Başka bir Bağdadi felaketi yaşamamamız için...

Başka bir Bağdadi felaketi yaşamamamız için...

Pazartesi, 28 Ekim, 2019 - 07:45
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni

Bu tartışmasız Trump’ın günüydü. Bir Başkan'ın hikayenin kendi versiyonunu duyması için dünyayı bu kadar cezbedebilmesi nadir görülen bir durumdur. Bu anlatım da oldukça dikkat çekici ve heyecan vericiydi. Görev süresi için istisnai bir güç anını temsil ediyordu. Trump, bu anda birçoklarının özlemini duyduğu bir başarıyı deklare edebilirdi. En büyük suçluyu, dünyanın arananlar listesinde ilk sırada yer alan kişiyi cezalandırdığını söyleyebilirdi. ABD’lilerin boğazını kesen, Ezidi felaketine neden olan, birçok Kürt, Suriyeli ve Iraklıyı öldüren, Avrupalıları korkutan, kurbanlarının çok ulusluluğu konusunda rekor kıran kişiye adil cezayı verdiğini söyleyebilirdi.

Trump, güçlü ABD adına konuştu. Muazzam yetenekleri ve gücü, en gelişmiş ordusu, teknolojik gelişmelere dayanan istihbaratı olan ABD adına konuştu... Operasyonun tehlikesinden ve bu riski alan adamlardan bahsetti. Dünyaya korku salan adam ile dalga geçti. Nasıl ağlayarak ve korkarak hareket ettiğini, cinayetlerini 3 çocuğunun ölümüne neden olarak nasıl taçlandırdığını anlattı. Yakın bir zamanda ABD’nin uzun elinin, topraklarını kana bulayan, başarısının ve gücünün sembollerini hedef alan adamın oğlu Hamza bin Ladin’e uzandığını hatırlatma fırsatını da kaçırmadı.

Dünyanın Ebu Bekir Bağdadi’nin ölüm haberi ile bu kadar meşgul olması şaşırtıcı değil. Ne de olsa bölgeyi ve dünyayı yıpratan ve zayıf düşüren bir şahsiyetten bahsediyoruz. Keskin bir hayal gücüne sahip bir katilden ve sınırları kıtaları aşan istisnai bir cellattan bahsediyoruz. İki devletin ve halklarının yıllarını, milyonlarca insanın ömrünü ziyan eden birisinden konuşyoruz. Aşırılık konusunda kendisinden öncekileri yenen, öldürme, korkutma ve nefret dalgaları yaratma sanatında onlara üstün gelen birisinden bahsediyoruz.

Bunu kutlamak Donald Trump’ın hakkıdır. Çünkü tarih, bu tür darbeleri kaydeder. Trump, içinden kendisinin verdiği doğrudan direktif ile öldürülen kişinin, Barack Obama’nın direktifi ile öldürülen kişiden, yani Usame bin Ladin’den daha tehlikeli olduğunu söylüyor olabilir. Bu doğru da olabilir. Çünkü el-Kaide lideri, kendi devletini ilan edecek ve kendisini bu devletin sözde halifesi atayacak kadar şanslı değildi. Dünyanın en uzak köşelerinden kişileri sloganlar, kelimeler ve bayraklar ile kandırıp cezbetmeyi ve binlercesinin kendisine katılmasını sağlamayı başaramamıştı.

Trump, Beyaz Saray’a yerleştiğinden bu yana bir fırtanın ortasında yaşıyor. Ama süpriz kararları ve şok edici yöntemi ile kendisinin de fırtınaları sevdiği çok açık. Kendisi kurumlar ve ülkeler ile tango yapmayı sevmeyen solo bir dansçı. Bu büyük armağan, seçimlere giden yolda fırtınaların yoğunlaştığı bir anda Trump’ın eline geçti. Bu armağan, İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini deklare ettiği ya da kendisine sert yaptırımlar uygulayacağını açıkladığı ana benzemiyor. Çin ile bir ticaret savaşı başlatan gümrük vergilerini açıkladığı ya da Türkiye’nin ekonomisini mahvedeceğini ima ettiği veya Suriye’den çekileceği ve sonu gelmeyen saçma savaşlardan uzaklaşacağına yönelik ani kararını deklare ettiği andan da çok farklı.

Bu daha önce hiç sahip olmadığı kadar büyük bir armağandı. Uzak ve yakın ülkelerin memnuniyetle karşıladığı bir armağandı. Avlanmasının neden olduğu sevince hemen birçok tarafın katıldığı değerli bir avdı. Bu süpriz haber, dünyanın her yerinde haberlerin başlıklarını değiştirdi. Başkan'ın azledilmesi işlemleri ya da Suriye’den çekilmesini eleştirmekle meşgul olan siteler bir anda karşılarında tek bir başlık buldu; o da Bağdadi’nin öldürülmesiydi.

Trump, dikkatleri üstüne çekmeyi çok sevdiği için açıklamadan önce Twitter’dan “Kısa süre önce çok büyük bir şey oldu” kısa mesajını paylaştı. DNA testinin sonucunun belli olmasının ardından dünyaya vereceği bu mutlu haberi bekleme çağrısında bulundu. Bağdadi’nin cesedinin Trump’ın rakiplerinin ellerinden bütün kozları almasını sağladığını söylemek mümkün değil. Ancak Suriye’den çekilmesinin DEAŞ, Rusya ve İran için büyük bir armağan olduğundan bahsedildiği ve bunun için eleştirildiği bir süreçte elini güçlendiren önemli bir koz olduğunu söylemek mümkün.

Trump bu sayede birkaç kez sınırlı yerlerde, sınırlı güçte reflekslere maruz kalan Suriye’den çekilme kararının terör ile savaştan çekildiği anlamına gelmediğini söyleyebilecek. ABD askerlerinin çatışma ortamlarında bulunmadan, tehlikelere ve intikam saldırılarına maruz kalmadan bu savaşı sürdürmenin mümkün olduğunu belirtebilecek. Aynı şekilde Irak ve Suriye’de sahada DEAŞ ile savaşan komutanlar da ABD hava güçlerinin örgütün sığınaklarına ve üslerine düzenlediği ölümcül hava saldırıları olmasaydı savaşın daha birkaç yıl sürebileceğini itiraf edecekler. Ancak örgüte karşı karada şiddetli savaşlar yürüten gücün katkıları olmasaydı hava saldırılarının yeterli olmayacağını da unutmayalım.

Meselenin ABD tarafını bir kenara bırakırsak her ne kadar Bağdadi’nin ölümü örgütün başının koparılması anlamına gelse de DEAŞ’ın ölümü anlamına gelmiyor. Tecrübeler, bu tür örgütlerin zor koşullara uyum sağlama konusunda deneyim kazanmış olduğunu kanıtlıyor. Ayrıca DEAŞ’ın son yıllarda merkezden uzak bir şekilde faaliyet gösterdiğini de ortaya koyuyor. Yine maruz kaldığı baskı nedeniyle DEAŞ’ın dünyaya korkutmak ve endişelendirmek için artık “yalnız kurtları”na güvendiğini de unutmayalım.

Meselenin ABD’yi ilgilendiren kısmını bırakalım ve önemli olanın, bölgemizi kana bulayacak ve ülkelerimizi harap edecek başka bir Bağdadi’nin doğumunun yaratacağı felaket olduğunu hatırlayalım.

DEAŞ’ın ülkeler bölünüp toplumsal birlikleri parçalandığı zaman ortaya çıktığını unutmamalıyız. Bu örgütün galiplerin nefreti, hayalkırıklıkları, marjinalleştirme ve tekelleşme çabaları, ötekini yok sayma ve özelliklerini ortadan kaldırmanın gölgesinde doğduğunu hatırlamalıyız. DEAŞ’ın parçalanmş Irak’ta ve parçalanmış Suriye’de doğduğunu unutmamalıyız. Mezhep nefretlerinin ortasında doğduğunu hatırlamalıyız. Her şeyi mübah gören düşüncenin egemen olduğu, sınırındaki kapıların seyyar savaşçıların Suriye’ye girerek devrimini ve halkını öldürmeleri için kullanıldığı zaman DEAŞ’ın aradığı fırsatı bulduğunu unutmamalıyız.

Önemli olan başka bir Bağdadi felaketini yaşamamamızdır. ABD uzakta. Biz ise bunun yaşanacağı sahnenin kendisiyiz. Mücadele güvenlik tarafı ile sınırlı değil. Büyük yıkım, müfredat ve camilere aşırılık egemen olup kendisinden ötekinden nefret eden, bütün farklılıkları öldürülmeyi hak eden bir suç olarak gören öğrenciler mezun olduğu zaman başladı.

Başka bir Bağdadi’nin doğumuna tanıklık etmemek için bütün oluşumlarının bir arada yaşayabildiği modern bir devlet inşa etmekten başka bir çözüm yok.

Dünyaya pencereler açan, birlikte yaşamaya teşvik eden ve farklı olma hakkını tanıyan programlar ve müfredatlardan başka çare yok. Gelecek umudu, istikrar, gelişme, DEAŞ ve dünyaya yönelik karanlık bakış açısını paylaşmayan herkesi ortadan kaldırma düşüncesine sahip fanatik eğilimlere karşı gençleri korumaktan başka çözüm yok.

Trump dün medya ışıkları altında zaferini kutladı. Başka ülkelerin bu operasyonda ABD’ye kolaylıklar sağladığını itiraf edecek kadar güçlüydü. Twitter generali, tarihin karanlık mağaralarından gelen kişiyi avlamasını kutladı. Bize gelince; keşke bunlardan ders alabilsek...


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya