Necef, Tahran için meşruiyet kaynağı

Necef, Tahran için meşruiyet kaynağı

Çarşamba, 16 Ekim, 2019 - 14:15
Irak'taki son olaylar, İran’ın genişleme projesinin ilk kez ideolojik ve politik meşruiyetini tehdit eden bir krizle karşı karşıya olduğunu kanıtladı. İran kendisini iki boyutu olan bir durum ile karşı karşıya bıraktı. Bunlardan birincisi coğrafi boyut, ikincisi ise demografik boyut. Sadece gösterilerin yapıldığı alanları dikkate alırsak, bu alanlar protestocuların ideolojik ve kültürel kimliklerini ve ruhi aidiyetlerini ortaya çıkarıyor. Gösteriye katılanlar herhangi bir mezhep özelinde değil Irak vatandaşı kimliğinde birleştiler ve eylemlerini ona göre gerçekleştirdiler. Bunun birkaç nedeni var; en önemlisi, siyasal İslam çizgisindeki partiler tarafından uygulanan mezhep temelli kutuplaşmanın etkisinin azalması ve modern bir devlet kurma konusundaki deneyimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması. Bir diğer neden ise yolsuzluk ve ülkenin zenginliklerinin adaletsiz bir şekilde paylaşılması neticesinde ortaya çıkan ve çoğu sosyal tabakayı etkileyen ekonomik sıkıntı. Özellikle de coğrafi olarak bölgede zengin ülke konumunda bulunan ancak en şiddetli fakirliğin görüldüğü Irak’ta, vatandaşların protesto gösterilerinde ortak bir kimlikte buluşması olağandışı bir durum değil.

Şüphesiz İran’ın mezhep faktörünün etkisinin azalması, özellikle de Iraklı Şiiler üzerinde, Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasından sonra Iraklıların Tahran’la ilişkiler ve Tahran’ın hegemonyasına karşı benimseyeceği tutum noktasında yapısal sorunların ortaya çıkmasına neden oldu. Bu sorun, İran’ın genişleme politikası için bahane olarak kullandığı ideolojinin özüne dokunuyor. İran’ın genişleme politikası iki ilkeye dayanıyor. Velayet-i Fakih öncülüğünde İslami ve ümmetçi bir yapı ve İran dışındaki Şiileri kendine çekmek.

Özellikle de kendisini Şiilerin tek hamisi olarak ilan etmesinin ardından bu yolu benimsediği gün yüzüne çıkıyor. İran’ın, Irak’taki protestolara özel olarak ilgi göstermesinin sebebi Necef ve Kerbela’daki dini otoriteler vasıtasıyla Şii ideolojisini Irak’ta temsil ediyor olması. İran, bunu ülke toprakları dışındaki müdahalelerinde bir bahane olarak kullanıyor. Mekânın kutsiyeti ile İran'ın ideolojik etkisi arasındaki açık ve net bir bağlantı, Mart 2016'da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından yapılan bir açıklamada kendini gösterdi. Ruhani, 2016 yılında yaptığı açıklamasında, “İran, teröristlerin tehdidi altında olan tüm Şii ibadethanelerde müdahalede bulunacak” ifadelerini kullanmıştı.

Son gösteriler ortaya çıkardı ki İran, Irak ulusal kimliğinin çözülmesi ve İran’a tam bir benzerlik göstermesi yönündeki projesinde başarısız oldu. Milli şuurun yükselişi Ekim ayındaki protesto gösterilerinin gerçekleşmesinde dikkat çekici bir rol oynadı. Gösteriler, İran’a yönelik siyasi bir mesaj ve Irak konusundaki politikalarını reddeden Şii sosyal çevreyi kaybetme tehlikesine karşı bir uyarı anlamına geliyor. İran, gençler tarafından Irak’ta düzenlenen protesto gösterilerinin kitlesel bir boyut kazanarak Irak yönetimindeki müttefiklerini tehdit etmesinden çekiniyor. Irak yönetimi, İran’ın etkisiyle gösterileri ortadan kaldırmak için eylemcilere karşı orantısız güç kullandı.

Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi Devleti arasında 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşması Irak’taki İran varlığını Nisan 2003'e kadar belirledi. İran’daki siyasi rejim, Necef’in etkilerine 2003 yılına kadar boyun eğdi. İran’da 1905-1907 yılları arasında gerçekleşen Meşrutiyet Devrimi, Necef varlığının büyüklüğünde ve İran devletinin politik, kültürel ve ekonomik sahadaki seçkinler üzerindeki etkisinde önemli bir dönüm noktası oldu. İkinci önemli dönüm noktası ise İran Devrim Lideri Humeyni’nin 1965 yılından sonra Türkiye’den çıkıp Necef’e sürgün edilmesi. Necef her iki dönemde de bulunduğu yerin kutsal olması ve kişi üzerindeki etkisi sebebiyle İran’ın çalkantılı anlarında önemli rol oynadı. Humeyni, politik anlayışı üzerine inşa ettiği “İslam Fıkhında Devlet” kitabını Necef’te yazdı. Aynı şekilde Şii siyasi fıkhında reforma dayalı ilk metinler Ayetullah Naini tarafından Necef’te yazıldı. Geleneksel Şii siyasi fıkhında otorite olarak kabul edilen Ayetullah Naini geçtiğimiz yüzyılda Necef’te “Ümmetin Uyanışı ve Kurtuluşu” isimli bir kitap kaleme aldı.

Bu iki kitap, İran'ın siyasal bilincinde, Necef'te yayınlanan siyasi ve ideolojik hatıralarında oldukça fazla yer tuttu. Birincisi, Necef’in dünyadaki Şii toplulukların üzerindeki etkisinin büyüklüğünü ortaya koydu. İkincisi, siyasetle doğrudan ilişki kurmaktan kaçınan ve arasına hassas bir mesafe koyan klasik Necefi anlayışının dışında kaldı. Klasik Necefi anlayışında, anayasanın uygulandığı ülkelerdeki siyasi hayatı düzenleyen İran Meşrutiyet Devrimi benimsenir ve Şiilere bulundukları ülkelere ayak uydurmaları çağrısı yapılır.

İran rejimi, Necef’in Irak egemenliği üzerindeki etkisinin farkında. Bağdat veya Tahran, Necef’in desteğini kaybeden her rejimin meşruiyetini büyük ölçüde yitireceğini biliyor. Tahran’ın meşruiyeti ve dayatmacı genişleme politikası Necef engeli ile karşı karşıya. Necef göstericilerin vicdanına ve meşruiyetine daha yakın duruyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya