Güce dayanan barış zamanı

Güce dayanan barış zamanı

Pazar, 6 Ekim, 2019 - 13:15
İmil Emin
Mısırlı yazar
ABD Başkanı Donald Trump, Robert O'Brien’ı yeni ulusal güvenlik danışmanı olarak seçtiğini deklare etti. Bu karara bakılırsa ABD, “Barış istiyorsan savaşa hazır ol” Roma atasözünün gösterdiği stratejik yönde ilerliyor.

Bunun kanıtı; Washington’ın dünyanın polisi olarak oynadığı rolün ciddi şekilde zarar gördüğüne dair neredeyse kesin gerçeğin gölgesinde O’Brien’ın rastgele seçilmiş olmadığıdır. ABD’nin haddinden fazla emperyal genişlemesi, ABD bütçesi için oldukça maliyetli olmaya başladığı için bütün dünyada askeri yayılmasının alanını daraltmasını gerektiriyor. İşte O’Brien’ın seçimi bu yönden de önemlidir.

Çünkü O’Brien’a göre bu sorunlar, Washington’ın kendinden önceki diğer imparatorluklar gibi Sisifos’un kaderine teslim olması gerektiği anlamına gelmiyor. O’Brien, Cumhuriyetçi Parti kulislerinde sabrı ile biliniyor. Ayrıca uluslararası ilişkilerde önemli bir deneyime sahip birisi olarak da tanınıyor. ABD Uyurken başlıklı kitabını okuyanlar, kendisinin zayıflığa ve teslim olmaya şiddetle karşı çıktığını görebilirler. Genel olarak Obama döneminin ABD dışişleri politikasını şiddetli bir şekilde eleştiren O’Brien, özel olarak bir keresinde 2015 yılında İran ile imzalanan kötü şöhretli nükleer anlaşmayı yerden yere vurmuştu.

Peki O’Brien’ın çağdaş ve güçlü bir ABD vizyonunun özellikleri nelerdir? O’Brien’ın vizyonun ilk olarak ABD’nin sahip olduğu silah cephanesine tekrar itibar kazandırmaya çalıştığı kesindir. Yazdığı metinlerde, yeni küresel zorluklar karşısında, ‘Güce dayanan barış ilkesini temel alan ulusal güvenlik politikası’ adını verdiği politikaya dönmenin zamanının geldiğini birçok kez dile getirmiştir. Acaba O’Brien bu ifade ile belirli ülkeleri mi kastediyor?

Aslında yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı, Rusya’nın anka kuşu gibi küllerinden yeni doğan bir eksen, Çin’in ise denizde, karada ve havada her geçen gün gücü daha fazla artan geleceğin ekseni olduğunu çok iyi biliyor. Yine bu iki eksenin, gelecek 10 yılda, ABD’nin doksanların sonunda öne sürdüğü ABD yüzyılı yani hiçbir ortağı ya da rakibi olmadan liderliğin ve egemenliğin yalnızca Washington’a ait olduğu düşüncesine karşı gerçek bir tehdide dönüşeceğini biliyor.

O’Brien’ın vizyonu temelsiz değil. Bilakis Pekin ve üst düzey resmi Çinli yetkililer ile daha önce yapmış olduğu müzakarelerin onayladığı hesaplara ve stratejik öngörülere dayanıyor. Nitekim Çinli yetkilier, bu görüşmelerde, O’Brien’a ABD ve Batı’nın çökmek üzere olduğundan ve 21. yüzyılın Asya’nın yüzyılı olacağından oldukça emin olduklarını belirtmişlerdi.

ABD gerçeklerle savaşmaz onlarla başa çıkar. ABD, bugün, O’Brien’ın haklı olduğunu anlamış bulunuyor. Zira son birkaç günde dünya, Çin’in siyasi açıklamalarına ve korkunç askeri geçit törenlerine tanıklık etti. Çin’in bu gücü, Beyaz Saray’daki karar alıcıları; geleneksel Pax Romana düşüncesine eşdeğer olan Pax Americana düşüncesinden uzaklaşmak pahasına her şeyden önce ABD’nin güvenliğini korumak için hızlı bir şekilde dünyayı militarize etme projelerini benimsemeye itiyor.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 70. yıldönümünde yaptığı konuşmada Devlet Başkanı Şi Cinping, bu büyük ülkenin temellerini sarsabilecek ve Çin ulusunun ilerleyişini engelleyebilecek hiçbir güç olmadığını, Çin ordusu ve güvenlik güçlerinin ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve çıkarlarını kararlılıkla koruyacaklarını vurguladı.

Okuyucunun bu açıklama ile kesinlikle başkanı göreve geldiği ilk günden itibaren hatta oval ofisteki koltuğuna oturmadan önce Çin’e karşı ticaret savaşları yürüten ABD’nin kastedildiğini anlaması için çok düşünmesine gerek yok. Buna bir de iki ülke arasında askeri alanda görülen şiddetli nefrreti de ekleyebiliriz. Güney Çin Denizi etrafında dönen gizli çatışma ve Tayvan sorunu da bunun göstergelerindendir.  

Çin’in son askeri geçit törenini takip edenler, ileri düzey silahlarını sergileyen Çin’in ABD’ye karşı mücadelesinde yeryüzü dışında kullanabileceği silahlara ihtiyacı olduğuna kesin kanaat getirdiler. Nitekim bu ileri düzey silahlar arasında özellikle de ABD ve halkını korkutacak 12 nükleer başlık taşıyabilen ve ateşlenmesinin ardından 30 dakika içerisinde Washington’a ulaşabilecek Dongfeng-41 kıtalararası balistik füzenin yanı sıra güçlü tahkimatları ve yeraltı sığınaklarını yok etmekte kullanılan hipersonik seyir füzeleri ve geliştirilmiş birçok ölümcül silahlar da vardı.

Çin’in bu gösterisi, deniz ile karanın ABD’nin tek hakimi olduğu askeri rekabet alanı olmaktan çıktığını gösterdi. O’Brien’ın bu nedenden dolayı  1983 yılında Cumhuriyetçi Başkan Ronald Reagan döneminde başlatılan Yıldız Savaşları Programı’na dayanan Uzay Gücü Programı’nın arkasında durduğu, güçlü bir şekilde desteklediği ve momentum kazandırmak istediği oldukça açıktır.

Kısacası; en büyük ve en etkili askeri uzay gücünün sahibi olarak ABD, uzaydaki hegemonyasını güçlendirmeye çalışıyor gibi görünüyor. Pentagon, kendi uydularını korumak istediği kadar düşman uydularını imha etme gücüne sahip olmak istiyor.

ABD’nin yeryüzündeki hegemonyası gittikçe gerilediği için uzaya egemen olma düşüncesi ABD’li stratejik zihinlere gittikçe daha fazla hakim oluyor. ABD, lazer silah ağından kimsenin görmediği ve akla gelmeyecek bazı silahlarını uzayda denemeye başladı bile...

Uzay gücüne dayanan ABD barışının zamanı geldi.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya