Cezayir, şiddet ve kaos

Cezayir, şiddet ve kaos

Pazar, 20 Ekim, 2019 - 13:45
Cezayir şimdi olsun ya da olmasın paradoksunda (Reuters)
İstanbul/Şarku'l Avsat
“İki tane hayatımız var ve ikincisi, sadece bir tane hayatımız olduğunu anladığımızda başlıyor”

Brezilyalı şair Mário de Andrade.

Tunus bu coğrafyanın şımarık kızı ise Cezayir tarihin öfkeli kızı.

Fransa, Cezayir’i 1830’dan 1962’ye kadar Avrupai kentleşmeye zorladı. Cezayirliler zorla şehirlileştirildiler.

Cezayir halkının 1954’te başlattığı silahlı mücadele ve Fransa’nın ‘medenileştirme’ baskısının ardından, ‘uygarlaştırılan halk’ın yaklaşık 150 yıl boyunca ülkenin şehirlerinden kırsala dönüşü sağlandı. Bu kentten köye dönüş, uluslararası destek gören ve Frantz Fanon’un yaptığı gibi kendilerine özgü bir çaba ile filozof ve düşünürler tarafından pekiştirilen bir devrim kapsamında gerçekleşti.

Fanon’un Cezayir sorunu ile ilgili keskin görüşleri, devrim, entelektüel ve siyasal psikoloji ile ilgili konularda ‘Üçüncü Dünya’ ideolojisi olarak okutulmaya devam ediyor. 

Bağımsızlığın ardından Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) liderleri Cezayir’de iktidara geldi. Bu liderlerin akılları üçüncü dünyayı kurtarma ile ilgili teorik bir ideoloji ile meşguldü. O dönemdeki en büyük yanılsamalarını Arap milliyetçiliğinin öncüsü Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır alevlendirmiş olabilir.

Kurtuluş sonrası halkın ‘paranoyası’ ile pekişen bu ağır yükün şiddeti, bu yanılsamaların ardında çarçur edilen petrol zenginlikleriyle hafifletildi. Huari Bumedyen önderliğinde israf edilenler arasında ülkenin tarım serveti de vardı. Böylece Cezayir, devrimin ardından çetin bir sömürge geçmişini temsil eden ağır bir çekiç ve büyük gelecek misyonu olan Üçüncü Dünyanın Kurtuluşunu ifade eden örs arasında kaldı.

Cezayir halkı, değerli ve kıymetlilerini ortaya koydular ancak rüzgar biçtiler. Cezayir hala sömürge sonrası yani 1594’ten bu yana FLN önderliğinde kanlı darbe ve çatışmalara sahne oluyor. Geçtiğimiz Şubat ayında patlak veren halk hareketleri başladığından beri cumhurbaşkanı da fiili lider de önder de Genelkurmay Başkanı Ahmed Kayid Salih.

Cezayir ordusu, 1988 yılının Ekim ayındaki anlamına gelen “karanlık 10 yıl” olarak anılan kanlı iç savaştan daha sonra Arap Baharından deneyim kazanmıştı. Bu, Cezayir’deki iktidar karşıtı halk hareketlerine barışçıl bir form kazandırdı. Ülkenin askeri, demografik, jeopolitik ağırlığından kaynaklı uzun süren silahlı mücadele göz önünde bulundurulduğunda Cezayir tarihi açısından bu oldukça zor ve karmaşık bir yük idi.

Cezayir şimdi olsun mu olmasın mı paradoksu içinde. Kayid Salih ve Fransız mirasçısı ülke yöneticileri üstü örtülü bir şekilde Karanlık 10 yıl ve Arap Baharının sonunu hatırlatarak, güvenliğin ‘yerinde sayma’ ilkesine dayandığına bunun dışındakinin macera olduğuna inanıyor.

Yaşayan bir ölü olan, Cezayir’in 9. Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’yı deviren halk hareketi, sona ermeyen bu maratonda hala protestolar gerçekleştirerek, ‘barış için değişim’ yapmayı hedefliyor.  Sahnede üçüncü bir taraf görünmüyor.

1962'de modern Cezayir devleti sömürge sonrası dönemi başarısızlıkla kazandı. Büyük umutlar yaşadı, tecrübeler edindi. Bunlardan biri de bağımsızlığın hemen ardından Fas ile girdiği ve hala sona ermeyen savaş oldu.

Albay Bumedyen’nin ilk Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella’ya yaptığı darbenin ardından FLN, çok sayıda darbeye karıştı. Bu trajedi, 1988 yılının Ekim ayı ve onun üvey kızı ‘Karanlık 10 yıl’ ile doruğa ulaştı. Buna göre Arap dünyasında, Kuzey Afrika’da ve tüm dünyadaki gelişmelere ek olarak Cezayir meselesi çıkmazda görünüyor.

Cezayir’in Fransa’ya karşı yaptığı Kasım devrimine paralel bir ağırlığa sahip mucizevi bir dokunuşa ihtiyacı var. Ancak politik açıdan vaziyet uygun değil ve sağlanamaz görünüyor. Cezayir’in mevcut mutlak lideri Kayid Salih’in gemiyi ‘yerinde sayma ilkesi’ limanına yanaştırdığını düşünürsek, eldeki veriler Cezayir ve bölgenin krizler ile kuşatıldığını gösteriyor.

Buna katkıda bulunanlardan biri de cumhurbaşkanlığı seçimlerine Buteflika’nın temsilcisi birinin aday olmasının Buteflika’nın kendi döneminden daha maliyetli olacağıdır. Bu, daha fazla yolsuzluk, durgunluk, bölünme ve dağılma ile sonuçlanacak.

Görünüşe göre Buteflika çizgisinin sürdürülmesi masadaki konular arasında. Bu görünürde kolay gözükse de sonuçta sorunlara gebe bir seçenek.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini 12 Aralık'ta yapmayı reddeden Cezayir halk hareketinin büyüklüğü ise başarısına katkıda bulunacak. Aynı şey Sudan’da da oldu. Cezayirliler, halk hareketinin ‘devrim’ olarak nitelenmesinin dizginleri elinde bulunduran Kayid Salih’in ipleri daha sağlam kavraması anlamına geldiğinin farkında.

Cezayir’in 10. Cumhurbaşkanlık seçimlerinin tarihi 12 Aralık 2019. Eldeki veriler başa ikinci Buteflika’nın geçeceğini yönünde. Ancak objektif ve gerçekçi olacak olursak, Şubat 2019’da kadar ki aday, yaşayan bir ölüydü. 9. Cumhurbaşkanı birinci Buteflika beşinci döneme aday olmaya doğru ilerliyordu ve uluslararası olarak aranan Sudan eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, o sırada satranç tahtasında turluyordu. Cezayir toprakları ve dünya haritasına bir göz atalım, geçtiğimiz Şubat ayında ortaya çıkan bu ‘beklenmedik at’ bölgedeki tüm denklemleri değiştirdi.

Kapı sonuna kadar açık.

Gerçek ise kanlı elleriyle kasvetli bir bilinmezlikten kapıyı çalıyor.

Herkesin bildiği gerçek ise, Tunus’un Leylası Kays gibi kusursuz bir şekilde geliyor.

60’lı yıllara tanık olanlar Cezayir Savaşı filmini ve ‘Dünya cidden çok çılgın’ ünlü şarkısını hatırlayacaklardır…



*Ahmed el-Feyturi'nin Independent Arabia'da yayınlanan analizi

Editörün Seçimi

Multimedya