Irak'ın İran'a karşı ayaklanması ve ABD'nin tutumu

Irak'ın İran'a karşı ayaklanması ve ABD'nin tutumu

Çarşamba, 9 Ekim, 2019 - 13:15
Güvenlik güçlerinin açtığı ateşten kendilerini korumak için yere kapaklanan protestocular (AP)
İstanbul/Şarku’l Avsat
Velid Faris (Walid Phares)*

Bu hafta dünyanın olduğu en önemli olaylardan biri İran’ın milisleriyle Irak’ı ele geçirmesini ve hegemonya kurmasını reddeden on binlerce Iraklı gencin ayaklanması oldu. Oysa Iraklı gençler, çalınan haklarını geri almak ve devlet kurumları içerisinde yaygın olan yolsuzlukla mücadele talebinde bulunmak üzere sokaklara dökülmüşlerdi.

Bu gösterilerde yer alan protestocuların çoğunluğunu ABD’nin Irak’a girdiği ve Saddam Hüseyin’in devrildiği bir dönemde doğan, İranlı milislerin çoğaldığı, DEAŞ terör örgütünün şiddetine maruz kalındığı, aşırı yoksulluğun yayıldığı, yolsuzluk yapan yetkililer ve rejime yakın isimlerin zenginleştiği bir Irak’ta büyüyen 20 yaş altı gençler oluşturuyor. Bu gençler aynı zamanda Körfez’deki komşu ülkelerde bulunan akranlarının sürdüğü normal yaşantılara tanık oldu.

Arap Baharı patlak vermeden önce ve yıllar boyu yaptığım görüşmelerden derlediğim bilgiler ışığında yayınladığım ‘Gelmekte olan Devrim’ adlı kitabımda bir gün tüm sivil toplumların statüko ve dışlanmalara karşı öfkelerini kusacağı konusunda uyarmıştım. Irak'taki ilk ayaklanma, Sünni bölgelerdeki ezilen halk tarafından başlatılmıştı. Ancak Anbar ve Sünni üçgenini susturan Haşdi Şabi tarafından ayaklanma bastırıldı. Daha sonra Irak Kürdistanı çoğulcu bir devlet içinde haklarını elde etmeye çalıştı. Bu girişimin de etrafı kuşatılarak anayasal, sosyal ve siyasal haklar olarak görülen taleplere ulaşılması engellendi.

Muhalif Irak toplumunun İran'ın ülkelerindeki nüfuzuna karşı yaptıkları tüm girişimlere rağmen Şii topluluğu içinde hareket edebilecek siyasi bir gücün olmaması nedeniyle mezheplere ve bölgelere dağılması Irak’ı parçaladı. Ancak bu hafta bir takım taleplerle başlayan ancak daha sonra Şii çoğunluğun Irak’taki İran hegemonyasını reddine dönüşen protesto gösterileri söz konusu siyasi gücün ortaya çıkışına işaret etti. Ilımlı Şii kuvvetlerinin daha önce hareketsiz kalmasının sebebinin başta DEAŞ korkusundan ve ardından devletin tüm kurumlarına nüfuz eden İran yanlısı milis bloğuna karşı sivil muhalefetin zayıflığından kaynaklandığını hatırlatmakta fayda var.

Genelde gençlerin özelde ise Şiilerin yürüttüğü bu ret hareketinin yetkililerin ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) baskısıyla karşı karşıya kalmaya başladığı söylenebilir. Bu uzun ve zor bir mücadele olacak. Ancak Irak'taki dengeleri değiştirdiği de açık.

Peki, Washington'ın bu harekete yönelik tutumu nedir?

Bazıları Washington’ın hükümetin istifasını talep eden halk hareketine hemen destek vereceğini düşünüyordu. Ancak bu tür bir hamle, özellikle Kaddafi'ye, Bin Ali'ye ve Mubarek'e karşı olan muhaliflere Müslüman Kardeşler (İhvan) ya da ona yakın diğer örgütlerin liderlik ettiği Obama yönetimi günlerinde kaldı. Bununla birlikte en büyük yararlanıcı liberaller ve İhvan olduğunda ABD’nin Beşşar Esed’e baskı uyguladığını da gördük. Diğer yandan Obama yönetimi sırasında İran'daki Yeşil Devrim rejimi, ABD’nin desteğini almadı. Çünkü yönetim nükleer anlaşmaya hazırlanıyordu.

Trump yönetimi, Obama yönetiminin dış politikasını değiştirdi,  İran'la yapılan nükleer anlaşmadan çekildi ve bölgedeki varlığını güçlendirdi. Ancak yönetimin değişmesine rağmen Washington’ın sağlayamadığı bir şey vardı; ABD yönetimi ister Tahran’da ister bölgedeki 4 kolonisinde olsun İran rejiminin alternatifleri konusunda derinlemesine bir değişim yapamadı. Trump yönetiminin İran muhalefetiyle bütünleşmiş ya da Lübnan’da Hizbullah’a karşı sivil muhalefeti destekleyen bir politikasına rastlayamadık. Aynı şekilde İran’ın Yemen’deki nüfuzuna karşı bir Amerikan kararlılığı da göremedik.

Bu nedenle ABD’nin Irak'taki gençlik hareketine dair neden bir tutumu olmadığını soranlara, bu aşamada hükümete karşı ayaklanmayı destekleyen bir Amerikan politikası görmediğimizi söylüyoruz. Amerikan bürokrasisinin Irak hükümetiyle İran müdahalesini kabul etmesinin öncesine dayanan bir takım çıkarları var. Burada yetkililerden, İran'ın nüfuzuna karşı başlayan halk hareketinin desteklenmesi gerektiği şeklindeki görüşlerini duyduk. Bu dosyalardan sorumlu diplomatlardan ise karmaşanın durdurulması, herkesin kendine hakim olması ve diyalogun teşvik edilmesi şeklinde sözler duyuyoruz. Bunun arkasında ise iki neden yatıyor.

Bunlardan ilki şu ki Beyaz Saray ve Başkan düzeyinde İranlılara zararları olsa bile rejime karşı toplum güçleriyle iş birliği yapma kararı henüz alınmadı. İkincisi, Irak’taki Amerikalılar ile Irak hükümeti arasında stratejik çıkarlar var. Bu durum, Washington’ı hükümet karşıtı halk hareketini desteklemesini engelliyor. Ancak bu, ABD’nin aynı tutumu sürdürmeye devam edeceği anlamına gelmiyor. Trump yönetimi, Adil Abdulmehdi hükümetiyle görüşmeli. Yaşananların yoğunluğu, ABD’nin derinlerine kadar ulaşacak ve ABD başkanlık seçimlerini etkileyecektir. Trump, her ne kadar kendisini azletmek isteyen katı muhalifler tarafından kuşatılmış olsa da ikinci kez başkan olmak ve Temsilciler Meclis’indeki çoğunluğu kazanmak istiyor.

Önümüzdeki günlerde, İran’ın hegemonyasına karşı başlatılan ayaklanmada, Iraklı güvenlik birimlerinin müdahalesini gerektirecek bir yayılmaya tanık olacağız. Çünkü Sünni ve Şii aşiretlerin, çocuklarını yetkililerin baskısından korumak için halk hareketine dahil olması hareketin daha da yayılmasına neden olacak.

*Transatlantik Parlamenterler Grubu Genel Sekreteri

Editörün Seçimi

Multimedya