Endişeli Arap nesline dikkat edin

Endişeli Arap nesline dikkat edin

Pazartesi, 4 Kasım, 2019 - 08:45
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
İstihbarat müdürü ne yapacağını bilemez bir halde ofisinde oturuyordu. Görevi, devlet başkanına ülkenin ne durumda olduğunu anlatmayı ve bu çıkmazdan nasıl kurtulunabileceğine dair öneriler sunmayı gerektiriyordu. Ama raporunda, başkanı rahatsız eden, kapıların kilitli olduğunu ve ancak ciddi tavizler ile açılabileceğini ima eden çıkmaz kelimesini kullanmaktan kaçınırsa daha iyi olurdu.

Çünkü başkan, taviz kelimesini sevmiyordu. Halkın açgözlü olduğu ve ona her taviz verdiğinde daha fazlasını isteyeceğine dair derin bir inanca sahipti.

Müdür bey iyice düşündü. Kendinden önceki müdürler döneminde işler ne kadar kolaydı. Cumhuriyetin bütün haritası kontrol altındaydı.

Kendisine kırmızı çizgilerin ne olduğunu hatırlatmaya gerek olmayan gazete ve kanallar sadece resmi söyleme yer verirlerdi.

İstihbarat daha geceden sabah çıkacak gazetelerin manşetlerini bilirdi. Hatta transkripsiyonuna katkıda bulunmuş olurdu.

Kamu düzenini tehdit eden şeyleri yayınlamak ya da devlet başkanın güvenirliğini sorgulamak akla bile getirilmezdi.

Ekonomik çarkın olması gerektiği gibi döndüğünü, yönetimin sihirbaz gibi sorunları önceden hissedip daha meydana gelmeden gerekli önlemleri alıp onları engellediğini göstermek için ekonomik rakamlar uyarlanırdı. 

Güven ve istikrar vardı. Bir avuç pervasız ve düşüncesiz açıkça yönetime karşı çıkma küstahlığında bulunduğunda buna karşı önlemler hazır ve el altındaydı.

Kişiler merkeze çağrılırdı. Çoğu zaman kaygılı ya da daha merkeze girmeden neredeyse teslim olmuş olurlardı. Şüpheli eylemlerde bulunmak ile suçlanırlardı.

Eğer inat ederlerse bu kez kasıtlı olarak ya da bilmeden düşmanın lehine çalışmakla suçlanırlardı. Konuşma gerekçesi ile merkeze çağrılanlar, çok geçmeden hem onların hem de ailelerinin güvenliğinin tehlikede olduğunu anlar ve risk almamayı seçerlerdi. Daha da inatçı olanlar ve direnenler ise dişlerine ve tırnaklarına mal olacak bir uslandırma seansına tabi tutulurlardı.

Ne gazeteler ne de çok daha önemli meseleler ile meşgul olan resmi televizyon kanalı neye maruz kaldıklarına işaret ederdi.

İstihbarat müdürü, bu sona erdi anlamında ellerini açtı. Artık olur da istihbarat kurumu bir genci merkeze çağırıp sorguya hazırlık olarak kendisine iki tokat atsa basın, medya ve interet siteleri ayağa kalkıyor.

Yorumlar ve tweetler havada uçuşuyor. İnsan hakları kuruluşları açıklama yapıyor ve devletin adı lekeleniyor. Sosyal medyada protesto ve gösteriler düzenleme çağrıları yayılıyor ve sokaklar kaynıyor.

Adı akıllı telefon olan tehlikeli bir suçlu izinsiz bir şekilde bu denkleme müdahil oldu. Ailelerin çocukları, devletin çocukları üzerindeki otoritesini zayıflattı. Cumhuriyetteki her vatandaş, olayları çekip kaydederek ve paylaşarak bir tanık ve gözlemciye dönüştü.

Devletin,  bu propaganda ve iletişimi engellemek için her cihazın başına bir asker dikmesi mümkün değil. Bu akıllı telefonlar, tam anlamıyla protestoların generali ve provokatörlerin lideri haline geldi.

Eskiden istihbarat, yazar ve gazetecileri kendi tarafına çeker ya da takip eder, hapse atar veya adlarının gazetelerde yer almasını engellerdi. Bugün her vatandaş yazar ve gazeteci oldu.

Twitter, Facebook vd. sosyal medya platformlarına yayılmış bir yazı ve görüş seline karşı istihbarat ne yapabilir ki?

Bundan önce cumhuriyetin idaresi daha kolaydı. Bölgelere, partilere ve oluşumlara paylarını dağıtma töreni gibiydi. Her birinin payı mutlak bağlılığının derecesine bağlıydı.

İnsanları memuriyetler, sözleşmeler, milletvekillikleri ve bakanlıklar ile memnun etmek mümkündü. İşsizlik ve enflasyon oranları, beş yıllık planın rakamları dahil her şey açıklanmadan önce resmi olarak işleme tabi tutulur ve düzenlenirdi. İnsanları şüpheye sevkeden ya da ortaya çok soru atan kişileri cezalandırmak kolaydı.

Kendisine bir kahve daha istedi. Dünya ve insanlar özellikle de gençler değişti. Devletin elinden ve kontrolünden kurtuldular.

Sosyal medyada birbirleri ile iletişim kurup büyük ve tehlikeli laflar ediyorlar. Rejimi devirmek istiyorlar.

Yolsuz siyasi elitleri yargılamak, temiz ve kirlenmemiş adların yer aldığı bir hükümet istiyorlar. Uluslararası gözlemcilerin gözetimi altında şeffaf seçimler istiyorlar. Mezhepçiliğin öldüğünü söylüyorlar. Yetkililer, politikacılar ve devletin önde gelen isimleri ile geçmişte var olan iletişim kurallarını ihlal ediyorlar. “Hepiniz yani hepiniz” sloganları ile sanki ülkeyi yeni baştan kurmak istiyorlar.

Mezhepçi ya da bölgesel hassasiyetlerin kaşınması, parlak vaatler veya ülkenin hassas bir dönemden geçtiği gerekçeleri ile susturulan ailelerinin hatasını tekrarlamayıp susmayacaklarına yemin ediyorlar.

Hatta daha da tehlikelisi “yağmalanan devlet mallarının iade edilmesini” talep ediyorlar. Ganimet paylaşımının istikrar formülünün bir parçası olduğunu bilmiyorlar.

Sokaklara dökülüp yolları kapattıklarında, tekerlek yaktıklarında veya suçlamalar yönelttiklerinde bu öfkeli genç nesil ile başa çıkmak ne kadar zor. Çünkü güvenlik güçlerinin göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı bomba kullanması bütün dünya kanallarında haber olur ve izleyiciler, bu gençlerin devrim ya da ayaklanmalarına sempati duymaya başlarlar. Aralarından hayatını kaybedenler olursa bu kez cenaze törenleri, ayaklanmayı yeniden başlatmak ve daha fazla kişinin meydanlara inmesini sağlamak için bir fırsata dönüşür.

Korku, düzenin ve istikrarın bekçisiydi ama onlar bu bekçiyi öldürdüler. Twitter nesli ile başa çıkmak, teröristler ile başa çıkmaktan bile daha zor. Teröristlerin en fazla telefon görüşmelerini takip eder, tuzağını kurar ve acımadan üstlerine çökersin. 

İşlerin bu duruma gelmesinden istihbarat sorumlu tutulamaz. Politikacılar cumhuriyetin kaynaklarını çalmakta çok ileri gittiler. İnsanları memnun etmeye yetecek kadar bile bir şey bırakmadılar. Aralarındaki tartışmalar ve anlaşmazlıklar nedeniyle devletin kirli çamaşırlarının sosyal medyada ortalığa dökülmesine neden oldular. Bindikleri dalı kestiler.

Bu başka bir nesil. Yoksulluk ve çivisi yerinden çıkmış devletten yorulan, sözünün duyulmasını ve dinlenmesini isteyen bir nesil. Modern bir devlet, bağımısız bir yargı, çağdaş bir eğitim, iş fırsatları talep ediyor. Ne işsizliği ne de ölüm botlarında gizlice Avrupa topraklarına sızmak istiyor.

Müdür kendisine şunu sordu: Sosyal medya araçları, bu adı gerçekten hak eden bir devletin gölgesinde yaşamaktan daha azını kabul etmeyen farklı bir Arap profilinin doğmasına katkıda bulundu mu?

Irak, Cezayir ve Lübnan’da ne plastik ne de gerçek mermiler ile tekrar boyunduruk altına alınması mümkün olmayan yeni bir kuşak mı doğdu? Üzerimize daha fazla protesto gösterileri yağdırmadan önce bu bulutların yoğunlaştığının farkına varmamız daha iyi olmaz mıydı?

Artık iş işten geçti. Eski ilaç ve merhemlerin bir işlevi kalmadı. Son kullanma tarihi geçmiş bileşimlerin artık bir gücü kalmadı. Bu yüzden olağanüstü hal ilan etmeyi ve meydanlara akan sellere set çekmesi için orduyu ileri sürmeyi önermeyecekti. Bunun yerine bu dönemin sona erdiğini ve kan dökerek ömrünü uzatmanın tehlikeli sonuçları olacağını söylemeye çalışacaktı.

Raporunda şöyle yazacaktı: Geleceğinden endişe duyan Arap neslini küçümsemekten kaçının. Ülkesini kaybolmakla tehdit eden hükümetler için bir endişe kaynağına dönüşen bu Arap neslini sakın hafife almayın.

Çözüm; ona üstün gelmeye çalışmak değil, onu dinlemektir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya