Lübnan'da öfke uzlaşı hükümetine ve Hizbullah'a karşı

Lübnan'da öfke uzlaşı hükümetine ve Hizbullah'a karşı

Pazartesi, 21 Ekim, 2019 - 10:15
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
Her etnik, mezhebî ve dinî kesimden Lübnanlılar yurt çapında sokağa dökülerek onları idare eden, küçümseme ve yoksullaştırma politikasında ileri giden yolsuz siyasi sınıfı şaşırttılar.

Bu on yıllardır görülmeyen bir görüntü.

Lübnan halkı, hükümet ve devletin popülerliğindeki aşınmayı gözler önüne serdi.

Halk meydanlara inerek kendi bölgelerinde sokakları elinde tutan partileri de itibarsızlaştırdı.

Tablo, seslendiğinde kendisine kitlelerin karşılık verdiği Başbakan Saad Hariri için acı dolu bir görüntüdür.

Aynı şey Cumhurbaşkanı Mişel Avn için de geçerli. Her ikisi de kendilerine yönelik en acı verici mesajların kendi bölgelerinden ve sokaklarından geldiğini biliyorlar.

Bu dev öfke dalgası; Lübnanlıların çocuklarının ekmeğini ve eğitim fırsatlarını tehdit eden, daha fazla Lübnanlıyı göç etmeye iten beklenen ekonomik çöküşü engellemek konusunda hükümet ve devletin ciddi olmadığını hissetmesi ile ikiye katlandı.

Lübnanlılar artık hükümet ve devletin yolsuzlukla mücadele ve ekonomik gerilemeyi durdurmak ile ile ilgili sözlerine inanmıyorlar.

Son süreç hem siyasi uzlaşıyı hem de hükümetin güvenirliğini zayıflattı.

Sokaklardan yükselen homurtu, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık sarayları sakinlerine gönderilen hayalkırıklığı mesajlarıydı.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın bu iki yönetim merkezine, seçimlerin kendilerine sağladığı meşruiyet ve kendi toplulukları içinde sahip oldukları seçkin konuma dayanarak ulaştıklarını da unutmayalım.

Lübnan’ı kaplayan öfke dalgasının ardından Avn dönemi büyük bir dönemece girmiş bulunuyor. General Avn'ın tarihi, halkın ya da anayasanın kendisine verdiği yetkileri aşmak gerekse bile dönemeçlerden ve kavşaklardan korkmadığını kanıtlıyor. Mevcut dönemeçte ise General’in görevi okumak ve dinlemek.

Umarım Cumhurbaşkanı, görev süresinin ilk yarısını oluşturan son 3 yılın deneyiminin ortaya çıkardığı gerçeği kabul edebilir. Bu gerçek de sarayı bazı saray adamlarının, politik uzlaşının önde gelen bazı isimlerinin zayıflattıklarıdır. Ben onları kasıtlı olarak bunu yapmakla suçlamıyorum ama davranışlarını ancak deneyimsizlik ya da gurur veya dalkavukluk olarak tanımlayabilirim.

General Mişel Avn, ülkenin uzun bir süre başsız kalmasından sonra Hizbullah’ın ya Avn ya da hiç denklemini dayatmasının ardından Saad Hariri, Velid Canbolat ve Samir Caca’nın kendisini cumhurbaşkanı olarak kabul ettiklerini biliyor.

Hariri, Avn'ın babasına, mahkeme ve suikastlere karşı tutumlarını, hükümetini düşürmek için yaptıklarını unutur gibi yaptı.

Canbolat, Suku'l-Garb ilçesinde yaşanan çatışmayı, Avncıların silahlarını ve oynadığı rolü unutmuş gibi göründü.

Caca, Avn'ın liderliğindeki Lübnan ordusu ile Lübnan Kuvvetleri Partisi arasında yaşanan “İlga Savaşı”nı ve bu savaşta Avn'ın oynadığı rolü unutmaya çalıştı.

Bütün bunlara karşın Hariri’yi kendi grubu ve kitlesi önünde kanadı kırık ve zayıf göstermekte "politik uzlaşı"ya ne gibi bir katkı sağladığını sorgulamak her Lübnanlının hakkıdır.

Canbolat’ın destekçilerini kışkırtmanın, yaralarını yeniden açmanın, Avn'ın çıkarına aykırı hareket ettiği için Canbolat ile bozuşmanın politik uzlaşıya ne gibi bir katkısı olduğunu sorgulamak her Lübnanlının hakkıdır.

Caca’nın hükümet ve sokaktaki varlığının sanki alınması gereken kötü huylu bir tümörmüş gibi görülmesinin "politik uzlaşı"ya ne gibi bir katkı sağladığını sorgulamak her Lübnanlının hakkıdır.

Ben bu üçünün de melek olduğunu söylemiyorum. Ama Avn'ı tanıdığım gibi onları da tanıyorum. Ben sadece politik uzlaşının ve Lübnan halkının bütün bunlardan nasıl bir çıkarı olduğunu sorguluyorum.

Hariri çöküşün yakın olduğunu bilmesine rağmen politik uzlaşıda sağlam, açık ve dengeli bir temele dayanan ilişkiler kurmadığı için hatalıdır. Hariri’nin ekonomik çöküşten kaçınmak için varılan acil uzlaşı ihtiyacından istifade etmesi mümkündü. Az da olsa bir denge sağlamak için eski müttefikleri ile ilişkilerini daha iyi bir şekilde yönetebilirdi.

Protestocular ile dolu meydanların görüntüsünü iyi okuması gereken üçüncü taraf Hizbullah’tır.

Hizbullah, son yıllarda Lübnan’a politik ve ekonomik olarak tahammül gücünü aşan bir yük yükledi. Hizbullah’ın rakipleri onun büyük, etkili ve aktif rolünü kabul etmiş olabilir. Ancak Lübnanlıların yarısından çoğu, ülke hakkındaki kararları tekeline almasını, kendi metot ve yöntemini bütün Lübnanlıların hayatına dayatmasını kabul etmedi.

Hizbullah’ın sanki kendi iradesi bütün kurumların üstünde ve kendi kararı reddedilemezmiş gibi Lübnanlıları her zaman tek bir seçenek karşısında bırakmaya hakkı yoktur.

İnsanların acılarını dinlemek gerekiyor. Karar sahiplerine ya da en azından öyle olması gereken kişilere karşı hayal kırıklıklarını dile getimek için Lübnanlıları çocukları ile birlikte meydanlara inmeye iten acıya kulak verilmelidir.

Hükümet ve devletin, Hariri’nin dün açıkladığı adımların sokağı sakinleştirmek için geçici ağrı kesicilerden ibaret olmadığına insanları ikna etmek için hemen harekete geçmesi gerekiyor.

Halk hareketi de açık ve gerçekleştirilmesi mümkün talepler içeren bir program ortaya koymalıdır. Ayrıca gelecek dönemde hükümet ve devletin davranış ve performansı üzerinde kendisine kalıcı kontrol hakkını kullanma gücü verecek etkili bir eylem planını benimsemelidir.

Eğitim ve iş fırsatları, ekmek, özgürlük ve onurlu bir yaşamı savunmak için her bölgeden ve kesimden Lübnanlıların sokaklara dökülmesi, bu adı gerçekten hak eden bir devlete duyulan derin ihtiyacı ortaya çıkardı.

Fakat Lübnan’ın iç yapısı ve bölgesel bölünmeler nedeniyle bu tür karmaşık savaşlarda mutlaka sabırlı ve dikkatli olmak, cesaretin yanısıra sorumlu olmak gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Avn’ın önünde ülkenin kuzeyinden güneyine uzanan bu geniş çaplı gösterilerden ders çıkarmaktan başka bir seçenek yoktur. Aynı şekilde Hariri de bundan gerekli sonuçları çıkarmak zorundadır.

İnsanların güvenini geri kazanmak için güzellik kremlerine değil cerrahi operasyonlara ihtiyaç vardır.

Ama aslı korkmamız gereken sokakların gecikmiş sınırlı tedaviler aşamasını geçmiş olması ihtimalidir.

Hem içeride hem de dışarıdaki Lübnanlıların öfkeli olduğu açıktır. Bu yüzden hükümet ve devlet, insanların iradesine boyun eğme zehrini içmelidir. Çünkü bundan başka  bütün seçeneklerin sonuçları belirsizdir.

Lübnan’ın hayatında yeni ve farklı bir bölüm ile karşı karşıyayız.

Neredeyse gasp edilmiş bir devlet ile geleceğe ilerlemek ise mümkün değildir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya