Keşke sultan çardan öğrenmiş olsaydı

Keşke sultan çardan öğrenmiş olsaydı

Pazartesi, 14 Ekim, 2019 - 09:15
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
Rusya  askeri olarak Suriye’ye müdahale etti. Bugün de Türkiye müdahale ediyor. Ama 2 müdahale ve üslup arasındaki mesafe ne kadar da geniş.

Birincisi neyin sabit neyin de değişken olduğuna dair doğru bir okuma üzerine tesis edilmişti. Doğru anı bekleyen ve güç dengesini doğru bir şekilde okuyan birbirine bağlı sakin adımlara dayanıyordu.

İkincisi ise operasyon aşırı hıza, denklem ve ortamı hatalı okuma üzerine tesis edildi. Çok geçmeden de hukuki ya da uluslararası bir şemsiyeye sahip olmadığı gösteriyor.

Türk makamları, Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik düzenledikleri saldırı için şairane bir isim seçti. "Barış Pınarı" ifadesini duyan müdahaleyi gerçekleştiren gücün BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ya da Uluslararası Kızıl Haç’a bağlı olduğunu, kendilerini koruyacak bir çatısı olmayanlara çadır, açlıktan ölmek üzere olanlara gıda taşıdığını zanneder. Operasyona verilen ilk tepkiler Suriye’deki açık savaşta yeni ve tehlikeli bir aşamayla karşı karşıya olduğumuzu ve Barış Pınarı Harekatı’nı bitirmenin başlatmaktan çok daha zor olacağını ortaya çıkardı.

Suriye krizi ateşinde Türk politikasının şahit olduğu sapmalardan bahsetmek için bu yazıda yeterince yerimiz yok. Ancak en önemli sapma olan Rusya’nın Türk aktöre boyun eğdirme politikasında başarılı olmasının altını çizmeliyiz.

Bu politikanın sonucunda Türkiye’nin NATO ruhu geriledi. Türkiye Astana sürecine katılmayı seçti. Rusyadan hava savunma sistemi satın aldı.

Avrupa’yı Suriyeli mültecilere kapıyı açmakla tehdit etmeye başladı. Rus askeri müdahalesi pratik olarak Beşşar Esed rejiminin devrilmesine yönelik talepler sayfasını kapattığında Erdoğan’ın tek hayali, DEAŞ’la mücadelenin sağladığı meşruiyete, ABD ve Uluslararası Koalisyon’la askeri, istihbari ve siyasi ilişkilerine dayanıyor gibi görünen “Kürt oluşumunu” yıkmak oldu.

Erdoğan Suriye içerisindeki güvenli bölge projesine katılması için ABD’yi de ikna etmeye çalıştı.

Washington bu konuda esneklik gösterse de özellikle ABD askerlerini “sonu olmayan saçma savaşlardan çekme” vaadi göz önüne alınırsa Donald Trump yönetiminin yeni çatışmalara batması söz konusu değildi.

Bu nedenle Erdoğan, operasyonu ABD’nin kalıcı şemsiyesi altında gerçekleştirmekten ümidini kesince tek başına gerçekleştirme tehdidini gerçekleştirdi.

Türkiye’nin bu askeri operasyonunun tek nedeninin Erdoğan’ın, popüleritesinin gerilemesi, partisi içerisindeki bölünmeler nedeniyle içeride bulunduğu zor durumdan kaçma arzusu olduğunu söylersek basite kaçmış oluruz.

Mesele bundan çok daha büyük. Ordu ve güvenlik kurumlarının uzun vadede ulusal güvenliğin gerekliliklerine yönelik okumalarını, Erdoğan’ın içerideki bazı rakiplerinin de onun Suriye içerisinde Türkiye sınırında ortaya çıkmaya başlayan “Kürt Kuşağı”nı ortadan kaldırma arzusunu paylaştığını da hesaba katmalıyız.

Erdoğan’ın açıklamalarını ve tutumunu takip edenler Türkiye’nin gücünü ve başkalarının ona olan ihtiyacını değerlendirirken abartıya kaçtığını keşfedecektir.

Bu da uluslararası sahneyi okumada ciddi bir hataya düşmesine yol açtı. Burada hemen Saddam Hüseyin’in düştüğü hatayı hatırlatmayacağız çünkü ikisinin çerçevesi farklı.

Politikacının coşkulu bir seçim konuşmasında abartıya kaçması mümkündür. Ancak komşu bir ülkenin topraklarında askeri bir operasyon başlatabileceği gibi bir yanlış hesaplamada bulunması kabul edilebilir değildir.

Erdoğan, Trump’ın bazı ABD birliklerini Suriye’nin kuzeydoğusundan çekme kararını yorumlamada muhtemelen çok ileri gitti.

Bu adımı, ABD’nin bölgenin kaderinde rol oynamaktan vaz geçtiği ve ABD polisinin yokluğunu doğruladığını düşündü.

Belki de Washington’un özellikle de İran ile arasındaki mevcut gerilimin ışığında yerli grup ve örgütlerin tarafını tutarak Türkiye gibi bir NATO üyesi ülke ile eski ilişkilerini tehlikeye atmayacağına güvendi.

Hatta ABD’nin Türkiye’ye bu gruplardan daha çok ihtiyacı olduğunu düşünmüş de olabilir. NATO’yu içeriden vurduğu için mutlu olan Rusya’nın, Türkiye’yi yanına çekme sürecinde elde ettiği kazanımları yok etmeye teşebbüs etmeyeceğine inandı. Avrupa’nın Sultan’ın eski kıtayı yeni mülteci dalgalarına maruz bırakmama sözüne karşılık sessiz kalmakla yetineceğini zannetti.

Arap ve Avrupa ülkelerinin, uluslararası camianın tepkileri Sultan’ın yanlış hesap ve yanlış okuma yaptığını gösterdi. Bu macera ilk olarak Türk ekonomisi için maliyetli olacak gibi görünüyor.

Peki ya Türk ordusu güvenli bölge içinde ve çevresinde bir yıpratma savaşının içine girerse ne olacak?

Suriye topraklarının Türk ordusunun ayakları altında yanmaması Ankara’yı Moskova, Tahran, Şam ve diğer başkentlerden her birine daha fazla tavizler vermesine yol açıyor.

Türkiye’nin operasyonunun DEAŞ’a yeniden canlanması için altın bir fırsat sunduğu ve Suriye’deki ateşi söndürmek için harcanan uluslararası çabaları boşa çıkardığı ortaya çıkarsa ne olacak? Acele alınan kararların bedeli ağır olur. Erdoğan büyük olasılıkla bu macerasından, durumu daha da kötüleşmiş bir ekonomi ve ülkesini daha fazla tecrit etmiş bir şekilde çıkacak.

Sultan sıkıntılı bir bölgede tehlikeli bir maceraya atılıyor. Keşke kendisi bugün Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek Çar’ın beceri ve ustalığına sahip olsaydı.

Rus Çarı’nın Suudi Arabistan’a düzenlediği ziyaretin ana başlıkları: Sorunlu bölgede istikrar arayışı, farklılıklara rağmen gerçekçi okuma ve işbirliği fırsatlarına dayalı ilişkiler, karşılıklı ticareti, petrol işbirliğini, yatırım fırsatlarını, siyasi ve diplomatik istişareyi geliştirmek. Nitekim Putin’in Al-Arabiya kanalına verdiği röportaj da Rus diplomasisinin bu özelliklerini, 20 yıl süren güç inşa etme, pencere açma ve köprüler kurma politikasının kazanımlarından faydalanma yeteneğini vurguladı.

Herkesle diyalog içinde olma yeteneğini elde eden güçlü Rusya sonra kendisini bir isikrar gücü olarak sunuyor.

Kriz ateşine gerçekçilik suyu dökerek çıkarlarını koruyan parlak ve usta bir itfaiyeci görüntüsü çiziyor.

Gerçekçi okuma istikrarlı ve yararlı uluslararası ilişkilerin koşuludur. Putin, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasında, uluslararası alandaki önemini çok iyi biliyor. Ekonomik önemini, halihazırda yaşadığı büyük değişimin boyutunu anlıyor. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın halihazırda İran’ın emellerini dizginlemek için Suudi Arabistan’a takviye savunma birlikleri gönderen ABD ile arasındaki stratejik ilişkinin boyutlarının da farkında. İyi ilişkiler için her şeyde mutabık olmak şart değil.

Öte yandan Suudi Arabistan da Rusya’nın büyük bir uluslararası oyun kurucu olduğunu ve bugün Ortadoğu’nun merkezinden konuştuğunu biliyor.

Suriye’deki askeri varlığının hem bölge hem de Suriye’nin geleceğini etkileme konusunda kendisine daha büyük bir güç sağladığının, geniş işbirliği fırsatları olduğunun, işbirliğini derinleştirmek için her konuda mutabık olmanın şart olmadığının farkında.

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Moskova’ya düzenledikleri ziyaretin çıkış noktaları da bunlardı. Rusya ile gerçekçilik, rakamlar ve karşılıklı taahhütlere bağlı kalmaya dayalı ilişkiler geliştirmek.

Putin’in üslubu Erdoğan’ın üslubundan ne kadar uzak görünüyor. Rusya Devlet Başkanı, kendisini yeni bir Afganistan bataklığına çekmek bir yana bölge ülkeleri için daha büyük ihtiyaç haline getiren bir askeri müdahale ile Suriye’de olayların seyrini değiştirdi.

Erdoğan’ın Suriye’deki operasyonu ise ülkesini tüketme ve izolasyona maruz bırakma tehlikesini taşıyor.

Keşke Sultan, Rus Çarı’ndan bir şeyler öğrenmiş olsaydı.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya