​Lübnan’ı İran eksenine katma projesinin son perdesi

​Lübnan’ı İran eksenine katma projesinin son perdesi

Pazar, 20 Ekim, 2019 - 14:15
İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
İmam Ali’nin, “Fakirlik bir insan şekline bürünmüş olsaydı onu öldürürdüm” dediği söylenir.

Bugünlerde Lübnanlıların yaşadıkları zorlu yaşam koşullarının kendilerini gösteri ve protestolar düzenlemeye itmesinin doğal olduğunda herkesin hemfikir olduğunu düşünüyorum.

Buna ek olarak; protestocuların eleştiri oklarını, işleri eski ve çarpık bir demokrasi örtüsü altında yöneten politikacılara yöneltmeleri de doğal.

Lübnanlılar ve özellikle de düş kırıklığı içinde olan zayıf hafızalı genç kuşak ne öfkesi ne de sözde iktidar sahiplerine karşı umudunu yitirdiği için suçlanamaz.

Ümitsizlik, hayalkırıklığı ve ülkenin çıkmaz bir yola girmesinden kaynaklanan itirazları için ayıplanamaz.

Bütün bunlar doğal, haklı ve doğrudur. Ancak bir aşamada ve noktada daha derin ve görünenin ötesinde olanı da düşünmek gerekir.

Bu gösterilerden faydalanmak, göstericilerin taleplerini gerçek amacından saptırmak, alevlenmiş öfkeyi kendileri için uygun, çıkarlarına hizmet edecek bir yöne yöneltmek isteyenlerin olabileceği unutulmamalıdır. Bu tarafların protesto dalgasından yararlanmak, utanmadan ve merhametsizce olayları büyüterek amaçlarını gerçekleştirmeye çalışacakları bilinmelidir.

Ayrıntılar labirentine dalmaya hiç gerek yok. Zira Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah dün sabah yaptığı konuşma ile bizim için yolu kısaltıp göstericilerin gözünden kaçmış olabilecek gerçekleri açıkladı.

Nasrallah, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişinden sonraki 40’ıncı matem günü için düzenlenen Erbain Matem Günü vesilesi ile yaptığı konuşmada bir taş ile iki  kuş vurdu.

Birinci kuş; Hz. Hüseyin’in şehit edilişi ile ilgili rivayetler aracılığıyla fitneci mezhepçiliği derinleştirmek, yaraya tuz basmak ve tarihi nefretleri canlandırmak. Bunu Tahran rejiminin gözetimi altında ve onun desteği ile açıkça kendisine hizmet ettiğini deklare ettiği –mezhepçi-siyasi-bölgesel projeye gerekçe olarak kullanmak.

İkinci kuş; Lübnanlılara –hatta bütün dünyaya- Lübnan’da iktidarın onun elinde olduğu, gerçek yönetici ve karar alıcı olduğunu iletmek. Kimin yaşayıp kimin öleceğine, kimin hapse atılıp kimin İsrail’e karşı direnişin kahramanı lakabını hak edeceğine sadece kendisinin karar vereceğini bildirmek.

Nasrallah’ın konuşmasını açık bir zihin, siyasi bir hafıza ve az bir analiz yeteneği ile okuduğumuzda adeta bir iktidar partisinin açıklaması gibi olduğunu görürüz. Bu konuşma ile Nasrallah, gerek bütün Lübnanlı politikacılara gerekse göstercilere bazı mesajlar gönderdi. Bu mesajlardan çıkarılacak anlamlar ise şunlardır:

Ben tek karar vericiyim. Lübnan’ın kimliğini, politikalarının yönünü, bölgesel rolünü belirleyecek projenin sahibi benim.

Şu ana kadar bütün bölgelerde sahip olduğum aşırı gücü kullanmak zorunda kalmadım. Beni bunu yapmaya zorlamamanızı tavsiye ederim. Çünkü eğer sokağa inersek bir daha oradan çıkmayız.

Bu dönemi –yani Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın dönemini- ben dayattım ve kendisi bana bağlıdır. Hizbullah, müttefikleri ve destekçileri ile bakanlıkların çoğuna sahip olduğu için bu hükümet benim hükümetimdir. Dolayısıyla mevcut durumu değiştirmeyi aklınıza bile getirmeyin. Yani benim tekelimde olan ve istediğim zaman istediğim yerde kullanma hakkına sahip olduğum, silah aracılığıyla size dayattığım yönetim, seçim yasası ve hükümete dokunmayı hiç düşünmeyin.

Her kim, ülkedeki tek meşruiyet olan benim isteğime karşı gelmek, meydan okumak isterse bunun sonuçlarına katlanacaktır.Merhum Başbakan Refik Hariri ve arkadaşlarına düzenlenen suikast davasına bakan uluslararası mahkeme ile işbirliğini reddeden ve suikasti işlemekle suçlanan üyelerini teslim etmekten kaçınan Hizbullah, bilindiği gibi düşmanlarından kurtulmak için bedenlerini ortadan kaldırmanın yanısıra sahte yolsuzluk suçlaması gibi farklı seçeneklere de başvurmaktadır. Gerçekten de bu durum, ne Lübnan ne de bu belgeleri hazırlayan, siyasi araçları, medya kuruluşları, kamufle edilmiş elektronik platformları aracılığıyla dağıtan Suriye-Lübnan istihbarat organı için yeni değildir.

Yukarıda bahsettiklerimiz bu aşamada Saad Hariri’ye büyük baskı yapılacağı anlamına geliyor. Bunun nedeni de İran’ın resmi ve nihai olarak Lübnan’a el koyma oyunun son perdesi oynanırken Sünnilerin resmi desteklerini garanti altına almak. Nitekim Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın damadı ve Hizbullah açısından onun varisi sayılan Dışişleri Bakanı Cibran Basil, Hariri’den önce yaptığı açıklama ile buna zeminini hazırlamış oldu. Ancak asıl dikkat çekici olan Basil’in sanki cumhurbaşkanı kendisiymiş gibi davranmasıydı. Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yaptığı konuşmasında –pratik olarak- Hariri’ye Hizbullah ittifakına katılmayı ve babasının suikastinin ardından ortaya çıkan 14 Mart Blok’undan geride kalan müttefiklerinden vazgeçmeyi önermesiydi.

Diğer bir deyişle Hizbullah, Basil aracılığıyla Lübnan üzerinde mutlak –resmi ve açık- hakimiyet projesine karşı direnen güçlerden geride kalanları tasfiye etmek istiyor. Sahip olduğu silah gücü ile yüzleşmekten aciz bir yargının gölgesinde Hizbullah, öldürmediği rakiplerine karşı yolsuzluk şantajını kullanıyor.

Bu bağlamda şunu da hatırlatmadan geçmeyelim. Hariri suikastinin araştırılması için uluslararası mahkemeye başvurulmasının nedeni de Hizbullah’ın yargıyı tehdit etmesi ve hedef alma olasılığıydı.

Öte yandan protestocular arasında Taif anlaşmasının iptal edilmesinin yanısıra 30 yıldır kamu malını çalanların ve yolsuzluk yapanların cezalandırılması talebinde bulunanlar da vardı.

Bilindiği  gibi Taif anlaşmasının iptal edilmesi, Hizbullah ve Avn’ın hedefleri arasında bulunuyor. “30 yıl” ise gerçekten de dikkat çekici bir sayı. Çünkü yolsuzluktan sorumlu olan biri varsa o da o dönemde iktidarda olan güçtür anlamına geliyor. Bu güç ile de Refik Hariri ve hükümetinde görev alanlar kastediliyor. Fakat başta Hizbullah Genel Sekreteri ve Avn akımı olmak üzere bu propagandayı yapanlar, o dönemde Lübnan’ın gerçek yöneticisinin, Hizbullah’ın eski, Avn’ın yeni müttefiği Şam rejimi olduğunu görmezden geliyorlar. Gazi Kenan, Rüstüm Gazali ve Suriye-Lübnan istihbarat birimi aracılığıyla ülkeyi aslında Şam rejiminin yönettiğini bilmiyorlamış gibi yapıyorlar.

Yolsuzluğun aynı zamanda meşru olmayan silah, kaçakçılık ve kaçakçıları korumak, meşru sınırların hiçe sayılması, yabancı sermayenin kaçmasına ve yetenekli kişilerin göç etmesine neden olmak, vergi ödemekten kaçınmak, uyuşturucu üretimi ve satışı yapmak, kara para aklamak, ülkeye sahte ilaçlar sokup satmak, özel ve kamu mülklere tecavüz, meşru olmayan bir şekilde zenginleşmek anlamına geldiğini görmezden geliyorlar.

Şu anda Lübnan, 2 seçenek arasında kalmış bulunuyor:

Ya Hizbullah’ın talimatlarına boyun eğerek gönüllü bir şekilde Tahran eksenine katılacak ya da Hizbullah ve Avn akımının ordu ve güvenlik kurumlarına  nüfuz etmiş olduklarını bilse de halkın, ordunun yönetime el koymasını talep edecek.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya