Brzezinski 'Büyük Dama Tahtası'nı yazsaydı

Brzezinski 'Büyük Dama Tahtası'nı yazsaydı

Pazartesi, 21 Ekim, 2019 - 06:30
Uzun bir Avrupa, Asya ve Ortadoğu seyahati olacaktı bu. Sahip olduğu orta büyüklüğü aşan ticaret hacmi, Asya ve Ortadoğu sayesinde mümkün olmuştu. İlk defa daha derinlemesine incelemek gereği duymaktaydı bu üç jeopolitik bölgeyi. “Seyahate kadim tarihin odak noktası Ortadoğu’dan başlamalı” diye düşündü. Yardımcıları epey filozof, İslam bilgini, devlet adamı ve ticari aktörler listesi hazırlamışlardı.

“İbn-i Haldun ve İbn-i Arabi’ye özel bir önem vermek gerekiyor, iki ayrı zirve” diye düşündü. “İbn-i Haldun hala tek başına bir kaç Harvard eder örneğin” diye abartılı kabul edilecek bir saptamada bulundu. İbn-i Haldun’un Mukaddime’sini okurken satır aralarını aşırı çizmesinin sonucu sayfaları yırtılmış ve beş tane yedek alarak kitabı adeta yırta yırta okumuştu. “Müslümanlar bu kitabı hiç okumamışlar ve hiç anlamamışlar” diyerek İbn-i Haldun notlarını bir kenara bıraktı.

İbn-i Arabi’ye gelince Rene Guenon aklına düştü. “İbn-i Arabi müthiş bir bilgin, Batı ve Doğu gizemciliğinde olağanüstü öneme sahip bir ekol. Müslümanlar bunu da okumamışlar” notu belirdi zihninde.

Bir danışmanı, “Hasan Sabbah, yani İsmaililer, yani İslam dünyasının ve tarihinin ilk büyük travması hakkında sizi biraz brife edeyim, önemli çünkü. ‘Hasan Sabbah bilinmeden bugünkü İslam anlaşılamaz’ der okült literatür” diye araya girdi.

“Horasan Erenleri ile ilgili de mutlaka kısa bir brife almalısınız. Çünkü hayran olduğunuz Parvus Efendi, bu İslami grupla ilgili” diye de ekledi.

Bir başka danışman, “Efendim ayrıca Hurufiler diye ezoterik olarak etiketlenen bir başka grup var ki bunlar özellikle Hasan Sabbah’tan daha fazla Osmanlı ve İslam tarihi üzerinde etkili olmuşlardır” dedi.

“Bunun yanı sıra günümüzde Suudi Arabistanda İslam dünyasının son dönemde en çok etkilendiği bir ekolle tarih sahnesine çıkmıştır. Bunun siyasal, sosyal, dinsel ve politik sismik hareketleri de hala çok tartışılmaktadır. Riyad’ı da seyahat programına dahil ettiğiniz için bu konu önemli. İstanbul, Tahran ve Riyad ziyaretleri sebebiyle İslam dünyasının üç önemli aktörünün dinsel ve siyasal atmosferinin ana hatlarını da brifing listesine ekledik.”

“Berlin'de kaldığınız sürede İstanbul’a geçeceğiniz konuşulacaktır ve Thule Örgütü yani Rudolf von Sebottendorf adı ile karşılaşacaksınız, Almanya ve Türkiye tarihinde çok etkili olmuş bir başka ezoterik ve okült siyasal aktör.”

“Ayrıca Aşkenaz, Sefarad Yahudileri ve Sabetay Sevi ile ilgili bilgiler de stratejik. Bu kapsamda Hazara Türk Yahudileri bir başka önemli ve stratejik konu. Bu konular da mutlaka karşınıza çıkacaktır.”

“Atatürk gibi İslam ve Batı dünyasının en tartışmalı siyasal ve askeri portresi bir başka başlık olarak dosyada efendim.”

Almanya, Fransa ve İngiltere’de zaten bu konularda mutlaka bir kitap açılır ve Ortadoğu'nun ve Asya'nın gizemli dünyası okunur.

“Kubilay Han’ı çok merak ediyorum. Bu kişi, Çin söz konusu olunca en başta okunacak ilk asker, ilk stratejist, ilk politik deha. Çin olgusu ortaya çıkmasa biyografisi yazılır mıydı?” diye sordu danışmanlarına.

“Bu büyük hükümdar da Vietnam’da başarısız olmuş. Önemli bir detay bu. Vietnam, Tibet’in sırlarına açılan kapılardan biri” diye not aldı.

“Türklerin Ergenekon efsanesi ve Orhun Yazıtları, Kubilay Han ile birlikte okunursa kadim Çin’den günümüze ilginç bir siyasal ve ekonomik antropoloji yolculuğu yapılmış olur.”

“Acaba Çin’i askeri ve siyasi alanda inanılmaz zorlayan Türkler, Talas Savaşı’nda Araplara nasıl yenildiler? Ve Türkleri püskürten Çinliler, nasıl trajik bir vizyon yitimine uğrayarak içten çürüyüp gerilediler?” diye düşündü.

Tarihin en stratejik bilim olduğunu bir defa daha boldladı, özellikle finansal tarihi…

Bir danışmanı, “Bir konu var efendim” dedi, “bir Türk zihniyet analizcisi Prof. Dr. Sabri Fehmi Ülgener. Çok önemli bir deha, burada onunla ilgili kritik bilgiler var. İslam dünyasının ve insanlığın zihinsel kodlarını çözmüş bir bilim adamı.”

“Bir randevu alalım” dedi. Danışmanı, “Ne yazık ki efendim, ölmüş” diye cevapladı.

“Ekonomi ve petrol tarihini düşündükçe aklıma hep Enrico Mattei geliyor. Bu İtalyan petrolcü ile Tesla arasındaki ilginç benzerlik beni hep etkilemiştir, ikisi de inanılmaz deha ve vizyon sahibi, fakat ikisi de ekonomik olarak trajedi yaşamıştır. Acaba Roma’ya ve bu bağlamda Vatikan’a biraz daha fazla zaman ayırsam mı?” diye düşündü.

Aklına birden Dan Brown geldi, aradı, “Başlangıç adlı romanını okudum Dan, Avrupa, Asya ve Ortadoğu seyahatine çıkıyorum. İtalya ve İspanya aklıma düşünce seni aradım. Dinsel bir eksen kayması olacaksa bu iki ülkeye daha fazla zaman ayırmak isterim Dan.”

“Yanıt ilginç olacak” diye düşündü, Dan’ın yanıtını sır olarak aklına kaydetti.

“Avrupa hızla ilginç olmaktan çıkıyor” diye yakındı. “Paris, Londra, Berlin, Amsterdam ve Çin, Hindistan ve Arabistan… İlginç ilişkiler ağı… Tarih incelenirse birçok Batılının karizmasını çizer bu Doğu Hindistan şirketleri…” diye analiz yaparken birden aklına Haile Selasiye geldi, Habeşistan Kralı. İlginç notlar almıştı onun için.

Danışman ve yardımcılarına talimat verdi, “Bernard Lewis ile gitmeden mutlaka görüşmeliyim. Chicago okulu ve Hayek takipçileri ile de… Nassim Nicholas Taleb de görüşeceğim kişiler arasında olmalı.”

Ayrıca çok üst düzey beş bankacı belirledi, Alman, İsviçre, Hollanda ve Londralı bunlar. Avrupa ve Ortadoğu'nun tüm finansal vizyonunu ve dolayısıyla da ekonomik ve siyasal yönünü oluşturuyorlardı. “Bu vizyondan memnun kalmaz ise, ABD müdahale eder zaten” diye bir not daha aldı.

“Deng Xiaoping ve Xi Jinping, Çin gibi bir deve yeni bir yön vererek bir dünya devi yarattılar. Nixon yaşasa ne düşünürdü acaba? Suudi Arabistan da enerji devi olarak Çin gibi yeni bir siyasal, ekonomik ve sosyal kulvar inşa ediyor, acaba Çin’in ürettiği gibi bir devrim üretir mi” diye bir başka not daha aldı.

Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye bağlamındaki ittifakına bakarak, belki tarihteki en fazla denklem barındıran, “bilinmezliği en yüksek jeopolitik masa” diyerek bir başka not aldı.

“ABD, İngiltere, Fransa, Almanya yani Avrupa, Ortadoğu’da. Ortadoğu da Avrupa'da. İşler karışıyor ve kızışıyor, tam da Trump’ın havası” diye bir başka düşünce belirdi aklında.

“Mehmet Emin Karamehmet ve Turkcell” diye anımsadı birden. “Sezgi, vizyon ve aksiyon… Acaba şimdi ne yapıyor?” diye düşündü. Aklına Enrico Mattei geldi. Bu İtalyan petrolcüyle Mehmet Emin Karamehmet arasındaki korelasyonu düşündü.

Londra, Frankfurt, Paris, Amsterdam, Roma, Madrid, Zürih, İstanbul, Riyad, Tahran, Yeni Delhi, Pekin, Seul, Tokyo, Singapur, Şanghay ve Brüksel… Bu seyahat programını oluşturmasının birçok sebebi vardı.

Kristof Kolomb’un Batı’yı keşfi gibi oda Doğu’da yeni bir ekonomik alan keşfedebilir miydi?

“Nerede çokluk, orada pislik” deyimini “Nerede çokluk, orada bolluk” olarak yeniden formüle etmişti.

Yahudileri takip ederse parayı ve ekonomik aklı, küresel olarak bulurdu. Arapları takip ederse yine parayı takip etmiş olurdu.

“Arapların tüccar millet oldukları Büyük İskender’den beri yazılır, fakat Yahudiler zenginliği boyutlandırıp stratejik güç elde ederlerken Araplarda eksik kalan nedir?” diye bir soru cümlesi yazdı.

“Kubilay Han’ın Çin fethi çok önemli” diye düşündü.

 “Fakat bugün Çin, Japonya, Kore, Hindistan ve Ortadoğu, dünyayı ekonomik olarak fethediyor. Trump, Kubilay Han’ın siyasal ve ekonomik versiyonu olabilir mi”ydi?

“ABD hala bilişim bilimlerinde ve uzay teknolojisinde lider. Google ve Yedi Kızkardeşler hâlâ dünyaya egemen. Pentagon hâlâ süper askeri ve istihbâri dev ve dünyadaki en stratejik akıl merkezi.”

Yarın gece yola çıkacaktı. Kütüphanesindeki tarih, ekonomi, askerlik ve strateji kitaplarına baktı. Türkiye’den Arjantin’e yerleşen yaşlı bilge çok önemli bir anahtar vermişti eline:

“Gelecek bilinmez değildir, insanın tüm davranış kalıpları, tepkileri, refleksleri ve akıl kapasitesi bellidir. İnsanı tanırsan, gelecek elindedir.”

Sonra elini haritada Ortadoğu'nun üzerine koyarak, “Sezgi, vizyon, bilim ve harekete geçmek bu topraklarda başladı. Dünyaya, batan uygarlıklardan sonra Ortadoğu yön verdi. Dün dinsel alanda, bugün enerji alanında. Enerji ise sadece petrol ve doğalgaz değildir. Araplar bunu çok iyi bilir. Zeki Yamani, Kral Faysal ve Kral Fahd… Kral Fahd, ’bunlara dikkat et, bunlarla ilgili tarihi oluştur’ demişti” diye düşündü.

Sonra bir kadim efsaneyi anımsadı: Yaşlı bir bilge kral, güneşin ışınlarının benzerlerini taç yapıp başına takmış. Rüyasında Güneş’i görmüş.

Güneş “Benim gibi ışık saçabilir misin ki bu güneş başlıklı tacı taktın?” diye sormuş.

Kral, “Tebaama, nerede olurlarsa olsunlar ulaşabileceğim ve onları güneş gibi her an görebileceğim konusunda bir mesaj vermek istedim” demiş.

Güneş, “Benimle ilgili hiçbir şey bilmiyorsun. Ben doğmam ve batmam. Ben ısıtmam ve aydınlatmam” demiş.

Kral, “Nasıl yani?” diye sormuş.

Güneş, “Bunlar göreceli konular… Fakat bilim henüz başlangıç noktasında bile değil. Beni taklit ederek benim gibi olamazsın. Benim sırrımı bilirsen benden bilgi alabilirsin” diye karşılık vermiş.

Kral, “Bunu nasıl yapabilirim?”

Güneş, “Bunu bilge filozofa danış.”

Kral, “Bilge filozof nerededir bilmiyorum” deyince, Güneş, “Hiç aramadın ki, bilge filozofu bulabilesin” karşılığını vermiş.

Bilge filozofu bulanların coğrafyası idi Ortadoğu ve Asya, onun için Ortadoğu ve Asya, sadece petrol ve enerji değildir.

Türkiye’den Arjantin’e yerleşen yaşlı bilge son olarak “Satrançta taşını alırlar, damada ise taşını verirsin. Dama oyununu öğren” demişti. Bu anısı onu tekrar kütüphanedeki bir kitaba, Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası’na odakladı.

Brzezinski’nin kitabından sonra Türkiye’deki Pirene antik kenti ile ilgili kataloğu gördü, aldı inceledi. “Buradan başlamak gerekir” diye karar verdi. “Çünkü buranın sırrını hiçbir arkeolog, hiç bir tarihçi bilmiyor” diye düşündü.

Indiana Jones filmlerinin arkeoloji ve tarih bağlamında Mısır, Hindistan ve Doğu’yu ne kadar kısır anlattığını farketti.

“Ne kadar tuhaf” dedi, “Doğu’nun tarihi Batı’da, Batı'nın kaderi Doğu’da yazılıyor. Doğu, kadim coğrafya ve kadim zamanlar atlası” diye düşündü.

Sonra Arabistanlı Lawrence ile Thule örgütünün kurucusu Rudolf von Sebottendorf’un yerel giysili fotoğraflarını inceledi.

“Lawrence, Ortadoğu’ya, Baron von Sebottendorf ise hem Doğu’ya hem Batı’ya şekil verdi” gibi bir saptama düşünce daha belirdi zihninde.

İstanbul, Cidde, Kahire, Tahran ve Mumbai’de; arkeologlar, tarihçiler, antropologlar, sosyologlar, dinler tarihi uzmanları, siyasal tarihçiler, iktisat tarihçileri, diplomasi tarihçileri, kadim tarih bilimcilerini kamu ve basına kapalı bir ortamda bir araya getirip analitik bir metotla dinlemesi gerektiğini düşündü, zaten servetinin önemli bir kısmını, Rockefeller’ı örnek alarak yapmıştı.

“Bir gezilik iş değil bu” diye düşündü, beş ayrı Doğu bilim sohbetleri parkuru yapacaktı. Bu gezisi kimleri bu parkurlarda dinleyeceğini keşfe yönelik olmalıydı.

Ekranda Kâbe’yi gördü. Müslümanların Kâbe etrafındaki dönüşü, talihin ve tarihin hiç de kolay dönmediği gerçeği ile yüzleştirdi.

Sonra bavuluna Priene antik kenti kataloğunu koydu. Satranç ve dama farkı stratejikti. Brzezinski, satranç tahtasını yazarken, tarih, dama tahtasını yazıyor olabilir miydi?

Uçak New York’tan havaalanınca aklı Dan Brown’ın “Başlangıç” kitabına gitti.

“Keşke Dan, kitabı Ortadoğu’dan başlatsaydı” diye düşündü ve “Keşke Brzezinski de büyük dama tahtasında dama oynasaydı” diye hayıflandı.

Uçak Türkiye’ye İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na indi, gezisi, Priene antik kentinden başlayacaktı.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya