Lübnan: Önce devleti geri alalım, sonra reform ve yapılandırma sürecine geçelim

Lübnan: Önce devleti geri alalım, sonra reform ve yapılandırma sürecine geçelim

Pazartesi, 4 Kasım, 2019 - 15:00
Lübnan’ın modern tarihinde eşi benzeri görülmemiş halk hareketinin başlamasının üzerinden iki hafta geçti. Bu sürenin ardından halk hareketinin durmayacak yeni bir durumun temellerini attığını, kendisi kaybolsa da hükmen devam edeceğini itiraf etmemiz gerekiyor.

Söz konusu halk hareketi, bütün bölgelerden ve dini gruplardan toplumun birçok kesimini bir araya getirdi. Lübnanlı gençlerin temsil ettiği, söylemlerinde kültürlü ve bilinçli, durumun gerçekliğine yönelik algıları, ülkeleri için ne istediklerini bilmeleri, halk hareketini sonuna kadar sürdürme kararlılıkları ile fark yaratan yeni bir seçkinler grubu ortaya çıkardı. Bu grup Lübnan yönetimini sarstı. En büyüğünden en küçüğüne bütün yetkililer bu grubun rolünü ve performansını denetleme gücünü dikkate almaya başladı.

Bu mesaj, iktidarın dışındaki siyasi partilere de ulaştı. 17 Ekim’den sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anladılar. Halk hareketi sırasında hedef alınan ve alınmayan bütün partilerin artık bu sınıf tarafından gözlemleneceğini kavradılar. Göstericileri hainlikle suçlayan, eleştiren, meydanlara taraftarlarını gönderen, ahlaki ve medeni olmayan uygulamalar ile protestocuları korkutmaya çalışan Hizbullah bile halihazırda bu yeni sürpriz ile nasıl yüzleşeceğini bilmiyor. Halen göstericileri caydırmanın ve olayları çevrelemenin yollarını arıyor. Hasan Nasrallah’ın 1 Kasım’da yaptığı açıklama, Hizbullah’ın içinde bulunduğu şaşkınlığı, yüzleşme aşamasına geçmeden önce olayları kapsama arzusunu çok iyi ifade ediyordu.

Bugün herkes bu ayaklanmadan sonra ne olacağını sorguluyor. Lübnan halk hareketi, Arap Baharı’nın “halk rejimi devirmek istiyor” sloganını kullandı. Ancak Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerdeki rejimlerin belirli bir yüzü vardı. Ama bu yüz Lübnan’da yok. Onlardan farklı olarak Lübnan’da devrilmesi gereken bir heykel bulunmuyor. Lübnan’daki hareket, temelleri, yapıları ve bütün ağları ile siyasi rejimi hedef aldı. Ancak işi çok zor. Çünkü bir liderliği ve siyasi hayatı yöneten uzlaşı ile kendisini destekleyecek siyasi bir muhalefet yok. Yolsuzluk, ekonomik ve sosyal çöküşün arkasındaki kanayan yarayı tedavi etmedikçe görevinde başarılı olması çok zor. Bu yara ise devlet içerisinde başka bir devletin, meşru otoriteden daha güçlü bir otoritenin neden olduğu iki başlılıktır.

Bu yara ve yönetimdeki iki başlılığın Cumhurbaşkanı Mişel Avn döneminden önce de var olduğunu ve 1969 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü ile başladığını belirterek adil olmalıyız. Bu iki başlılık, Filistinlilerden sonra Suriyelilere, onlardan da Hizbullah’ın temsil ettiği İranlılara geçmiştir. Bu yarayı tedavi etmeden Lübnan krizine bulunacak her çözüm geçici olacaktır. Nitekim Başbakan Saad Hariri’yi yeniden ama bu kez dürüst ve tarafsız uzmanlardan oluşan bir hükümet kurmakla görevlendirmek de böyle bir şeydir.

Peki, Hizbullah kazanımlarından vazgeçerek Lübnan’da devletin yeniden kurulmasına izin verecek mi? Hizbullah’ın Lübnanlı olması, kendisine bu halk hareketinden gereken dersleri çıkartmasında ve politikasını düzeltmesinde yardımcı olacak mı?

Gözlemciler bunun gerçekleşmesinin zor olduğu görüşünde. Çünkü sabit stratejik vizyonu ile Lübnan siyasi yaşamındaki taktiksel vizyonu arasındaki uyuma uygun olarak Hizbullah’ın tutumu, İran’ın tutumuna, politikalarına ve çıkarlarına bağlıdır. İran’ın Rehberi Hamaney de Irak ve Lübnan’da olup bitenleri değerlendirdiği açıklamasında bu iki ülkedeki halk hareketlerin arkasında dış güçlerin komplosu olduğunu belirtti. Her iki ülkede de anayasal çerçevenin İran’a bağlı ya da “direniş eksenine” yakın kişilerin kontrolü altında olduğunu çok iyi bilmesine rağmen değişimin anayasal çerçeveler içerisinde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti.

Hamaney’in açıklaması, Hizbullah’ın bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğinin işaretlerini taşıyordu. Nitekim Hizbullah bundan sonra yaptığı açıklamalarda kendisine, dış politikanın dizginlerini elinde bulundurma, Lübnan’ın dünyada ve bölgedeki rolünü belirleme olanağı tanıyan mevcut uzlaşıdan vazgeçmeyeceğini deklare etti. Lübnan’ın direniş ekseninde kalmasını sağlamasına, iç güvenliği ve sınırları kontrol etmesine izin veren bu güçten vazgeçmeyeceğini açıkladı. Hizbullah’a bütün bu yetkileri verirken diğer taraflara sadece insanların yaşamlarını ilgilendiren diğer konularda görüş belirtme yetkisi veren bu uzlaşıdan feragat etmeyeceğini vurguladı. Ancak bu uzlaşının ne ayaklanma ne de hükümetin istifası ile bozulmadığını da söylemeliyiz. Bu konudan bahsetmek yasak olduğu ve tartışılmadığı, konunun etrafından dolanmaya çalışıldığı sürece bütün dalları ile Lübnan krizi devam edecektir. Lübnan, terörle ve dünya ülkelerinin çoğuna düşman olmakla suçlanan, yakın zamanda kaldırılması beklenmeyen sert yaptırımlara maruz kalan bir eksenin içine sokulmaya çalışıldığı sürece ekonomik kriz sürecektir.

Bu krizden kurtulmak için Lübnanlıların önündeki seçenekler nelerdir ve Hizbullah’ın bunlara karşı nasıl bir tutum benimseyeceği tahmin ediliyor?

Birinci seçenek, gerçekten de tarafsız bir hükümetin kurulması ve yıllardır Hizbullah’ın Beyrut’ta karar mekanizmaları üzerinde tesis ettiği gücü yıkarak devleti yeniden yapılandırmaya çalışmasıdır. Elbette Hizbullah kendi topuğuna sıkmak anlamına gelecek böyle bir hükümeti kabul etmeyecektir.

İkinci seçenek uzmanlardan oluşan yeni hükümetin yeni bir seçim yasası hazırlaması, bu yasaya göre ve uluslararası camianın gözetiminde şeffaf seçimler düzenlemesi ve siyasi sınıfı buna göre yeniden biçimlendirmesidir. Hizbullah’ın bu seçeneği de kabul etmesi zor.

Üçüncü seçenek göstericiler için her şeyin sıfır noktasına dönmesi anlamına gelen hem politikacılardan hem de uzmanlardan oluşan bir hükümetin kurulmasıdır. Bu seçenek, Hizbullah’ın çıkarlarına uygundur.

Dördüncü ve en az muhtemel olan seçenek ise temelini Hizbullah ve müttefiklerinin oluşturduğu tek renkli bir hükümetin kurulmasıdır. Buradan yola çıkarak bölgesel durumda bir değişiklik olmayıp Tahran ile Washington arasında büyük bir uzlaşı gerçekleşmedikçe bu çıkmazdan kurtulamayacağımızı söyleyebiliriz. Elbette Hizbullah’ın gücü ve iç dengelerde var olan dengesizlik nedeniyle bu uzlaşının da Lübnan gibi küçük bir devletin aleyhine olma ihtimali var. Ancak Hizbullah’a karşı olan taraflar, bu harika ayaklanmadan Lübnan ve halkının çıkarına olacak şekilde yararlanmak istiyorlarsa mevcut durumun gölgesinde önlerinde tek bir çıkış yolu var. O da Hizbullah’ın yayılması önünde güçlü bir engel oluşturmak ve kendisi ile hiçbir uzlaşıya girmeyerek yönetimin dışında kalmasını sağlamaktır. Bunun yanı sıra gelecekte bölgede gerçekleşebilecek bir uzlaşıda etkili ve dengeli bir Lübnanlı siyasi güç olarak var olmaktır.

Yapılması gerekenler açıktır. İlk olarak Başbakan Hariri tabanına geri dönmelidir. İstifası Sünni topluluğunun değerini düşürdüğü şeklinde görülmemelidir. Bilakis bu kendisini iktidara taşıyan ve Lübnan’ı yani devleti geri alma mottosunu benimseyen ana tabanına geri dönmesi şeklinde görülmelidir. Umarız Başbakan Hariri, kendi lehine bir güç dengesi olmadıkça mevcut yönetime bir kez daha katılmasının boş bir iş ve siyasi bir intihar olduğunu anlar. Aynı şekilde ayaklanma öncesinde var olan duruma göre davranmanın ayaklanmanın daha güçlü, daha tehlikeli ve saldırgan bir şekilde geri dönmesi anlamına geldiğini de idrak eder.

Mevcut bölgesel ve küresel dengelerin gölgesinde akılcı ve doğru olan, bu iktidarın ülkeyi yönetmesine ve sorumluluk üstlenmesine izin vermektir. Bu iktidar ayaklanma, uluslararası toplum ve ülkedeki diğer etkin güçler ile yüzleşemeyeceğini anladığında gelecekte bir uzlaşıya götürecek müzakere sürecini başlatacaktır. Bunun ardından atılacak ilk adım Lübnan devletini geri almak olmalıdır.

Reform, yolsuzlukla mücadele ve vatandaşların taleplerini karşılamak ise sonraki adımlarıdır. Devleti geri almadan reformdan bahsetmek boşa konuşma, vakit ve enerji kaybından başka bir şey değildir.

Hizbullah’ın bölgede ve Lübnan’da temel stratejik politikalarının dikte ettiklerinin dışına çıkamayan her hükümet, mevcut durumu gizleyen bir perdeden ibaret kalacaktır. Hizbullah, politikalarını yeniden gözden geçirerek Lübnan’ı bölgesel çatışmalardan uzak tutma politikasının önemli olduğuna ikna olmadıkça da mevcut kural dışı ve anormal durum devam edecektir. Buna ek olarak Hizbullah’ın bunun için hem kendinin hem de müttefiklerinin safındaki yolsuzları korumaktan vazgeçmesi gerekiyor. Her ne kadar Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah son açıklamasında aksini diretmiş olsa da ne kendisi ne de tabanı ekonomik krizin risklerinden uzak değil.

Lübnan ekonomik krizini teknik ve sayısal çözümler ile değil vatandaşın güvenini geri kazanarak çözebilir. Bu da ancak Lübnan’ın siyasi yaşamına devletin ve dengenin geri dönmesi, bölgede ve dışında geleneksel, tarafsız ve arabulucu diplomatik rolünü yeniden üstlenmesi ile mümkündür.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya