Lübnan'da vatanı yeniden inşa girişimi

Lübnan'da vatanı yeniden inşa girişimi

Çarşamba, 23 Ekim, 2019 - 12:00
Sokakların her bölgeden ve her mezhepten göstericilerle dolması modern Lübnan tarihinde daha önce benzeri görülmemiş bir şeydir.

Göstericilerin sayı itibariyle 3 milyona ulaşması ülke nüfusunun yarısı meydanlarda sokaklarda demektir. 

Lübnanlıların tek bir meselenin; yoksulluk, ihtiyaç ve ufuksuzluğa karşı birleşmeleri eşi benzeri görülmemiş bir şeydir.

Bunun karşısında insanların zihinsel olarak yaşam koşullarından kopmalarını isteyen mezhepçi ve aynı şekilde ideolojik projeler isteksizce iki adım geriye çekilmek zorunda kaldılar.

Bazı eski güçler gösterileri desteklediğini açıkladılar.

Bazıları da önde gelen sembollerinin payına düşen hakaretlere kulaklarını tıkadılar.

Bazısı da bir yandan destek verir gibi görünürken diğer yandan da silahlarını hazırlamayı düşündüler. Ama gösterilere karşı olan taraflardan hiçbiri karşı olduklarını dillendirmediler.

Bir kez daha hepsi yalan üzerinde hemfikir oldular.

Bu gelişme eşsizdir. Çünkü hem krizin şiddeti hem de yöneticilerin yolsuzluğu ve değersizliği eşsizdir.

Lübnanlılar, yöneticiler ve politikacılar hakkında kapalı kapılar ardında konuştuklarını açıkça haykırdılar.

Göstericiler her birini sorumluluklarına göre suçlamış olsalar da aralarında ayrım yapmadılar. Böylece sorunlarının, rejimin mezhepçi grupları arasında bilinen rekabet içerisinde dönüştürülmesinin önüne geçtiler. Onların yalanları karşısında gerçekleri haykırdılar.

"Direniş"in ya da 8 Mart Bloğu “güçlü yönetimin”in eski görkemli zaferleri onlara inananlar için gerçek kazanımlar ortaya koymadı. Tam aksine ekonomik-sosyal felaket için bir katalizöre dönüştü.

Buna karşılık, 14 Mart Bloğu’nun arta kalan ve 8 Mart Bloğu'na mağlup olanlar ise mezhepçi sistemin denklemlerinin olduğu gibi kalması durumunda sonsuza kadar mağlup konumunda kalacaklarını defalarca gözlemlediler.

Karşı bloğun sahip olduğu silahın gölgesinde kazanmalarının mümkün olmadığını tekrar tekrar deneyimlediler. Bunun yanında onların liderleri de bir kez bile topluma sosyal meselelerde rakiplerinden farklı olduklarını kanıtlayamadılar.

Kısacası ortada zaferlere doyduğu için daha fazla kazanamayacak bir galip ile daha fazla kaybedemeyecek bir mağlup var.

Ancak rejimin cennetinden kovduğu kitleler, onları birbirinden ayırmadı ve her ikisine karşı ortak bir tutum benimsedi.

Daha küçük yaşta olan kuşaklar ise “Direniş ekseni"nin bu sözde zaferlerine tanık bile olmadılar. 2000 ve 2005 yıllarındaki kurtuluş destanına dönüştürülen 2006 felaketi sadece babalarının aldandığı bir kandırmacaydı.

Bu yüzden büyük yaşta olanların “Güçlü Cumhurbaşkanı” söylemini ciddiye almaları için küçük yaştaki kuşaklar gibi bunları yaşamamış ve haklarında hiçbir şey bilmiyor olmaları gerekiyordu.

Rejime yönelik hayal kırıklığı ve “güçlü dönemin” bunu en üst sınırlara yükseltmesi, şu anda tanık olduğumuz  büyük Lübnan sıradışılığını yarattı. Birçok kişi belki de kimlik eksenli söylemlerinden vazgeçmedi –ki bu bir anda olacak bir şey değildir- ama bunu bir kenara itti.

İçlerindeki ekonomist insanın,  mezhepçi insanı az da olsa geriye çekmesine izin verdiler. Böylece ortak çıkarlar temelinde birleştiler. Vatandaşlar ve siyasiler olarak kendilerini yeniden keşfetmelerini kutladılar. Her bir bölgesel ve dini grubun diğer bölge ve dini gruplarda uzantısı olduğunun ayrımına varmalarını kutladılar.

Toplumsal ilişkileri felce uğratan, atalete sürükleyen ve sivilleri önemsiz insanlar haline getiren mezhepçi kalıptan kurtuldular.

Başka bir Lübnan’ın yeniden kuruluşuna tanık olduğumuzu söylersek abartıya kaçıyor olabiliriz. Ancak karanlıkta değil aydınlıkta ve gizli değil aşikar bir şekilde sokakta gerçekleşen ciddi bir yeniden kuruluş girişimine tanık olduğumuz kesindir.

Bu, toplumsal öfkenin iç çatışmaya dönüşmeden çoğulcu renkliliğe dönüştüğü sadece Lübnan bayrağının kullanıldığı bir girişim.

Kadınların güçlü bir şekilde katıldığı bir girişim.

Resmi olan dışında şiddetin olmadığı bir girişim.

Lübnanlıların şarkılar söyleyip dans ettikleri ve bir yandan gösteri yaparken diğer yandan aşk yaşadıkları bir girişim.

Bunun karşısında ise sonuçlar yani yenilgi ve zaferler yer alıyor.

Doğrusu Lübnan’daki gibi katı bir mezhep/din grupçuluğu olgusu kolay kolay pes edebilecek ya da tek bir öldürücü darbe ile mağlup olacak türden değil.

Şu anda da hilelere başvuruyor, manevra ve numaralar yapıyor. Ama aslında tek istediği  aniden saldırıp bu halk hareketini sona erdirmek.

Bu yüzden Saad Hariri’nin sunduğu gibi önemsiz bir reform belgesi bile Hizbullah’ın gizli kollarının harekete geçmesine yetti.

İsrail ile çatışmayı hatırlatarak ya da bayrak yakmak gibi provokasyonlarda bulunarak gerçek durumu kamufle etmeye çalışmasına yetti. Bu bile derinlerde hiçbir şeyin değişmediğinden emin olmamız için kafi.

Avn'cı kanatta ise kapalı yolları açma gerekçesi ile ordudan müdahalede bulunmasını isteyen sesler yükseliyor.

Hizbulah’ın ünlü üçlü “Halk, Ordu ve Direniş”  mottusu "Ordu ve Direniş Halka karşı" şeklinde uygulanmak isteniyor.

Siyasi elitleri harekete geçiren bir unsur daha var o da: 2 ana tarafının da yaşadığı sorunlar.

Nitekim Şiilerin yoğun bir şekilde gösterilere katılmaları Hizbullah’ın tabanının zemin kayması yaşadığını gösterdi.

Avn akımına gelince, Lübnanlıların ülkelerindeki birinci nefret edilesi kişi olduğu konusunda hemfikir oldukları Cibran Basil’in imajının çökmesi ile büyük olasılıkla sahip olduğu iktidar da çöktü.

Öte yandan elbette Arap dünyasının genelinde ve özellikle de Suriye’de görüldüğü gibi karşı devrim olasılığı da var ki, bu da zorluğu arttırıyor. Zira kurak ve çorak bir ortamda bir ülkenin gelişebilmesi ihtimal dışı.

Bu sırada sokak ve meydanlarda kalmak gerekiyor.

Uzun vadede daha önemli olan ise geleceği şu anda inşa etmektir.

Bunun için de örgütlenmek ve değişime hazır olduğunu gösteren bir halkın arasında bu düşünceyi yaymak gerekiyor.

Bu ilk ama büyük bir adımdır.

Bu adımı kana bulamak ve bastırmak, vatanı yeniden kurmak için başlatılan bu yürüyüşü durduramayacaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya