Avn ve Basil tüm bu yalnızlaşmaya değer mi?

Avn ve Basil tüm bu yalnızlaşmaya değer mi?

Salı, 22 Ekim, 2019 - 13:30
Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar 
Son birkaç gün içerisinde her Lübnanlı bir gözlemci ve analiste dönüştü. Bu zaten onun ana mesleğiydi. Bugün ise tüm zamanını ona ayırmış bulunuyor. Nitekim protestolar kendisine birçok olgu sundu. Bunlardan bir tanesi de ordunun tutumu ve rolüydü.

Lübnan halkı arasında geçmişte genelkurmay başkanlığı yapmış olduğu için ordunun Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı desteklediği düşüncesi yaygındı. Nitekim General Joseph Avn, Genelkurmay Başkanlığı'na atandığında bunu yalnızca yakın akrabaları değil doğrudan ailenin adını taşıyanları kapsayan bir dizi atamalar kapsamında atılmış bir adım olarak değerlendirenler oldu.

Ancak rejime karşı başlatılan ayaklanmanın daha ilk anında Genelkurmay Başkanı Joseph Avn, emri altındaki ordu halkın ordusuymuş gibi davrandı. Lübnan ordusu protestoculara dünyanın en gelişmiş ordusu gibi davrandı. Onlar da kendisine selamlar, kucaklar ve güllerle karşılık verdiler. Ordu, askeri disiplinin gerektirdiği gibi asil bir şekilde suskunluğunu korudu. Hatta göstericilerin gösteri yerlerine gidebilmeleri için zırhlı araçlarını bir kenara çekti.

Emekli subaylar ise ordudaki görevleri sona erip emekli oldukları için bu suskunluğa uymak zorunda değillerdi. Bu nedenle rejimin düşmesini talep eden insanlara katılıp siyasi elitlere karşı kampanyada yer aldılar.

Kuşkusuz ordunun bu tutumu ve muhaliflerin sloganları her şeyi ile Cumhurbaşkanı Avn için büyük bir şoktu. İnkar etmesine ve kibirle diretmesine rağmen artık her şeyi bekler hale geldi. Yolsuzluğa karşı yükselen çığlık, Avn'ın en güçlü adamı olan damadı Cibran Basil’e takılan adlar, kendisi bütün bu darbelere maruz kalırken saklanan ya da sessizce kaçan müttefik ve destekçilerin kendisini terk etmeleri bütün bunlar Avn için beklenmedik darbelerdi.

Sivil toplumdan bile kuşatılmış el-Ahd’ı destekleyen açıklamalar gelmedi. Ama Dışişleri Bakanı Cibran Basil yine de insanları aptal yerine koymakta ve onların taleplerini destekliyormuş gibi görünmekte ısrar etmeyi sürdürdü.

Basil’e göre kendisi birkaç haftada bir kutlamalar yapmak için onları ziyaret ettiği gurbetçilerin kahramanıydı. Ama gurbetçiler onun bu iddiasına San Francisco’dan Avustralya’ya düzenledikleri (Lübnan halk oyunu) debke  halayları ile Trablusşam, Cubeyl (Biblos) ve Batroun’daki göstericilerle dayanışarak karşılık verdiler.

Nitekim Basil, popüler olduğu iddiasının aksine tam 3 kez aday olduktan sonra milletvekili seçilebilmişti. Cumhurbaşkanı makamı üzerindeki nüfuzunu elde etmeden çok uzun zaman önce ülkenin dış politikasının lideri olmuştu.

Cibran Basil, Lübnan sanki kendi malıymış gibi davrandı. Meclis Başkanı’na uygun olmayan bir kibir ile muamele etti.

Başbakan Saad Hariri’ye o büyük fikirlerini uygulamak için el pençe kendisini bekleyen bir memurmuş gibi davrandı. Arap ülkelerine kendine bağlı bir sürüymüş gibi baktı.

Arap Birliği Genel Sekreteri 2 kez Beyrut’u ziyaret etti ama ikisinde de Basil’in kendisi ile görüşecek vakti yoktu!

Basil’in Lübnan meydanlarından kendisine takılan lakapları duymaya ihtiyacı yoktu.

Cumhurbaşkanı Avn’ın da Basil yüzünden başına gelenleri yaşamasına ihtiyacı yoktu.

Cumhurbaşkanlığı bile bu bedele değmez!

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya