Öfkeli halk hareketleri ve kafası karışık alternatifler

Öfkeli halk hareketleri ve kafası karışık alternatifler

Salı, 22 Ekim, 2019 - 13:30
Lübnan, Cezayir, Irak ve öncesinde Sudan’da olduğu gibi öfkeli halk hareketleri, artık Arap ülkelerimiz ile sınırlı değil. Bilakis Uzakdoğu’daki Hong Kong’dan Avrupa’nın derinliklerindeki İspanya’ya ve tam olarak Katalonya bölgesine kadar uzanıyor. İnsanların sokaklara inmesinin tek bir nedeni vardır. O da bir kez daha normal hayatlarına dönmeleri için taleplerinin yerine getirilmesidir. Bu da söz konusu taleplerin doğasına, sınırlarına, nasıl uygulanacağına ve getirilerine bağlıdır.

Öfkeli halk hareketleri sırasında protestocular, yönetenler ile rejimin kendisi arasında ayrım yapmakta zorlanabilir. Hatta genel coşku arttığında talepler neredeyse göğe ulaşabilir. Bazı sloganlar ortaya atılır ve bazıları aslında bilinmezlerin kapısını açtığını, krizi bitirmek bir yana daha farklı krizlerin kapılarını araladığını anlamadan bu sloganları tekrarlamaya başlarlar.

Ayrıntılar ve protestocuların sloganları bir ülkeden diğerine değişse de hepsinin arasında ortak noktalar da vardır. Bunların ilki; öfke ile karışık memnuniyetsizlik, köklü ve kapsamlı bir değişime yönelik güçlü istektir. Bu, son Lübnan halk hareketi ile onun öncesinde Irak ve Sudan’daki protestolarda yükselen“halk rejimin düşmesini istiyor” sloganında açıkça görülebilir. Ayrıca, ardı ardına 35 haftadır devam eden Cezayir halk hareketinde olduğu gibi “eski siyasi figürlerden kurtulma” isteğinde de görülebilir.

Aynı bağlamda; Hong Kong’daki demokrasi ve özgürlüklerin sağlamlaşması talepleri de rejimin düşmesi talebine benziyor gibi görünüyor. Çünkü bu gerçekte Hong Kong ve Çin rejimleri arasındaki farklılıkları derinleştirmek ve “tek ülke iki rejim” formülünden kurtulmak anlamına geliyor.

İspanya’daki Katalonya bölgesi vatandaşlarının gösterilerine egemen olan ayrılık talebi ise rejimin düşmesi veya yıkılması, yeni bir noktadan yani bağımsızlıktan başlama talebinini bir başka biçimidir.

İkinci, ortak nokta; protestoların başlangıcının geçici bir olay ya da kitlelerin beklentilerinin altında kalan ya da onları şoke eden bir değişim ile bağlantılı olmasıdır. Hong Kong’daki protestoları başlatan olay, suçluların Çin’e teslim edilmesi yasasına karşı muhalefetti. Kızgın kalabalıklar bu yasayı, yargının bağımsızlığını kaybetmesi ve Pekin’in iç işlerine müdahalelerine kapı aralayacak bir uygulama saydılar. Göstericilere göre bu yasanın kabul edilmesi ile Çin’e kıyasla sahip oldukları özgürlük alanı fiili olarak ortadan kalkacaktı.  

Lübnan’daki halk hareketinde de buna benzer bir şey var. Lübnan’da da kitleler, insanlara son derece kısıtlı bir bedel karşılığında kolayca iletişim imkânı sunan WhatsApp uygulaması kullanıcılarına aylık vergi uygulama kararının ardından harekete geçtiler. Cezayir’deki hareketi başlatan şok edici gelişme ise eski Cumhurbaşkanı Buteflika’nın sağlık durumu kötü olmasına karşın 5. kez aday olma kararıydı. Buteflika’nın bu kararı, Nisan ayında düzenlenmesi kararlaştırılan cumhurbaşkanlığı seçimleri aracılığıyla değişimin gerçekleşmesi ihtimalinin müsadere edilmesi olarak görüldü. Kitleler bu olası vesayete karşı sokaklara döküldü ve köklü değişim talebinde bulundu. Eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in yeniden aday olmasına karşı Sudanlıların geçen yılın Aralık ayında başlattıkları gösteriler de benzer bir başka örnektir. İspanya’da ise gösterilerin fitilini ateşleyen olay, İspanya Yüksek Mahkemesi’nin ayrılık yanlısı yerli liderler hakkında verdiği ağır cezalardı. İnsanlar bu cezalara karşı çıkmak ve ayrılık taleplerini yeniden gündeme getirmek için sokaklara döküldü.

Üçüncüsü; gösterilerin talepler çıtasının yükseltilerek devam ettirilmesidir. Vatandaşların sokaklara inmesi ile onları sokağa inmeye iten doğrudan neden ile yetinilmeyip taleplerin çıtasının yükselmesi süreci fiili olarak başlar. Bunun nedeni, insanların daha önce sabrettikleri şeylerin oluşturduğu birikimin varlığında gizlidir. Örneğin yüksek fiyatlar, devletin içine yerleşmiş yolsuzluk, hükümetin üzerindeki İran egemenliği, güvenlik sorunu, iş fısatlarının yokluğu nedeniyle ayaklanan Iraklıların başlangıçtaki talepleri sadece yolsuzlarla mücadeleydi. Ardından bu talep, Adil Abdulmehdi hükümetinin düşürülmesi, farklı biçimleri ile yolsuzluğu korudukları gerekçesi ile politik ve mezhepsel olarak güçlü figürlerin yönetimden uzaklaştırılması şeklinde gelişti.

Lübnanlılarda aynı şeyi yaptı. İlk olarak WhatsApp vergisine karşı sokağa döküldüler. Daha sonra geleneksel siyasi ve partili sembollerin görevi bırakması, hem hükümet hem de rejimin düşürülmesi taleplerini kapsayacak şekilde aşamalı olarak genişledi. Lübnan ve halkının yaşadığı krizin arkasındaki temel neden sayılan siyasi sınıfın görevi bırakması talebi bütün taleplerin önüne geçti. Aynı şekilde sistemde kapsamlı değişim, Buteflika rejimi ve 20 yıldır ülkeyi yağmalayan “çete” ile bağlantılı herkesin görevden uzaklaştırılması çağrısında bulunan Cezayir halk hareketi de bunun en öne çıkan modeli oldu.

Dördüncüsü; iktidarın tepkisini aşamalı olarak inkâr etme ve halkın taleplerini küçümsemeden bazı talepleri gerçekleştirmeyi -yine aşamalı olarak- vaat etmeye evrilmesidir. Sudan, Cezayir ve Irak bazı farklarla önce inkar sonra halkın taleplerine boyun eğmenin öne çıkan örnekleridir. Bu konuda özellikle Cezayir ön plandadır. Çünkü bazı önemli “çete” üyelerinin tutuklanması ve yolsuzluğa bulaştıkları ile yargılanması gibi halkın taleplerinin kısmen de olsa yerine getirildiğini gösteren bazı adımlara rağmen politik açıdan hala bir sonuca ulaşılamadı. Lübnan’da ise gösteriler başlar başlamaz hemen kitlelerin protesto hakkı ve ifade özgürlüğü tanındı. Bütün siyasi grupların üzerinde uzlaştıkları yeni bir vizyonun benimsenmesi şartı ile reform vaat edildi. Hong Kong ile bağımsızlık isteyen Katalonya halk hareketlerine gelince, devlet -özellikle de İspanya’da- halen göstericilerin taleplerini inkar etme aşamasında bulunuyor. İspanya’yı özellikle vurguladık çünkü suçluların Pekin’e teslim edilmesi yasa tasarısını geri çeken Hong Kong yönetimi, kısmen de olsa göstericilerin taleplerini yerine getirmiş sayılıyor.

Beşincisi; bütün durumlarda belirsizliğin hüküm sürmesidir. Sudan’da el-Beşir reijmini deviren Askeri Geçiş Konseyi ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri arasındaki diyalog görüşmelerinde Afrika arabuluculuğu temel rol oynadı. Ama diğer örneklerde arabuluculuk ya da üçüncü bir tarafın rolü, ya Cezayir’de olduğu gibi kabul edilebilir ya da Lübnan, Hong Kong ve İspanya’da olduğu gibi –en azından şu ana kadar- önerilmiş değil.

Altıncısı; bazı taleplerin genel görüntüyü daha karmaşık hale getirmesidir. Örneğin Lübnan’da hükümetin düşmesi; yeni seçim süreci ve Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği kadar uzun sürebilecek bir hükümet boşluğunun yaratacağı istikrarsızlık olasılığı anlamına geliyor. Bunun yanında rejimin değişmesi mezhepçi siyasi kota sisteminin tamamen yıkılması anlamına da geliyor. Bu sistemin alternatifine ulaşmak ve Lübnan’ı yeniden kurmak ise ancak herkes için kabul edebilebilir normal koşullar altında gerçekleşebilecek zor bir iştir.

Cezayir’deki durum da Lübnan’daki ile benzerdir. Mevcut Bedevi hükümeti istifa ederse ülkeyi kim yönetecek? Cumhurbaşkanlığı seçimleri ertelenirse yeni bir cumhurbaşkanı ne zaman seçilebilecek? Peki, anayasanın değişmesi üzerinde uzlaşıya varılması halinde kimler yeni anayasayı hazırlama meşruiyetine sahip? Bu durum İspanya’nın Katolanya bölgesi için de geçerli. Göstericiler bağımsızlıkta ısrar ederlerse bunu kimin kabul etmesi gerekiyor İspanya mı yoksa AB mi? Hong Kong için en iyi seçenek ise tek ülke iki rejim ve esnek bir yerel hükümet formülü çerçevesi içerisinde yaşamayı kabul etmek gibi görünüyor. Aksi halde Çin Halk Kurtuluş Ordusu genel durumu kontrol etmek için müdahalede bulunmak zorunda kalacak. Bu da daha önce benzeri görülmemiş yeni bir şiddet aşamasının başlamasına ve hesapta olmayan bir uluslararası gerginliğin patlak vermesine yol açabilir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya