Nasrallah neden sokağa inmedi?

Nasrallah neden sokağa inmedi?

Salı, 22 Ekim, 2019 - 09:30

Lübnanlılar sokaklarda ve meydanlarda sıkıntı ve acılarını haykırırken, bazıları elektrik olmadığından bazıları da susuzluk nedeniyle kaç gündür yıkanamadığından şikayet ederken ve işsizliğin kalan bütün umutlarını yok ettiğini söylerken kendisi bilinmeyen yerinden çıkarak tehdit savurdu. Lübnan’da eşi benzeri görülmemiş bir durumda, Lübnanlıların parti ve grupların bayrakları yerine sadece Lübnan bayrağını taşımaya özen gösterdikleri barışçıl gösterilere güven vermek ve desteklemek için değil de tehdit etmek için çıktı.

Hizbullah Genel Sekreteri’nin korkusunun nedeni hükümetin istifa etmesi, Lübnan’ı felçli bir ülkeye ve Şam’a geçmek için bir köprüye dönüştürmesini sağlayan denklemi kaybetmesidir.

Modern tarihte ilk kez Lübnanlılar siyasi aidiyetlerinden kurtularak birlik oldu. Tek bir ses ile aynı taleplerde bulundular. Politika onları bölse de yoksulluk birleştirdi.

Irak’taki protesto gösterilerinde olduğu gibi Lübnan’da da yolsuzluk birinci suçlu olduğu için hiç kimsenin kendilerinden hesap soramayacağı, yargılayamayacağı ya da adlarını açıklayamayacağı kişiler de var. Çünkü bu kişiler Velayet-i Fakih rejiminin koruması altında.

Nasrallah, 8 Mayıs 2007’deki senaryoyu tekrarlamayı, sokağa inip Beyrut’u kuşatarak muhalifleri sindirmeyi başaramadı. Çünkü kendi deyimiyle İsrail işgaline karşı savaşan Şii bir lider olarak kendisini seven ve destekleyenlerin bile açıktan ve televizyon ekranlarından kendisini yolsuzlukla suçladıklarını kendi kulakları ile duydu. Bakanlarının, partisinin milletvekillerinin ve takipçilerinin insanların ekmeklerini çalmak ve onların sırtından zenginleşmek ile suçlandıklarını duydu.

Hükümet içerisinde Nasrallah’a bağlı grup, sadece Saad Hariri hükümeti Lübnan’ın krizlerinin bir kısmını bile çözmesin diye Başbakan’ın IMF’den yardım alabilmek için uluslararası alanda söz verdiği reformlara bağlı kalmasın diye bunları kabul etmekte ağır davrandı.

Ancak gücünün kaynağının siyasi aidiyeti değil kendi olduğunu keşfeden Lübnan vatandaşı dün hükümet üyelerini ekonomik reformları kabul etmek zorunda bıraktı. Ama nüfuz ve etki sahibi politikacılar halen bu adımın sokağı memnun etmemesinden endişeli.

Lübnanlılar Hariri’nin ekonomik reformlarından memnun kalır, sokaklar sakinleşir, yollar açılır ve öfke dinerse ülkedeki değişiklik ekonomik reformlardan çok daha büyük olacak.

Bununla politikacılara güveni kastetmiyorum. Çünkü Nasrallah’ın bazı takipçileri bile Beyrut’un işgal edilmesinden ve insanlara korku salınmasından memnun değillerdi. Silahını Lübnan vatandaşının yüzüne doğrultmasının nedeninin uluslararası havaalanını gözetlemek ve uçakların yükünü kontrol edecek kadar artan baskın gücü olduğunu herkes biliyor. 2006 yazında ABD’nin müttefiklerinden yalvar yakar İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarını durdurması için arabuluculuk yapmalarını istediğinde takipçileri bununla gurur duymamışlardı. Bugün ise ABD’nin İran’a uyguladığı ekonomik ablukanın ardından çıkıp insanlardan yardım dilendiğini görüyorlar.

İnsanların, cumhurbaşkanı seçildiği günden bu yana Lübnan’ın sorunları karşısında aciz kalan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a duydukları güven de sarsıldı. Cumhurbaşkanlığının vitrinini, heybetini ve itibarını büyüklük ve üstünlük kompleksi ile öne çıkan bir karaktere sahip olan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’e teslim ettiği için halkın kendisine olan güvenini kaybetti. Dolayısıyla mesele yalnızca Lübnan’ın istikrarına karşı “direniş” grubuna duyulan güvenin kaybedilmesi değildir. İnsanların özgürleşmeye karşı tutumu ve cesareti, onları ihtiyaç içinde bırakan liderlerinin yüzlerine haykırması, bir zamanlar ibadet ettikleri putları bütün belaların nedeni olarak suçlamaları ile yaşanan köklü değişimdendir.

Lübnanlılar, cesaretleri, kararlılıkları ve haksız güç sahiplerine karşı seslerini yükseltmeleri ile daha önce benzeri görülmemiş bir medeni görüntü kaydettiklerini bilmeliler. Lübnanlılar, protestoların başında kimliklerini gizlemek için maske takarken çok geçmeden bu maskeleri atarak öfkelerini boşaltmak ve on yıllardır bildikleri gerçekleri dillendirmek için televizyon kanallarına yöneldi. Bu gerçek, Lübnanlı liderlerin herkesi kapsayan tek ve bir Lübnan için çalışmak yerine sahip oldukları konumlardan kendileri ve aileleri için yararlanmış olduklarıdır.

Eski başbakan Refik Hariri suikastının ardından suikastlar dizisi devam etti. Rakiplerini hedef alan bu suikastlarda parmaklar hep Hizbullah’a yöneldi. Bu yüzden, rakipleri bile sahip oldukları güce karşın bu kaderi yaşarken yamalı bir demokrasi örtüsü altında bir diktatörlüğün esiri olduğunu keşfeden sıradan vatandaşın korkması çok doğaldı.

Kim eline bir megafon alarak “Biz seninleydik Hasan Nasrallah ama milletvekillerin ve bakanların bizleri soydu” diyebilirdi ki?

2005 yılından bugüne insanların farklı renkleri ile partileri için gösteriler düzenlemeye ve onların propagandasını yapmaya çabaladıklarını, liderlerinin açıklamalarının onur ve saygınlık ifadeleri ile dolu olduğunu duyardık. Ama gerçekte onur ve saygınlık sarı, turuncu ya da mavi bayrakta değil sadece Lübnan bayrağının kendisindedir. Onur ve saygınlık Lübnanlıların son birkaç günde yaptıklarıdır.

Göstericiler Nasrallah’ın silahının yarattığı korku engelinin üzerinden atladı. Onlar siyasi tutumlarını değiştirmediler. Ama sonunda partilere dayalı politikanın sadece üst tabakaların karınlarını doyurduğunu keşfettiler. Takipçilerin, ideolojik ve politik olarak bu liderlere inananların direktif verildiğinde sokağa dökülen sayılar ve rakiplere karşı bir rekabet aracından ibaret olduklarını fark ettiler.

Lübnanlıların, ülkeleri Körfez ülkelerinden ve uluslararası toplumdan sürekli bir şekilde en çok destek alan ülkelerden olmasına karşın ülkenin kaynaklarını yağmalayan yolsuzların kim olduklarını bildiklerinden eminim. Lübnanlılar bu deneyimi kendi iradeleri ile başlattı. Hiç kimse onlara sokağa inmelerini telkin etmedi. Takipçisi oldukları siyasi liderler üzerinde vatandaşlar olarak hakları olduğu konusunda varmış oldukları farkındalığın tamamlanmaması halinde kayıpları ikiye katlanacak ve kendilerini daha korkunç bir gelecek bekliyor olacak. Lübnan vatandaşı her ne kadar yıllardır seslerinin sadece yankıdan ibaret olduğu kendisine telkin edilse de güçlüdür. Bugün karar verici kendisidir. Bunlar unutulmaz anlardır. Bu nedenle aidiyetleri ne olursa olsun Lübnanlılar bu anları korusun. Sokakları boşaltıp evlerine döndüklerinde talep ettikleri elektrik ve suyu bulsalar da...


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya