İran, Fransa'nın New York'ta nükleer anlaşmayı kurtarmaya yönelik senaryosunu bozdu

İran, Fransa'nın New York'ta nükleer anlaşmayı kurtarmaya yönelik senaryosunu bozdu

Perşembe, 10 Ekim, 2019 - 13:00
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’yı Avrupa’da ve küresel politikada vazgeçilmez yeni bir ülkeye dönüştürmeye mi niyetli yoksa denildiği gibi Macron doğru yerde ama yanlış zamanda ve yanlış eksende mi? Macron kendisini, İran nükleer anlaşması ve Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerinin iyileştirilmesi için yapılan diplomatik hareketin merkezine yerleştirmeyi başardı ama  hala bu hedeflerini gerçekleştirmesi gerekiyor.

Avrupa’ya yönelik iddialı reform planları, Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in 2017 yılının eylül ayında düzenlenen seçimlerde aldığı yenilgiler nedeniyle yavaşladı. Macron’un iklim ile ilgili Paris anlaşması ve İran ile nükleer anlaşmaya ilişkin ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupalı muhatabı olma çabaları Trump tarafındaki aşılması imkansız sert bir duvara çarptı. Ardından Macron Sarı Yeleklilerin protesto gösterileri ile karşı karşıya kaldı. Ama yine de o ve Avrupalı müttefikleri, Avrupa seçimlerinde beklenenden daha iyi bir performans gösterdiler. Bu başarıyı Macron’un iki üst düzey diplomatik girişimi izledi: İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı kurtarma çabalarında lider bir rol oynamak ve Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerini iyileştirmek. Bunun üzerine gözlemciler, ‘Macron etkisi’ ve ‘Avrupa’da Fransa etkisi’nden bahsetmeye başladılar. Ancak bu başarılı oldu mu ya da olacak mı? İran konusunda Macron, Trump’ı anlaşmadan çekilmeme konusunda ikna etmekte başarısız olmasından sonra  İngiltere ve Almanya ile birlikte İran’ın anlaşmaya bağlı kalmayı sürdürmesi konusundaki ikna çabalarına önderlik etti. Ancak gerilimin ve savaş tehdidinin yükselmesi ile Macron yöntemlerini değiştirdi.

Ağustos ayının sonlarında Fransa, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’i Biarritz’de düzenlenen G7 zirvesi kapsamında bir yan görüşme yapmaya davet etti. ABD ve İran tarafları bu bu görüşmenin boyutlarını anlamış olsalardı Macron’un eline neredeyse inanılmaz bir altın fırsat geçecekti. Eylül ayının başlarında ise Macron, İran’ın nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini tekrar yerine getirmesi karşılığında yaptırımlardan dolayı petrol satamamasından kaynaklanan zararlarını telafi etmek için AB’nin İran’a 15 milyar dolarlık kredi sağlamasını önerdi. Ancak bu önerinin uygulanması için ABD’nin bunu engellemeyeceğine dair taahütte bulunması gerekiyordu. Ama bu gerçekleşmedi.

BM Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında New York’ta bulunduğu sıralarda Macron, Trump ile Ruhani arasında bir görüşme gerçekleşmesi ya da nükleer anlaşmayı kurtarmak için 2 tarafın kabul ettiği 4 noktadan oluşan bir planın açıklanması için birçok kez arabuluculuk girişiminde bulundu. Bu yöndeki spekülasyonları onaylar gibi Trump’ın “kendini sıkıştırmış olduğu köşeden” kurtulmak için bir çıkış yolu aradığı ve açılıma hazır olduğuna dair bir belge yayıldı. Bu belgeye göre İran, hiçbir zaman nükleer silah sahibi olmayacağını, nükleer taahütlerine ve nükleer faaliyetleri ile ilgili uzun vadeli bir çerçeve konusunda müzakerelerin geleceğine bağlı kalacağını, her türlü saldırgan eylemlerden kaçınacağını, müzakereler aracılığıyla bölgede gerçek barış için çabalayacağını taahhüt etmeyi kabul ediyor.

Bu metinde İran’ın balistik füze programından özel olarak bahsedilmese de Fransız yetkililer, İran’ın bölgesel rolü ile ilgili özel dilin herkes tarafından anlaşıldığını ve bunun füzelerin müzakerelerin bir parçası olacağı anlamına geldiğini belirtiyorlar. Ancak Tahran’da olayların seyri hakkında bilgi sahibi olan bir kaynak bana: “Füzeler konusunun belgede yer almaması konusunda ısrar eden İranlılardı” dedi. Ardından şunu ekledi: “Kudüs Tugayı Komutanı Kasım Süleymani ile gerçekleştirilen nadir röportajı izlemelisiniz. Bu röportajda Süleymani, İran’ın kendisine yaklaşılmasına izin vermeyeceği 2 kırmızı çizgiden bahsetti. Balistik füze programı ve Devrim Muhafızları’nın bir parçası olarak nitelediği Lübnanlı Hizbullah örgütü. Bu da İran’ın bölgesel meseleler ve Hizbullah’ın bu meselelerdeki rolü ve füzeleri ile ilgili diyaloğu kabul etmeyeceği anlamına geliyor.” Buna rağmen New York’ta Macron, Ruhani ile Trump arasında telefon görüşmesi gerçekleştirilmesine ilişkin yanıtını almak için Ruhani’nin otel odasının dışında bekledi ama olumlu bir yanıt alamadı. İran verdiği karşılıkta, Trump’ın müzakere ortağı olarak güvenilmez olduğunu ve diplomatik tekliflerinin ciddiye alınamayacağını yineledi. Aynı şekilde İran, Fransa ve bir bütün olarak Avrupa’nın olası herhangi bir anlaşma ile ilgili güvenceler vermekten aciz olduğunu da belirtti. Ruhani odasından çıkmayı reddetti. Macron eli boş döndü. Trump ise muallakta kaldı.

Avrupa’nın nükleer anlaşmayı kurtarması için Macron’un bir atılım yapmaktan başka şansı yok. Ancak İran iç siyaseti bu atılımın başarıya ulaşmasını imkansız kılıyor.

Görüştüğüm İranlı kaynak, İran’ın yalnızca kendi şartlarına göre müzakare masasına oturmayı kabul edeceğini söyledi. Bu şartlar da bütün yaptırımların kaldırılması ve İran’ın bölgesel rolünün tanınmasını kapsıyordu.

İran’dan Rusya’ya geçersek: Ağustos ayında Macron süpriz bir adım atarak Rusya Devlet Başkanı Putin’i Biarritz’de düzenlenen G7 zirvesi öncesinde temaslarda bulunmak için Fransa’ya davet etti. Sonrasında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin ardından askıya alınan dışişleri ve savunma bakanları ortak toplantısı dahil üst düzey ikili temasları yeniden başlattı. Macron bu girişimini Avrupa’nın Rusya’nın zararlı eylemleri hakkında herhangi bir yanılsamaya kapılmaması gerektiği ile gerekçelendirse de Rusya’yı kapsama girişimi başarısız oldu. Çin’in yükselen gücünün getireceği zorluklarla yüzleşmesi gerektiği ve ABD’nin de giderek güvenilmez bir müttefiğe dönüştüğü bir zamanda Avrupa’nın, Rusya ile kendisini Pekin’e yaklaştıracak bir açık bir çatışmayı göze alması mümkün değil.

Ancak bir stratejiste göre Rusya, Çin ve Avrupa etkisi ile ilgili bu okuma yanlış. Rusya; ABD ve Avrupa’nın 2014 yılında Rusya’ya uyguladıkları yaptırımların ardından özellikle petrol sektöründe ayrıcalıklı bir ticaret ve ekonomik ortak olarak Çin'e yöneldi. Ancak aynı zamanda Rusya, Çin ile ilişkilerinde karmaşık sorunların ve bölgesel çekişmelerin olduğu Hindistan ve Vietnam gibi diğer Asya ülkeleri ile savunma ilişkileri kurarak Çin’in yükselişini dengelemeye çalıştı. Rusya’nın Çin ile yakınlaşmasının nedeni Avrupa ile gergin ilişkileri değil Pekin ile ortak çıkarlarına dayanıyor. Bunların en önemlisi: İki ülkenin dünya düzenini oluşturma ve çıkarlarını ilerletme fırsatlarını genişletmek için ABD ve küresel etkisini zayıflatma istekleridir. Rusya’nın herhangi bir stratejik ortaklıkta daha üstün bir konumda olacak Çin’e karşı dikkatli olmasını gerektiren birçok nedeni var. Bu yüzden Avrupa ile ilişkiler Rusya’nın Çin ile ilişkilerini belirlemede çok az hatta hiç rol oynamıyor.

Macron şu ana kadar Rusya ile ilişkilerde gerçekleştirmek istediği somut hedefleri açıklamadı. Çünkü Moskova’nın AB’ye sunabileceği çok bir şey yok. Konuştuğum stratejiste göre belki de Macron, Rusya’nın yakın Avrupa çevresi üzerindeki gerçek etki alanını tanıyan bir “saldırmazlık antlaşması” imzalamayı öngörüyor ya da yaptırımların Putin’in davranışlarını değiştirmediğini dolayısıyla Fransız ve Avrupalı şirketlerin Rusya’daki kazançlı enerji sektörüne dönmelerinin zamanının geldiğini düşünüyor olabilir

Macron’un sorunu bu açılımı tek başına yapmış olması. Bu da Rus tehlikesi hakkında çok farklı düşüncede olan AB üyesi Doğu Avrupa ülkelerinin uzaklaşmasına yol açabilir. Oysa Macron’un mültecilerin üye ülkeler arasında daha adil dağılımı gibi AB içerisindeki diğer açılımlarında onların desteklerine ihtiyacı var.

Macron’un imajı bu faaliyetleri sayesinde uluslararası sahnede ön plana çıkmış olabilir. Ama aktif olmanız etkin ve başarılı olduğunuz anlamına gelmiyor. Macron, herhangi bir sonuca ulaşacak mı yoksa kendisini doğru yerde ama yanlış zamandaki doğru kişi yapan şansına mı bağlı kalacak işte bu bilinmiyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya