Ortadoğu'dan geri çekilen ABD ve kaos

Ortadoğu'dan geri çekilen ABD ve kaos

Salı, 12 Kasım, 2019 - 11:00
Bugün belki de okunması en zor siyasi durumlardan biri de ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin genel olarak dünyaya ve özelde Ortadoğu’ya yönelik dış siyasi tutumudur.

Özellikle Suriye ve Irak meselesinde alınan kararlar ve politikalar açıkça birbirleri ile bağdaşmıyorlar. Bununla birlikte net olarak söyleyebileceğimiz bir şey var. O da eski ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in, bölgede İngiliz ve Fransız sömürgeci varlığının ortadan kalkması ile oluşan boşluğu doldurmak için harekete geçmesi ile başlayan ve mevcut Başkan Donald Trump dönemine kadar uzanan ABD’nin Ortadoğu’daki rolünün batışına, geri çekilişine tanık olduğumuzdur.

Ancak yine de beklenmedik çıkışların adamı olarak bilinen Başkan Trump’ın İran’a bir süprizi var gibi görünüyor.

ABD’nin İran rejimine ve Irak, Lübnan ve Suriye’deki uzantılarına uygulanan sert ve benzeri görülmeyen ekonomik yaptırımlar aracılığıyla uyguladığı şiddetli mali baskı politikası, sahada sonuç vermeye başladı.

Bu ülkelerde yaşam koşullarının kötüleştiği ve İran’a bağlı hükümetlerin yolsuzluk dosyaları, yaşam koşullarını iyileştirmedeki başarısızlıkları ortaya çıktı.

Ruslar da tehlikenin farkına varmaya başladılar. Lübnan'daki statükonun çatırdadığını ve Hizbullah’ın Lübnan’da siyasi ve ekonomik sahneye egemen olmayı sürdürmesi durumunda siyasi, ekonomik, finansal, küresel ve bölgesel örtünün dondurulabileceğini İran ve Hizbullah’a ilettiler.

Bunun da kelimenin tam anlamıyla ABD, Fransa, Avrupa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin mali desteğinin durması anlamına geldiğini, eski siyasi uzlaşmanın geri dönemeyeceğini çünkü bedeli çok ağır olabileceğini bildirdiler.

Lübnan bir yol ayrımında. Ya varlığını sürdürecek ya da yok olacak. ABD ve Çin arasında gerçekleşmesi beklenen büyük ticari anlaşmasında Çin’in İran’dan vazgeçmesi yan şartının olacağı konusunda sızıntılar var.

Çin’in son olarak hiçbir yorum yapmadan İran’daki en büyük petrol projelerinden aniden çekilmesi ile bu konu daha çok gündeme gelmeye başladı.

Hatta ABD’nin bunun karşılığında Çin’e, Trablusşam limanı ve Rene Mouawad Havalimanı ihaleleri ile yıllık 700 milyon ABD doları tasarruf sağlayacak şekilde Trablus rafinerisinin genişletilmesi ihalesinin Çin şirketlerine verileceğini vaad ettiği de söyleniyor.

Bu da ABD’nin, Çin’in idealindeki projesi Bir Kuşak ve Bir Yol'a açık bir şekilde destekleyeceği anlamına geliyor. Çin’in de Lübnan’da 3 milyar dolarlık bir sermaye ile büyük bir banka kurmaya hazır olduğunu belirttiği de vurgulanıyor.

Ortadoğu’da ABD’nin bırakabileceği boşluğu doldurmak için ortada bir rekabet olduğu açıkça görülüyor. Rusya askeri ve diplomatik gücü ile hareket ediyor ama ekonomik gücünün mütevaziliği bazı meseleler dışında onun mutlak anlamda etkili bir oyuncu olmasını engelleniyor. Öte yandan Çin ise sadece ekonomik kazanımlar ile ilgileniyor ve güvenlik, askeri hatta diplomatik düzeyde tartışma yaratacak herhangi bir tutum benimsemekten tamamen kaçınıyor.

Avrupa’ya bakacak olursak elde edebileceği ekonomik kazanımları ihmal etmeden Fransa ve Almanya aracılığıyla hak ve hukuk ile ilgili meselelerde çekingen bir şekilde bölgeye dönmeye çalıştığını görebiliriz.

İngiltere’nin ise bölgeden tamamen çekildiğini, yerel siyasi kaygıları ve AB’den ayrılmasının ardından uygun alternatifler bulmakla meşgul olduğunu hatırlatalım.

ABD, geri çekilirken bile siyasi sahneyi etkiliyor. Elbette başkanlık seçimlerinin bu yıl düzenleneceğini ve Trump’ın azil süreci ile ilgili sorgulamalara maruz kaldığını da unutmamalıyız.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya