Suriye: Esed daha başlamadan Anayasa Komitesi'ni başarısızlığa uğrattı

Suriye: Esed daha başlamadan Anayasa Komitesi'ni başarısızlığa uğrattı

Perşembe, 7 Kasım, 2019 - 08:30
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı

Anayasa Komitesi toplantıları düzenleniyor olsa da tüm bu uzun yıllar boyunca giderek karmaşıklaşan ve kötüleşen Suriye krizine çözüm bulunduğu konusunda iyimser olmak için henüz erken. Çünkü Suriye’nin başında bu bölgenin tanıdığı en kanlı ve en kötü rejimlerden biri bulunuyor.

Halihazırda bu kanlı rejimin başında olan Beşşar Esed, ağabeyi Basil’in halen etrafında birçok soru işaretinin olduğu bir kazada hayatını kaybetmesinin kendisine sağladığı fırsat ile başkan olarak seçilmişti.

Ülke bu biçimde bölünmüş ve pek çok ülkenin yani İran, Rusya, İsrail ve Türkiye’nin işgali altında olduğu müddetçe bu komitenin Cenevre ya da başka bir yerde toplanmasının bir önemi yok.

Suriye halkından milyonlarca kişi dünyanın her yerinde mülteci ve evsiz barksız bir halde, rejimin cezaevleri henüz Suriye’nin farklı bölgelerine dağılmış toplu mezarlara gömülenlerin kaderini paylaşmayıp hayatta olan yüzbinler ile dolu oldukça bu komitenin toplanmasının bir yararı yok.

Erdoğan Türkiye’si bu Arap ülkesinin en son işgalcilerinden oldu. Erdoğan’ın bu imparatorluğun varisi olarak bir zamanlar atalarının yönettiği her yeri işgal etme hakkına sahip olduğunu deklare etmesi kalbinde zerre miktar Arap miliyetçiliği olan herkese acı vermeli.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından yaklaşık bir asır sonra Erdoğan’ın, Osmanlı’nın 400 yıldan fazla süren gerici yönetimi altında kalan Afrika ve Asya’daki Arap ülkelerinde işgalci olarak bulunma hakkına sahip olduğunu düşünmesi ve bunu uygulaması herkese acı vermelidir.

Coğrafi ve siyasi olarak bölünmüş bir Suriye’de cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerden bahsetmek için vakit gerçekten daha çok erken.

İran, Rusya, Türkiye, İsrail ve ABD topraklarını paylaşırken, şans eseri başkanlık koltuğuna oturan Beşşar ve rejimi cumhurbaşkanı sarayı dışında –ki onu da İranlı general Kasım Süleymani’nin militanları savunuyor- başkent Şam’da bile tam anlamıyla kontrolü sağlayamazken seçimlerden bahsetmenin vakti değil.

Yani Suriye toprakları ne yazık ki bu şekilde bölünmüş ve bütün bu işgallerin altında olduğu müddetçe yakın vadede cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerden bahsetmek için henüz erken.

Sakalına ve saçına ak düşenlerin o ünlü mottosu, “Tek ve ölümsüz mesajın sahibi Arap ümmeti” halen hatırladığı Baas Partisi’nin bayrağı bazı devlet ve parti binalarında dalgalanmayı sürdürse de rejiminin kontrolü kaybetmiş olduğu Suriye’de seçimlerden bahsetmek için gerçekten çok erken.

Bu noktada, bu kötü zamanın sembol isimlerden birinin bir ilham anında yaptığı ve kitle iletişim araçlarının adeta üzerine atladığı bir açıklamayı hatırlatmak istiyorum: “Suriye yakın bir zamanda yeniden Araplığına dönecek...” Oysa geçmişte olduğu gibi bugün de “Araplığın kalbi” olarak nitelenen bu ülke, ne 400 yıldan fazla süren Osmanlı hakimiyeti, Haçlı Seferleri, Fransız işgali dönemlerinde ne de bugün hiçbir şekilde Araplığından vazgeçmedi.

Suriye’nin şu anda Haçlılar, Moğollar, Osmanlılar ve Fransızlar dönemlerinde bile yaşamadığ kadar zor ve hastalıklı bir tarihi aşamadan geçtiği tartışılmaz.

Bunu başlatan 1949’da Edip Çiçekli’nin gerçekleştirdiği askeri darbeydi. Bu darbeyi bir dizi darbe izledi.

Bu diziyi sona erdiren Hafız Esed’in 1970 yılında yol arkadaşlarına karşı gerçekleştirdiği darbe oldu. O günden bu yana da Esed ailesi hep yönetimde kaldı.

Hafız Esed’in ölümünden sonra oğlu Beşşar yönetimi miras aldı ve ülkeyi bugün içinde bulunduğu trajik duruma ulaştırdı.

Bütün bu işgallere maruz kalmasına neden oldu. Fakat her şeye rağmen, 2011’den bu yana 1 milyondan fazla şehit veren, çocuklarının 6 milyondan fazlası yeryüzüne dağılarak mülteciye dönüşen, bazı tahminlere göre 1 milyondan fazlası tutuklanan bu ülke ne Araplığından vazgeçti ne de Araplık ondan vazgeçti.

Asıl sorun bazı ABD’li şahsiyetlerin, terörist Ebu Bekir Bağdadi’den kurtulmadan önce bile Suriye’nin içinde bulunduğu durumun ışığında hiçbir gücü ve yetkisi olmadığı açıkça görülen bu rejim ile uzlaşma olasılığından bahsetmeye başlamalarıdır.

Bunun yanında Başkan Trump’ın idaresinin kafası karışık ve giderek karışık ve komplike hale gelen bu krize yönelik açık ve net bir tutuma sahip olmamasıdır.

Bunun kanıtı da ABD’nin bu ülkeden nihai olarak çekileceğini ve ülkeyi diğer müdahaleci güçlere bırakacağını deklare ettikten sonra  çok geçmeden bundan geri adım atmasıdır.

Nitekim ABD, petrol bölgelerini korumak gerekçesi ile geçtiğimiz günlerde Deyrizor’daki askeri varlığını yoğunlaştırarak yine bunu yaptı.

Bu ABD idaresinin şunu anlaması gerekiyor: Suriye, Irak, Türkiye, Lübnan ve “uyuyan” krizlerden muzdarip bazı ülkeleri ile Ortadoğu,  geçmişten bugüne dünyanın en hayati ve stratejik olarak en önemli bölgelerinden biridir. Dolayısıyla onu rakiplere bırakmak siyasi bir aptallıktır. Kendisini dünyanın en önemli ve büyük gücü sayan – ve öyle de olan- bir ülkenin bunun bedelini kesinlikle ödeyecektir.

Bu yüzden Suriye’yi, İran, Rusya, Türkiye ve İsrail’e bırakmak bölgede bütün bu önemli ve stratejik çıkarlara sahip bir ülke olan ABD’nin yapmaması gereken bir aptallıktır.

Beşşar Esed’in liderliğinde bu rejimin ayakta kalmasına izin vermek, daha fazla bölünme, çatışma, iç savaşa kapı aralamak demektir.

Müdahaleci güçlere daha fazla müdahale ve Akdeniz’in özellikle de kuzeydoğu kıyılarını daha çok kontrolleri altına alma fırsatı vermektir.

Dolayısıyla bölgeye yönelik politikalarında kafası karışık görünen bu ABD idaresi, Suriye krizinde Beşşar Esed ve rejiminin kalmasına izin veren herhangi bir çözümün daha fazla şiddete, savaşa ve teröre yol açağını anlamalıdır.

Nitekim tarihin yakın ve uzun deneyimleri bunu doğrulamakta ve pekiştirmektedir.

Trump’ın belki bilmediği ve duymadığı bir Arap atasözü şöyle der: “Bahtiyar kişi başkalarının felaketlerinden ders alan, bedbaht kişi ise kendi felaketlerinden ders alandır”.

Sonuç olarak, Suriye bu trajik durumda olduğu ve kendisini bu duruma ulaştıran rejim gitmediği sürece Suriye’de siyasi bir atılım için hiçbir umut yoktur.

Bu yüzden çoğu Beşşar Esed’i ve rejimini temsil eden 150 üyeden oluşan Anayasa Komitesi’nin güvenilir herhangi bir şey sunması hiçbir şekilde olası değildir.

Bu bağlamda Beşşar Esed’in, “ülkemizin çıkarlarına ters düşen herhangi bir anayasa değişikliğinin karşısında duracağız” açıklaması ile daha başlamadan bu komitenin çalışmalarının önünü kesme girişiminde bulunduğuna da işaret etmeliyiz.

Dolayısıyla en iyi çözüm, ne yazık ki çok erken bir aşamada bölünme hastalığına yakalanan ve örgütlerinin sayısı 1000’e ulaşan –bunların çoğu aslında var olmayan örgütler- Suriye muhalefetinden geriye kalanları yeniden canlandırmaktır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya