​Riyad Anlaşması: Suudi Arabistan diplomasisi için tarihi bir an

​Riyad Anlaşması: Suudi Arabistan diplomasisi için tarihi bir an

Salı, 12 Kasım, 2019 - 15:00
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
Kral Selman bin Abdulaziz’in himayesi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed, Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur Hadi ve Güney Geçiş Konseyi Başkanı Aidarus el-Zubeydi’nin katılımı ile 5 Kasım 2019 Salı günü Yemen hükümeti ile Güney Geçiş Konseyi arasında Riyad Anlaşması imzalandı.

İmzalama töreninden önce bir dizi toplantı ve görüşmeler düzenlendi. İmza töreninin tarihi birkaç kez ertelendi. Tüm bu süreçte Suudi Arabistan diplomasisi, Yemen hükümeti ve Geçiş Konseyi arasında anlaşmanın özüne itirazları bulunan bazı kişilerin ektikleri mayınları etkisiz hale getirmekte büyük bir deneyim ve tecrübe gösterdi.

Bunu da Suudi Arabistan’ın kurucu kralı Abdulaziz döneminden beri Yemen’in krizlerinin karmaşıklığı ile başa çıkmak konusunda elde ettiği deneyim sayesinde başardı.

Veliaht Prensi’nin katılımcılara yaptığı karşılama konuşmasının başında işaret ettiği gibi Suudi Arabistan her zaman Yemen’in yanında yer aldı. Onun istikrarını korumaya önem verdi.

Bu bağlamda Veliaht Prens, Kral Selman’ın Suud Arabistan’daki bütün yetkililere, “Yemen’deki kardeşlerimiz arasındaki bölünmeyi sona erdimek için herkes elinden geleni yapsın” direktifini verdiğine işaret etti. 5 Ekim öncesi aşamaları yazacak ve inceleyecek olanların, ister meşruiyet çerçevesinde isterse Geçiş Konseyi takipçileri ve muhalifleri düzeyinde Yemen krizinin tarafları arasındaki “bölünme”  ile ilgili kıymetli dokümanlara ulaşacağını vurguladı.

Geçmişte rejimin Güneylilere yönelik davranış şekline, birleşmenin ardından Güneyi’i ortağı olarak görmediğine dair eleştiriler sadece Güneyliler tarafından dile getirilirdi.

Şeyh Abdullah bin Hüseyin El-Ahmar’ın deyimiyle Kuzey’in Güney’i ayrı bir devlet olarak değil de özünden ayrılan bir yapının özüne dönmesi gibi gördüğüne yönelik itirazlar, Güneyliler tarafından yapılırdı.  Ancak bu eleştiriler ve şikayetler şimdi açıkça eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih döneminde görev yapan şahsiyetler tarafından da dillendirilmeye başladı.

Nitekim son günlerde sosyal medya hesabından bu konuda yoğun paylaşımlarda bulunan eski Kültür Bakanı Halid el-Ruveyşan bir mesajında şöyle diyor: “Güney ve zenginlikleri için korkmamız ayıp değil! Ayrılıktan korkmamız ayıp değil! 6 milyondan fazla yani Güney’in nüfusu kadar Yemenli, Güney’de çalışıyor. Bunların kaderi ne olacak? Doğalgaz Şabva’da, petrol ve altın Hadramut’ta, balıkçılık Güney’de, devletin gelirlerinin %90’ı Güney’den”.

Bir başka mesajında ise el-Ruveyşan şunu söylüyor: “Güney’in zenginlikleri bütün Yemenlilerindir!

El-Ahmar’dan kendi hesabına çalışan petrol kuyularını bırakmasını ilk biz talep ettik. El-Zindani’den kendi hesabına çalışan balık şirketinden vazgeçmesini ilk biz talep ettik. Haşim el-Ahmar’dan mevduat gelirlerini biz istedik.

Hal böyle iken neden herkes cezalandırılmalı?

Eski bakan bu soruları sormakta çok gecikti. Kendisi Salih döneminde kültür bakanlığı yaparken Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Batılı liderlere Güney Yemen’e kalkınması ve yaşam standartlarının yükselmesi için büyük miktarda para akıttığını söylüyordu.

Almanya Federal Cumhuriyeti’ne yaptığı ziyaret sırasında Şansölye Angela Merkel’e,  Batı Almanya’nın Doğu Almanya ile birleştiği zaman yaptığı gibi Güney Yemen’i nasıl ayağa kaldırdığını anlatıyordu.

Elbette o zaman bakan el-Ruveyşan, ağzını açıp tek bir kelime bile söylememişti. Ancak şimdi sanki Güney hemen yarın Kuzey’den ayrılacağını açıklayacakmış gibi Riyad anlaşması öncesinde bu noktaları gündeme getiriyor.

Meşru hükümete bağlı taraflardan biri, Geçiş Konseyi’nin kendileri ile masaya oturmadan ve anlaşmayı imzalamadan önce koşulları ağustos ayında yaşanan olayların öncesine döndürmesi gerektiğini belirtti.

Yani kuvvetlerini, ele geçirdikleri devlet kurumlarından çekmesi, Husilerden kurtarılmış illerde tüm devlet kurumlarının faaliyete geçmesini sağlaması gerektiğini ifade etti.

Oturumlarını geçici başkent kabul edilen Aden’de gerçekleştirmesi yasak olduğu için ilk oturumlarını Hadramut iline bağlı Seiyun'da gerçekleştiren meclisin oturumlarını Aden’de sürdürme hakkına sahip olduğunu dile getirdi.

Riyad Konferansı’na hazırlık aşamasında Cumhurbaşkanı Hadi, 27 Ekim’de danışmanları ile birlikte bir araya gelerek Suudi Arabistan tarafı il bu bağlamda gerçekleştirilen yoğun görüşmelerin ardından ulaşılan anlaşma taslağını müzakare etti.

Bu toplantıda Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Muhsin el-Ahmer, Suudi Arabistanlı kardeşleri ile gerçekleştirdiği ve anlaşma taslağını ortaya çıkaran görüşmelere ilişkin raporunu sundu.

Yemen resmi haber ajansı SABA’ya göre bu taslak, Geçiş Konseyi’nin isyanı sona erdirmeyi, devletin ve kurumlarının geri dönmesini ve Cumhurbaşkanı Hadi liderliğinde meşruiyeti desteklemeyi kabul ettiğini doğruladı.

Bunun yanında Körfez Girişimi ve yürütme mekanizmaları, Ulusal Diyalog kararları ve başta 2216 sayılı karar olmak üzere BM kararları ve Riyad Konferansı kararlarının temsil ettiği üçlü referansı kabul ettiğinin de altını çizdi.

Toplantının resmi tutanaklarına göre bunlar yaşandı. Ancak sosyal medya araçlarında toplantı  çok farklı bir şekilde sunuldu.

Oldukça gürültülü şeklinde tanımlanan toplantıda bazı şahsiyetlerin hem hükümet hem de Geçiş Konseyi tarafından imzalanan taslakta yer alan bazı maddeleri değişmesini istediği bilgisini verdi.

Cumhurbaşkanı Hadi, nezaket gereği Riyad toplantısı akşamında yani 4 Kasım’da düzenlediği bir başka toplantıda, meşru hükümet ile dostane ilişkileri bulunan Güneyli bileşenlerden 9 lider ile bir araya geldi. Bu toplantıda Cumhurbaşkanı, Güney meselesinin Yemen’de barışın ve istikrarın özü olduğunu belirterek önemine vurgu yaptı.

Güneylilerin, rolünü, direnişlerini, fedekarlıklarını ve meselelerine adil çözümler bulma konusunda benimsedikleri vatansever tutumu övdü.

Güney Geçiş Konseyi cephesine baktığımızda ise destekçilerinin korkuya kapılmış olduklarını söyleyebiliriz.

Destekçileri, Konsey liderlerinin, bağımsızlık ve Güney devletini yeniden kurmaya yönelik açıkladıkları tutumlarından vazgeçmelerinden korkuyorlar. 2015 yılının başında Husi saldırılarının geri püskürtülmesinin akabinde Güney topraklarının büyük bir bölümü kurtarılmıştı.

Destekçileri ayrıca Geçiş Konseyi’nin, Güney illerinin çoğunda kontrolü ele geçirmesini sağlayan ağustos olaylarından sonra fiili otorite olarak elde ettiği kazanımlardan feragat etmesinden de korkuyorlar.

Kendisini desteklemeyen diğer Güneyli taraflar ise Geçiş Konseyi’nin sonunda Güney devletinin yeniden kurulması projesinden vazgeçeceğini, Ulusal Diyalog ve Güney’i ikiye bölen 6 eyalet projesinin  kararlarını tanımayı kabul edeceğini iddia ediyorlar. Uluslararası toplumun Geçiş Konseyi’ni Güney’in tek temsilcisi olarak tanımayacağı konusunda bahse giriyorlar.

Yukarıda bahsettiklerimizin ışığında, Suudi Arabistan diplomasisi, Birleşik Arap Emirlikleri’nin katılımı ile söz konusu tutumları ve uyuşmazlıkları nasıl çözümledi?

Riyad Anlaşması’nın imza törenine katılmaları için sadece meşru hükümet ve Geçiş Konseyi’nin ileri gelen isimlerine davette bulunuldu. Bazı Arap liderlerinin ve BM Genel Sekreteri  Antonio Guterres’in Özel Temsilcisi’nin de katılmasının olası olduğu hakkında medyada yer alan haberlerin aksine imza törenine başka hiç kimse davet edilmedi.

Bu liderlerin, Geçiş Konseyi’ne dolaylı olarak uluslararası bir tanıma sağlayacağı korkusu ile meşru hükümete bağlı taraflardan birinin talebi üzerine törene katılmadıkları yorumunda bulunanlar da oldu

Riyad Anlaşması metni incelendiğinde üslubunun  2 taraf arasındaki anlaşmazlık noktalarına değinmekten kaçındığı gözden kaçmayacaktır. Anlaşmada her 2 tarafın Suudi Arabistan’ın anlaşmazlıkları müzakare etmek, sağduyulu davranmak, ayrılıklardan vazgeçmek, fitneyi durdurmak ve safları birleştirmek için diyalog çağrısını kabul ettiği belirtildi.

Anlaşmada ayrıca, “Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun, Körfez Girişimi ve yürütme mekanizmaları, Ulusal Diyalog kararları ve başta 2216 sayılı karar olmak üzere ilgili BM kararları ve Riyad Konferansı kararlarından oluşan üçlü referansa bağlı kalacağını taahhüt ediyor” ifadesine de yer verildi.

Bu ifadeden söz konusu üçlü referansa Riyad Konferansı kararlarının da eklendiğini fark edebiliriz. Bu noktada akla şu sorular geliyor: Bu yeni ekleme neden yapıldı?

Tarafların söz konusu referanslar üzerinde anlaştığından bahsedilmezken sadece Koalisyon’un bu taahhütte bulunmasının amacı nedir?

Anlaşmanın diğer maddelerinin ve 3 ekinin içeriği nedir?

Bu soruları bir dahaki yazımızda ele alacak ve cevaplayacağız.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya