Caydırıcılık ve insanların birincil karakteri ile bağlantısı

Caydırıcılık ve insanların birincil karakteri ile bağlantısı

Çarşamba, 6 Kasım, 2019 - 09:30
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
İnsanın birincil karekteri ile ilgili tarihsel anlaşmazlığa değinen geçen haftaki yazım oldukça tartışma yarattı.

Bazı okurlar, iyiliğin insanın temel karakteri olduğunu söylerken bazıları da aksi fikir belirttiler.

Bu tartışma, geçen ayın sonlarında “Genel Nezaket Listesi”nin yayınlanmasından bu yana ülkemizde dönen başka bir tartışma ile bağlantılı bir konuya dikkatimi çekti. Bu liste örflere göre uygunsuz olan ancak geçmişte kabahat ya da suç olarak görülmeyen davranışlar için mali cezalar içeriyordu.

Meseleyi şu şekilde açıklayalım: Yasanın öngördüğü cezanın – herhangi bir yasa ve herhangi bir ceza- amacının bireyleri yasak olanı yapmaktan caydırmak olduğunu varsayalım. Bu noktada eski çağlarda bazı cezaların suçluyu işlediği suçun misli ile cezanlandırmayı bazılarının ise yöneticinin hazinesini doldurmayı amaçladığına işaret etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak bu gibi cezalar modern çağımızda artık mevcut değil.

Sözün özü; bugün dünyanın bildiği yaptırımların hedefi çoğunlukla ve genel olarak caydırıcılıktır. Nihai hedefi ise yasaları ya da örfü ihlal etmeyi mümkün olan en düşük seviyeye indirmektir.

Peki o zaman caydırıcılığın anlamı nedir? Yani yaptırımların insan ruhunda neden olduğu ve belirli bir eylemi yapmasından kaçınmasını sağlayan yansımanın doğası nedir?

Bazı okurlarımızın kendi kendilerine bundan bahsetmenin boş ve gereksiz olduğunu söyleyeceklerini biliyorum. Çünkü sonuçta bireyin belirli bir eylemi yapmaktan kaçınmasından ve cezanın bunu önlemesinden bahsediyoruz.

O okurlarımızı biraz sabırlı olmaya davet ediyorum. Çünkü meseleyi anlamak zihnimizi cezanın hatta genel olarak caydırıcılığın alternatiflerine ulaştırabilir.

Bilindiği gibi caydırıcılık –mutlaka- bir tür kaba, sert baskı, belki de küçük düşürme içerir. İnsan ise zorlamadan ve küçük düşürülmeden nefret eder. Dostça davranılmayı ve yumuşaklığı tercih eder.

Bunu aziz okuyucularımı, aşağıda yapacağım açıklamaya başka bir açıdan bakmaya teşvik etmek için söylüyorum. Yani yanlış davranışları zorlama ve küçük düşürme yerine yumuşak ve nazik yönlendirme ile önlemenin yollarını bulma olasılığını düşünmeye teşvik etmek için söylüyorum.

Modern bir düşünürün konuşmasından bir bölüm kulağıma çalındığında bu noktayı düşünüyordum. Bu düşünür, hesaplama (accountability) ile sorumluluk (responsibility) arasındaki geniş farka işaret ediyordu. İnsan eylemlerini hesaplayabilir. Onlardan sorumludur.

Hesaplama insanın rasyonelliği ile bağlantılıdır. İnsan akıllı bir varlıktır.

Bu da eylemlerinin muhtemel sonuçlarını hesaplayabildiği ve buna göre iyi sonuçlara götürecek eylemi seçip kötü sonuçlara yol açacak eylemlerden kaçındığı anlamına gelmektedir.

Buradaki iyi ve kötü eylemler, toplumun iyi ya da kötü kabul ettiği eylemlerdir. Aynı şekilde ceza da fiziksel ya da mali olabildiği gibi ilişkiyi kesmek ve reddetmek biçiminde de olabilir.

O halde rasyonellik, insan bir toplumun ya da şehrin üyesi olduğunda ortaya çıkar. Belirli eylemler ise diğer üyeler ya da toplumun üyelerinin ortak mülklerini etkileyendir.

Sorumluluk, insanın ahlaklı bir varlık olduğu gerçeği ile bağlantılıdır. Ahlaklıdır çünkü insan, kendi isteği ile başkalarına zarar verdiğini (mutlaka belirli bir kişi olması gerekmiyor) ya da kabul edilemez veya uygun olmadığını düşündüğü eylemlerden kaçınır.

Kendisine bir fayda sağlamasa da insanlara yararlı olacak eylemlerde bulunur.

Kısaca; kötülüğü insanın birincil karakteri olarak görenler caydırıcılığı insanın rasyonelliğini harekete geçiren etken olduğunu düşünürler.

İyiliği insanın birincil karakteri olarak görenler ise caydırıcılığı insanın ahlakiliğinin tetikleyicisi olduğunu düşünürler.

Bu konuda söylenebilecekler bitmedi. Başka bir zaman dönüp devam etmek umuduyla.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya