’dan önce yaşadıkları zilleti ve İslam’la birlikte kavuştukları izzeti unuttular. Bizim de böyle sabah akşam önünde durup saygı duyacağımız bir putumuz olsun dediler ve tabi tekrar gerisin geri eski cahiliyelerinin girdabına düştüler.

İsrailoğulları karşılarına çıkan kavmin putlarına özenip kendilerine altından buzağı heykelini yapıp tapmaya başladıktan sonra kırk sene boyunca birbirlerinin kanını döktüler. Bugün Müslüman milletlerin aralıksız birbirlerinin kanlarını dökmelerine biraz da bu gözle bakmak gerekir. Yaşanan Müslümanlar arası iç savaş, tevhidin, özgürlüğün, erdemin kıymetini bilmemenin, düzmece tanrılara tav olmanın cezası olabilir.

Biz gerçekten cahil bir toplumuz!   

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya