Arap ülkelerinde neler oluyor?

Arap ülkelerinde neler oluyor?

Cumartesi, 9 Kasım, 2019 - 10:45

Orada burada halk ayaklanmaları görülüyor. Farklı adlar taşıyan bu ayaklanmaların ortak noktasını yaşamın gereksinimleri karşısında halkın belini büken bir duruma duyulan öfke oluşturuyor. İnsanların büyük bir çoğunluğu, yemek, giyim ve barınma gibi hayatın temel ihtiyaçlarından daha fazlasını istemez. Herkes için karnını doyuracağı, bedenini örteceği, kendisini soğuk ve sıcakta koruyacak bir imkân yeterlidir. Herkes asgari miktarda da olsa para kazanmak için zorluklara katlanmaya ve çabalamaya razıdır. Ama bardağı taşıran son damla artık kendini gizleyemeyecek hale gelen yolsuzluktu. Yolsuzluk arttıkça artan öfke, yeni bir sokağın patlattığı ve yaydığı, boyutu, ivmesi ve ülke genelinde sürekliliği ile yeni bir ayaklanmaya dönüştü.

Bayram el-Tunusi’nin, bir gün üzerine binip hayalinde doğudan batıya Arap ülkelerini gezdiği uçan halıya binerek biz de bu ülkeleri şöyle hızlıca bir tarayalım. Ama özellikle de Tunus ve Lübnan’da daha fazla duralım.

İlk durağımız devrimin kıvılcımını ateşleyen Tunus olsun. Tunus’ta öfke ateşinin başkente ulaşması ve ölümlerin yaşanması ile Devlet Başkanı Zeynel Abidin, gönülsüzce de olsa ülkeyi terk etti. Bunun ardından ülkedeki herkes, şiddet ve dışlamalardan uzak yeni bir otorite için güvenli ve barışçıl bir rota sunan anayasa haritasına yöneldi. Tunus’un 18. yüzyılın başlarına uzanan bir anayasal tarihi, Hüseyin bin Ali ile başlayıp Habib Burgiba’ya ulaşan bir toplumsal yapısı vardır. Tunus,  bölgede ilk anayasası olan ülkedir. Tunus’ta ordu hiç siyasete karışmamış, politikalar ile başkanlar değişse de anayasa, yolu aydınlatan kaynak olmayı sürdürmüştür. Devrimci hareketin yükselişinden sonra merhum Devlet Başkanı Zeynel Abidin, ülkeyi terk etmeyi seçtiğinde Genelkurmay Başkanı Reşid bin Ammar, başkanın ayrılmasından sonra yönetimin başına geçmeyi düşünmedi. Anayasaya göre devlet başkanlığı görevini birkaç saatliğine dönemin Başbakanı Muhammed Gannuşi üstlendi. Ancak başkanın geri dönmeyeceği bilgisi doğrulandığında Gannuşi, bu görevi yine anayasa gereğince Parlamento Başkanı Fuad Mebazaa’ya devretti. Daha sonra daTunus, mevcut anayasaya uygun geçici düzenlemeler ile yeni bir sistem inşa etme yoluna gitti.

Kendisine ‘Yasemin Devrimi’ adı verilen Tunus devrimi, ülkenin tarihi, sosyal ve çağdaş bileşimleri tarafından yönetilen barışçıl ve gerçekçi bir devrimdi. Çünkü Fransız manda yönetimi sırasında ülkede eğitim yaygın hale gelmişti. Tunus bağımsızlığından sonra zorla iktidara el koymayan, dürüstlüğü, ülkenin gelişimine ilgisi, kadınlara eğitim fırsatı sağlaması, gelişmiş bir medeni kanun hazırlaması ile tanınan bir lider tarafından yönetilmişti. Devlet kurumsallaştırılmış ve yüksek verime sahip politik, idari, güvenlik ve finansal kadrolar oluşturulmuştu. Ülke dünyaya açılmıştı. Bütün bunların yanısıra Tunus’un Yasemin Devrimi’nin kendisini diğerlerinden farklı kılan bir özelliği daha var. Tunus geçiş sürecinde bazı hassasiyetler ve sorunlar yaşasa da bunlar, İslami eğilimli Nahda Hareketi lideri Muhammed Gannuşi ve Nida Tunus Partisi’nin lideri ve saygın politikacı el-Baci Kaid es-Sibsi’nin bir araya gelip uzlaşıya varmaları ile sona erdi. Bu iki lider arasındaki uzlaşı, ülkeyi yeni bir siyasi duruma taşıdı. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler ile sonuçlanan yeni bir siyasi bileşim ortaya çıkardı. Bu da eski dairenin dışından yeni bir şahsiyetin yani Anayasa Hukuku Profesörü Kays Said’in Kartaca Sarayı’nın yeni sahibi olmasını sağladı. Ancak bundan sonra düzenlenen genel seçimlerin sonuçları işleri biraz karıştırdı. Çünkü hiçbir parti, parlamentoda çoğunluğu elde edemedi. Bu sonuçlara göre ülkenin yaşadığı krizler özellikle de ekonomik kriz ile yüzleşmesi zor. Uyumsuz ve geniş bir koalisyon hükümeti kurmak kaçınılmaz oldu. Bütün bunlara rağmen Tunus, daha önce de geniş sosyal gerilimler ya da şiddetli çarpışmalar tehdidi taşıyan sıcak birçok aşamayı geçmeyi başardığı gibi bunu da aşmayı başaracaktır.

Uçan halımız ile özel bir siyasi, sosyal ve kültürel bileşime sahip, ordunun on yıllar boyunca halkının hayatında önemli bir rol oynadığı Mısır’dan geçelim. Oradan da Karamanlı hanedanından Krallık ve merhum Muammer Kaddafi dönemlerine kendi özel siyasi aşamalarını yaşayan Libya’ya bir uğrayalım.

Lübnan’da devam eden gösteriler, Lübnan’ın bağımsızlığını elde etmesinden bugüne miras kalmış bir politik gerçekliğin karşısında yeni bir tezahürünü ortaya çıkardı. Bundan önce ülkedeki sosyal yapılanma, siyasi piramidlerini şekillendiren bir özelliğe sahipti. 15 yıl süren iç savaş, kendisine miras kalan mezhepçi bileşenler arasındaki güç hiyerarşisini korusa da karar mekanizmasına egemen olan siyasi yollar yeniden düzenledi. Bugün yaşanan Lübnan halk hareketinin gerçekleştirdiği yenilik ise siyasi partilerin bileşenlerinin temel aldığı mezhepçiliğin ötesine geçmesi, içerideki saflaşmaları ve sınır ötesi bağlılıkları aşmasıdır. Bütün ekonomik krizlere ve dış müdahalelere karşın farkındalık seviyesi, çözüm önerme becerisi ve siyasi liderler arasındaki uzlaşı alanı, karmaşık Lübnan sahnesinde gerçekçi çözümlere ulaşmayı kolaylaştırıyor. Lübnan, Arap kamuoyunu şekillendiren ana unsurlardan biriydi. Savaşlar onun topraklarında şiddetlenir ve yine toprakları üzerinde düşmanlar doğrudan ya da vekilleri aracılığıyla birbirleri ile iletişim kurarlardı. Şu anda işler son derece karışık olabilir. Ancak İsrail, Suriye, Filistinli gruplar ve diğer tarafların katıldığı uzun iç savaşta büyük  bir bedel ödeyen Lübnan, farklı becerilere sahip siyasi güçleri aracılığıyla gerçekçi dengelere dayanan çözümler üretmeyi çok iyi bilmektedir.

Tunus ve Lübnan örneklerinden her biri, diğer Arap ülkelerinden kayda değer bir şekilde farklı, kendilerine özgü bir ifade ve eylem biçimi oluşturdu. Her ne kadar Lübnan daha son aşamaya ulaşamamış olsa da her iki ülkedeki halk hareketi, motivasyonlarına ve sonuçlarına ışık tutan nesnel bir vizyon ile üzerinde durulmayı hak ediyor.

Halk hareketleri olgusunu destekleyen ve karşı çıkanlar bir yana bazı Arap ülkelerinde yaşananları ve bunları harekete geçiren etmenleri belirlemek için akademisyen, politikacı ve uzmanların yönettiği, derin bir bilimsel ve nesnel araştırma gerektiriyor. İnsanların onurlu bir yaşam beklentilerini karşılayan, vatandaşlığa dayalı adaletin temellerini güçlendiren, geleceğe yönelik düzenlemelere zemin hazırlayan, sokaktan iktidara herkesin şiddetten uzak durduğu geniş bir vizyon gerektiriyor. Öfkeyi taşıyan uçan halı, birkaçından geçmiş olsa da her Arap ülkesi, kendine özgü özelliklere ve koşullara sahiptir. Dünyanın pek çok ülkesi farklı seviyelerde halk hareketlerine tanık olmuştur. Ancak insan her zaman kendisini kanının dökülmesinden ve gücünün boşuna harcanmasından koruyan çözümleri bulabilmiştir. Akıl hem yönetenin hem de yönetilenin can simidi olmuştur.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya