Barış Pınar Harekatı, PYD ve YPG'yi uluslararası bir güce dönüştürmüştür!

Barış Pınar Harekatı, PYD ve YPG'yi uluslararası bir güce dönüştürmüştür!

Salı, 29 Ekim, 2019 - 07:15

"Türkiye'nin Suriye politikası çıkmaz bir yoldur..." başlıklı son yazımda; “Yeni bir çözüm sürecinin, askeri olarak PKK'nın Suriye'de beli, gücü kırıldıktan sonra başlatılabileceği öngörüsünü hala sürdürdüğümü de ifade etmek isterim" diye bitirmiştim.

****

Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı ile SDG, PYD ve YPG'nin üst düzey yöneticilerinden Suriye uyruklu Genaral Mazlum diye bildiğimiz kırmızı bültenle aranan Ferhat Abdi Şahin, artık Trump ve Putin ile direk ile görüşüyordu.

****

Ve ilginçtir ne ABD ne de Rusya yetkilileri PYD ve YPG'yi terörist görüyor. Bırakın bu iki ülkeyi, dünyada terörist olarak gören bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar ülke var. YPG/PYD, hem ABD, hem Rusya, hem Suriye, hem İran ve AB üyeleri başta olmak üzere dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu nezdinde Suriye'de İŞİD'i yenmiş özgürlük savaşçıları olarak değerlendiriliyor.

Son Soçi Zirvesinde, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu PYD ve YPG için terörist derken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, terörist kavramını kullanmıyordu.
Hedeflenen ve gerçekleşen

Suriye ile bulunan sınır boyunca ve 35 km.lik derinlik içersinde kontrol sağlayacak ve PYD ve YPG 35 km.lik derinlik sonrasına çekilecekti. Ve PKK'nin devletçik hayalini ortadan kaldıracaktık. Türkiye aynı zamanda güvenli bölgede 12 gözlem noktası kurmayı ve yaklaşık 16 bin km.lik alanda kontrolü sağlayarak milyonlarca mülteciyi bu alana yerleştirmeyi planlıyordu.

Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye istediğinin tamamını değil, ama bir kısmını kontrol altına aldı. Harekatın en sıcak anlarında ABD müdahale etti. Plan tıkır tıkır işlemedi. ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmalar sonucunda 270 saatlik ateşkeş imzalandı. ABD ve Rusya resmen masaya PYD ve YPG temsilcisi olarak oturdu. Ve biz masada trörist olarak gördüğümüz YPG ve PYD'nin temsilcileri olmasa da onlar adına konuşan iki süper gücün temsilcileri ile onları konuştuk. 

Ve ortaya şöyle bir harita çıktı.  
Soçi zirvesi ile mevcut durum

Harekat sonrasında SDG, uluslararası bir güç haline dönüştü. 

İki süper gücü arkasına aldı. 

Suriye'de Esad ile anlaştı. 

Sınırlarımızda kontrol ettiği önemli bir toprağı kaybetti. 

Ancak daha güçlü ve itibarlı bir yapıya dönüştü. 

Sınırlarımızda 444 km'yi SDG kontrol ederken bugün sınırlarımızı Suriye ordusuna katılan SDG güçleri yeniden kontrol etmeye başladı.

Aynı zamanda 35 km derinlik değil 10 km.lik derinlik de Rusya polis gücüyle, Türkiye devriye atıyor.

****

Ve haritada açıkça göreceğimiz gibi, daha önce kontrol edemediği Tel Abyad ve Rasulayn arasındaki 120 km. sınır boyu ve 35 km.lik derinliği yaklaşık 4 bin km.lik bir alanı bugün Türkiye kontrol ediyor.

Ancak Soçi zirvesindeki mutabakat metninin ilk maddesi ise gayet açık ortada duruyor:

"Her iki taraf Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler."

Bu metin bugüne kadar Rusya, İran ve Türkiye arasındaki tüm anlaşmalarda yer alıyor. 

Bunun bugün için anlamı şu:

Suriye gelecekte parçalanmayacak. Çok uluslu bir anayasa metni ile yerel yönetimlerin güçlendirildiği otonom benzeri bir idari yapı üzerinden yönetilecek. Rusya, Suriye'de kalıcı olarak kalacak. 

****

Gelelim SDG, PYD ve YPG meselesine.

SDG, Suriye'de 2015 Ekim ayında kuruldu. Ve o tarihte çözüm süreci devam ediyordu. Öcalan için hem iktidar tarafından hem iktidar medyası tarafından methiyeler düzülüyordu. İktidar barıştan yana, muhalefet ise bugünkü AK Parti iktidarı gibi şahin davranıyordu. 

SDG'yi ise 2003 yılında PKK'nin Suriye kolu olarak adlandıracağımız PYD, (Demokratik Birlik Partisi), 2011 yılında ise askeri kanadı YPG (Halk Savunma Birlikleri) kuruldu. 

Ve 20 yıldır cezaevinde bulunan Öcalan'ın aklı SDG'nin temellerini 2013 yılında attı. Tabi aynı zamanda o günkü devletin aklı. O gün devletin aklını da, bugünkü AK Parti oluşturuyordu.

Öcalan, 2013 yılında, SDG fikrini şöyle anlatıyordu: 

“Haseke içinde bir öz savunma oluşmalı. Sadece Kürtlerin değil, oradaki Araplar ve Süryaniler dahil herkesin savunması yapılmalı, Sonra Afrin’e doğru ilerleme olabilir. Zaten önümüzdeki günlerde Suriye’deki duruma dair heyetle (heyet dediği devlet görevlileri) konuşacağız, bazı kararlar alacağız herhalde. Yeni oluşacak Suriye’de bizimkiler başat rol oynayacaklar. Orada özerk bölgeler olur. Kürtler, Aleviler, hatta Araplar için de özerk bölgeler olacak gibi. İsviçre’deki gibi özerk bölgeler..."
4 yıl önce PYD ve başındakiler terörist değildi!

7 Temmuz 2015 tarihinde Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi köşesinde şunları yazıyordu:

"PYD lideri 20 Haziran Cumartesi günü kendisine özel izinle açılan bir sınır kapısından girip Mardin üzerinden Türkiye'ye geldi. Müslim'in Mardin üzerinden Ankara'ya geldiği yönünde bir kulis bilgisine ulaştım. Doğrulatmak için kendisine ulaşmaya çalıştım. Ama bir türlü görüşemedik. Müslim'in, Ankara'da 1 gece kaldıktan sonra İstanbul üzerinden Avrupa'ya gittiği söyleniyor. 24 saatlik Ankara ziyareti sırasında Müslim'in kiminle ne görüştüğü önemli."

O gün devlet ve AK Parti medyasının köşe yazarları bugün terörist diye yazdıkları, konuştukları PYD ve Salih Müslim için PYD lideri diye görüyorlar, devletin en üst yetkilileri bizzat görüşüyorlardı. 

Yani bugün kırmızı bültenle aranan PYD'nin başındaki kişi sınırlarımızdan serbestçe girebiliyor ve Ankara'da görüşmeler yapabiliyor, Avrupa'ya uçabiliyordu. 

****

Sonuç olarak; Türkiye'nin 15 yıldır uyguladığı Suriye politikasındaki yanlışlıkların sonuçları ortada duruyor. Suriye politikası bizi sonuçta güvenlikçi politikalara mahkum etmiş, ekonomimizi dibi vurdurmuş, 4 milyona yakın mülteci sorunu ile baş başa bırakmış, ‘Şam'da cuma namazı’ hayallerinden Esad ile arka planda görüşme noktasına getirmiş, Rusya'yı komşumuz yapmış, cezaevinde bizzat Öcalan ve devletin görevlilerin izni ile kurdurulduğu iddialarıyla uluslararası bir güç haline dönüşmüş PYD ve YPG gerçeği.

****

Binlerce militanının ABD tarafından maaş aldığı bu iki yapı bugün için PKK'dan daha çok ABD ve Rusya'nın kontrolünde olduğunu görmek için çok akıllı olmaya gerek yoktur. İki süper gücü arkasına almış PYD ve YPG için de bu önemli bir sorun değildir. 

Ve sahada iki süper ülke de bu yapıya muhtaçtır. Türkiye'nin güvenlikçi kaygılarından dolayı iki süper güç PYD ve YPG kartını her zaman masada tutarak, pazarlık payını masada her zaman artıracaktır. 
Son söz: PYD ve YPG kontrol ettiği önemli bir toprak parçasını kaybetmiş. Türkiye iç kamuoyuna sınırlarımızda kurulmak istenen PKK kontrolündeki devletin engellendiğine ikna etmiş. Ve masada PYD ve YPG adına oturan iki süper güçle 270 saatlik ateşkes anlaşması yapmış. Şimdi iki gücü arkasına almış bu yapı uzun vadede öyle ya da böyle mutlaka Türkiye ile 2015 yılında olduğu gibi görüşecektir. Ve bundan da asla rahatsız olmayacaklardır. Öcalan'ın 2015 yılındaki açıklamalarına bakınca bu beklenen bir sonuçtur. 
Not: Yerel seçimler döneminde ki, Öcalan mektubunu da bu çerçevede okumak gerektiğinin bir kez daha altını çizmek isterim. PYD ve YPG ile öyle ya da böyle Türkiye, 4 yıl önce olduğu gibi görüşecektir. Yapılan tüm anlaşmalar ve açıklamalar hızla oraya doğru gidildiğini göstermektedir. 


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya