Şiddet eğilimi ile ilgili bir başka tartışma

Şiddet eğilimi ile ilgili bir başka tartışma

Çarşamba, 30 Ekim, 2019 - 07:15
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Arap karakterindeki şiddete eğilim ile ilgili benim ve diğer meslektaşların yazdıklarının amacı Arap kültürünü kınamak değildi. Bilakis hatadan münezzeh olduğumuzu iddia etmeden bir olguyu analiz etmekti. Bu noktayı vurgulamak benim için önemli. Çünkü bazı değerli okuyucularımız; insanların tamamının şiddete meyilli oldukları, Avrupalıların bu konuda Arapları geçtikleri, Arapların  çoğu zaman düşmanlarının saldırılarına karşı bir tepki olarak şiddete başvurdukları vb. düşünceleri kanıtlamak için büyük bir çaba harcadılar.

Bu tartışmayı fırsat bilerek kültürel dolaşımda genel bir sorun olduğunu düşündüğüm bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. O da eleştirel tartışmadan (ki kendisi kültürün gelişiminin doğal yoludur) hemen yüceltme ya da özür dileme veya gerekçelendirmeye kaymaktır. Arap toplumu bu konuda yalnız değildir. Bu neredeyse dünyanın her yerinde bilinen ve görülen bir şeydir. Nitekim  ABD’de buna Whataboutism “peki buna ne diyeceksin” adı verilmiştir. Bu ifade, konunun içeriğini görmezden gelip yazarın kişiliğini ya da konuyla bağlantısız noktaları tartışmaya odaklanan iki eleştirmeni kınamak için kullanılmıştır. Bu adlandırmanın bir tür ironi gizlediğini düşünüyorum.

Bu  ifade ayrıca siyasi gündemlere hizmet eden politikacı ve yazarları eleştirmek için de kullanılmıştır. Belki de Whataboutist yani bu yöntemi benimseyen kişi olarak tanımlanan en son kişi ABD Başkanı Trump’tır. Trump, özellikle kendisini ya da politikalarını savunduğu söylem ve tartışmalarında tam anlamıyla bu yöntemi kullanır. Bununla ilgili bazı kaynaklara birçok siteden ulaşılabilir.

Sözün özü; konunun içeriği ve özü ile ilgili olmayan noktalara değinerek tartışmayı başka taraflara çekmek ve dönüştürmek akıllıca değildir. Çünkü bu yöntem; sahibinin düşünceyi kavrayamadığına veya konuyu iyi bir şekilde tartışmaktan aciz olduğu için bağlantısız konuları gündeme getirerek konuyu dağıtmaya çalıştığına işaret eder.

Bu kısa aradan sonra birinci konumuza, yani şiddetin kültür ile ilişkisinden ya da Arap kültüründe şiddetin kökleşmesinden bahsetme amacımıza dönelim. Bundan bahsetmemizin amacı; ebeveyn veya öğretmen olsun eğitimcileri, şiddet ve aşırılık eğiliminin kültürel kökenlerine yönlendirmektir. Bu kökler çok az kişinin görebileceği kadar gizlidir. Kötülüğün insanların temel karakteri olduğu ve iyiliğin ancak caydırıcılık ve kontrolün eşlik ettiği eğitim ve yönlendirme ile edinelebileceğini söyleyen bakış açısı bunun örneklerindendir. Bu konuya birçok kez değindim. İnsanlara örneğin devletin ve yasaların var olma amacının ne olduğunu sorduğunuzda birçoğunun kötüleri caydırmak olduğunu söyleyeceğine işaret ettim. Belki de çok azının devlet ve yasaların amacının hak sahiplerine haklarına erişmede yardım etmek olduğunu hatırlayacağını söyledim. Haklara erişim, mutlaka çatışma kaynakları ile gerçekleşmesi gerekmiyor. Kamusal alanda mevcut kaynakların adil bir şekilde dağıtılması (yaşamak ve yatırım için arazi dağıtımı gibi) ya da ortak servetin herkesin yararlanabileceği hizmetlere harcanmasının organize edilmesi şeklinde de gerçekleşebilir.

İnsanları çoğu caydırıcılığın hükümet ve yasaların var oluş nedeni olduğunu düşünüyorlar. Çünkü temel olarak bu caydırıcı unsurlar olmasa, insanın kötülüğe ve ahlaksızlığa daha meyilli olacağına inanıyorlar. Bu en eski asırlardan günümüze Müslüman fıkıh ve kelam alimlerinin çoğunun düşüncelerini benimsediği Aristo’nun düşüncesidir. Bu yüzden, Arap-İslam çerçevesinde dolaşımda olan kültüre egemen olan da bu yönelimdir.

Bana göre bu inanç (ki hatalı olduğundan eminim) doğal olarak diğerlerine karşı davranışlarımızda bizleri şiddet içeren yollara yönelten, ötekine karşı tavizsiz olma eğilimini doğuran köklerden biridir. Belki başka bir zaman bu konuya yine döneriz.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya