Suriye: Öncelik Anayasa Komitesi değil rejimi ortadan kaldırmak

Suriye: Öncelik Anayasa Komitesi değil rejimi ortadan kaldırmak

Perşembe, 17 Ekim, 2019 - 10:00
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Suriye Anayasa Komitesi’nin kuruluşunun Araplar tarafından memnuniyetle karşılanması şaşırtıcı değil. Çünkü bu adımın, 2011 yılının Mart ayında patlak vermesinden bu yana geçen 8 yıl içerisinde gittikçe daha fazla ağırlaşan krizin siyasi seyrini değiştireceğine inanıyorlar. Nitekim bu komitenin kuruluşu da 2254 sayılı BM kararına ve 30 Haziran 2012 tarihinde düzenlenen Cenevre 1 toplantısının kararlarına dayanıyor.

Ancak sorun, Beşşar Esed rejiminin bu adımı engellemeye çalışması ve İran’ın desteği ile bunun için büyük bir çaba harcamasıdır. Esed rejimi, 2012 yılında hazırlanan anayasada bazı değişiklikler yapılarak ülkedeki sorunun çözülebileceği ve Anayasa Komitesi kurulmasına gerek olmadığı gerekçesi ile buna karşı çıkıyor.

Dolayısıyla burada bu girişimin asıl sahiplerinin Ruslar olduğunu vurgulamalıyız. Esed rejimi ve hükümeti bunu istememesine, Irak ve Lübnan ile Yemen’in Husilerin kontrolü altındaki bölümüne olduğu gibi bu rejime karşı da mezhepçi bir bakış açısına sahip olan ve bu nedenle koruyucusu olmaya daha layık olduğunu düşünen İran’ın muhalefetine rağmen, Rusya’nın bu adımı attığının altını çizmeliyiz.

Suriye krizi, Rusya’ya, bir petrol ve doğalgaz gölü içerisinde yüzdüğüne dair tahminlerin olduğu Kıbrıs adasının karşısında Akdeniz’in bu önemli stretejik bölgesinde askeri bir varlık sağladı. Böylece bu ada ile ilgili çatışma ve güç yarışına Türkiye, Yunanistan, ABD, İsrail ve Lübnan’ın yanısıra Rusya da dâhil oldu.

Kısacası Rusya, Suriye’ye askeri müdahalede bulunduğunda asıl hedefi buydu ve hala da budur. Bilindiği gibi Rusya’nın Arap dünyasının bu stratejik bölgesindeki varlığı 1959 yılına kadar uzanıyor. 2015 yılında bu bölgeye geri dönmesi ve varlığını yenilemesinin nedeni, ne Beşşar Esed ne de rejimini korumak değildi. Tam aksine Rusya’nın, 2015 yılı öncesine kadar Rus filolarına yasak olan Akdeniz’in kuzey-doğu kıyılarında kendisine bir zemin bulmak istemesiydi.

Rusya, Esed’i ve hükümetini, 50’si hükümet, 50’si muhalefet 50’si de sivil toplum temsilcilerinden oluşan Anayasa Komitesi’ni kabul etmeye zorlayarak aslında bu ülkedeki varlığını güçlendirmek istedi. Böylece Suriye, bundan sonra Emevilerin başkenti Şam’dan değil Hmeymim’deki Rus askeri üssünden yönetilir bir hale gelecek.

Bu noktada gerçekten şaşırtıcı olan ise; Suriye muhalefetinin 2 önde gelen isimlerinden olan Nasr el-Hariri ve sanatçı Cemal Süleyman’ın bu komitenin kuruluşunu Suriye halkının bir zaferi olarak görmeleridir. Oysa her ikisi de halkın bu olanlarla hiçbir ilgisi olmadığını, kendisine yönelik katliamların devam ettiğini, halkın hala yerinden edildiğini, bu girişimin asıl sahibi olan Rusya’nın özellikle de köyleri ve beldelerinde taş üzerinde taş bırakmadığı İdlib’de rejimi desteklemeyi sürdürdüğünü biliyor.

Söz konusu Anayasa Komitesi teşkil edilmeden önce bu çatışmanın başlangıcında “yalnızca Suriye için yararlı gördüğü şeyleri istediğini” söyleyen Beşşar Esed’in cezaevlerinde bulunan 1 milyon tutuklu serbest bırakılmalıydı. 12 milyon mültecinin ülkelerine dönmesine izin verilmeliydi. Daha da önemlisi bu ilginç komite kurulmadan önce önceliğin bu ülkedeki bütün işgallerin sona erdirmeye verilmesi gerekiyordu. Bu ülkenin, sonuncusu 1970 yılında Hafız Esed’in arkadaşları ile birlikte gerçekleştirdiği darbe olan bir dizi askeri darbelerin etkilerinden kurtulması ve 8 yıldır devam eden savaştan önceki durumuna dönebilmesi için uzun ve maliyetli yıllara ihtiyacı var.

Bütün mevcut ve öngörülen komplikasyonların gölgesinde burada sorulması gereken soru şudur: Suriye ve halkı, böyle trajik bir durumda iken yeni anayasaya gerçekten ihtiyaç var mı? Zira bilindiği gibi araba atın önüne değil arkasına bağlanır. Bu yüzden öncelikle bu katliamların durması, mültecilerin ülkelerine dönmesi, tutukluların serbest bırakılması gerekiyor. Anayasadan önce var olduğu müddetçe gerçek tek bir reform adımının atılamayacağı baskıcı organlardan, otoriter rejimden ve İran işgalinden kurtulmak gerekiyor. Zira gerçeği söylemek gerekirse şu anda ve gelecekte İran işgalinin oluşturduğu tehlike Rusya’nın varlığından çok çok daha tehlikelidir. Hatta en az İsrail işgali kadar tehlikelidir.

Bu komite kurulmadan ve yeni bir anayasa hazırlanmadan önce Suriye halkının, bu rejimden ve baskı araçlarından kurtulmaya ihtiyacı var. Bunun yanında sorunun 50’li yıllarda hazırlanan anayasa ya da 2012 Anayasası gibi eski anayasalarda değil, bunların uygulanmasından kaynaklandığı konusunda herkes hemfikirdir. Yani öncelik; 1970 yılından günümüze kadar uzun yıllar boyunca var olan ve ne bu anayasa komitesinin kurulması ne de demokratik ülkelerin anayasalarından bile daha iyi hazırlanan bir anayasa ile ortadan kalkmayacağı açık olan bu diktatörlüğü sona erdirmek olmalıdır.

Öte yandan bu ülkeyi terk etmeye hazırlandığına dair bütün söylenenlere rağmen ABD’nin Suriye’de temel bir aktör ve Suriye denkleminin önemli bir tarafı olduğunu da vurgulamalıyız. Bilindiği gibi ABD, birçok konuda Rusya ve elbette İran’dan farklı düşünüyor. Aynı şekilde yukarıda belirttiğimiz gibi aslında bir Rus girişimi olan, Beşşar Esed’in  geçici bir süreliğine de olsa kabul etmeye zorlandığı bu Anayasa Komitesi’ne yönelik bazı itirazları bulunuyor. Beşşar Esed’in aslında bu komiteyi kabul etmeye zorlandığını ve geçici olarak kabul ettiğini vurgulamamızın nedeni ise; bazılarına göre bu denklemde Rusya’dan bile daha güçlü bir konumda yer aldığını düşündükleri İran’ın desteğine dayanarak daha sonra bundan geri çekileceğini düşünmemizdir.

Sonuç olarak; bu komitenin kuruluşunu ciddiye alıp Suriye halkının zaferi olarak saymamız mümkün değil. Çünkü halk ile yaşananlar arasından derin bir uçurum bulunuyor. Aynı şekilde bilindiği gibi bu ülkenin önemli bir bölümü mutlak bir şekilde rejimin, İran ve Müslüman Kardeşler’in lideri olarak anılmasının ardından artık hâkimiyeti kendi ülkesinde bile sürekli olarak azalan Recep Tayyip Erdoğan’ın kontrolü dışında yer alıyor. Bu bağlamda, bu komitenin Suriyelilerin değil Astana sürecinin garantör güçlerinin komitesi olduğunu, kendi aralarında var olan sorunları çözmeyi amaçladığını düşünen Demokratik Suriye adı verilen oluşum başta olmak üzere birçok Suriyeli ana oluşumun varlığına da işaret etmeliyiz.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya