Mollaları ne kurtaracak? Kukuleta mı, sarık mı yoksa askeri şapka mı?

Mollaları ne kurtaracak? Kukuleta mı, sarık mı yoksa askeri şapka mı?

Cuma, 4 Ekim, 2019 - 12:00
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
Ruhani’nin liderliğinin sonuna yaklaşıldığının göründüğü bir zamanda, kurulduğu günden bu yana Humeyni rejiminin kalıcı bir özelliği olan güç mücadelesinin bir sonraki aşamasında ne olacağı konusunda spekülasyonlar başladı. Bazı İranlı gözlemciler rejimin gerçek omurgasının askeri güvenlik kuruluşuna bağlı olduğunu savunuyor. Bu görüş her ne kadar İran gerçekliğinin bir parçasını yansıtsa da bundan hareket ederek askeri komutanların mevcut düzenlemelerden memnun kalacağı sonucuna varmak yanlış olur.

Herhangi bir rejimdeki siyasi gücün doğasında, iktidardaki payını güvenceye alanların her zaman daha fazlasını araması vardır. İran askeri liderleri de bu hususta bir istisna değil. Zira onlar, beyaz kardan daha saf olduğunu iddia ettikleri rejimin gerçek koruyucularıdır. 1979'dan bu yana mollaların ve kamu hayatını yöneten bürokratların yolsuzluklarından ve yetersizliklerinden daima şikâyet etmişlerdir. Şu an ise yüksek sesle bağırıyor ve ülkeyi yönetmek için doğru aday olduklarını söylüyorlar.

Askeri komutanlar, özellikle de İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanları, İran'ın içinde ve dışında kontrol ettikleri geniş medya imparatorluğu aracılığıyla uzun süredir emellerinin kapsamını genişletmiş durumdalar. Bugün doğrudan ve daha açık bir şekilde bu yönde ilerliyorlar.

Geçen pazartesi günü siyasi ve dini komite üyeleri ile birlikte Devrim Muhafızları komutanlarının bir araya geldiği genel kongrede, devletin kontrolü altındaki medyadan 1 milyar dolar alındı. Kongre, gizli bazı siyasi arzuları olan iki generale ışık tuttu. Açılış konuşması, grubun önde gelen entelektüeli kabul edilen İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri'ye bırakılırken ikinci önemli rol de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'ye verildi. Bakıri, 50 dakikadan uzun süren konuşmasında üç temel hedefi gerçekleştirmeye çalışıyor gibi görünüyordu.

Bu hedeflerden ilki, insanları İran'ın savaşmayacağına, herhangi bir durumda ise ordunun savaşacak güçte olduğuna ikna etmekti. Dikkati çeken husus ise yaptığı analizler kapsamında siyasi otoriteye yer vermemesi ve herhangi bir savaşa karşı ülkenin sığınağı olabilecek tek güvenli limanın Dini Lider ve onun askeri makinesi olduğunu lanse etmesiydi.

Bakıri’nin ikinci hedefi, başta ABD olmak üzere İran'ın gerçek veya hayali düşmanlarına uzlaşmacı bir mesaj göndermekti. Nitekim İran’ın Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki nüfuzunu tesis ederken görevini yerine getirdiğini ve Tahran'ın gerek yeni cepheler açmak gerekse de bölgedeki varlığını güçlendirmek gibi bir niyetinin olmadığını iddia etmesi bunu gösteriyor. Bakıri konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“İran bölgenin güvenliği ve istikrarı konularındaki sorumluluğunu kabul etmekte ve bu alanda kilit bir rol oynamaktadır. Bölgede güvensizliğe sebep olacak ve herhangi bir savaşa kapı aralayacak düşmanca eylemlerde bulunmak gibi bir niyetimiz yok.”

Bakıri ayrıca gönderdiği şifreli mesajda “Tahran, bölgesel iş birliğini güçlendirerek bölgede sükûneti sağlamaya çalışıyor” dedi. General, ABD’nin uyguladığı yaptırımlara karşı “sabır ve ciddiyetle” hareket edilmesi çağrısında da bulundu.

Bakıri’nin üçüncü hedefi ise Devrim Muhafızları’nı İran'ın ekonomik yaşamında önemli bir oyuncu olarak tanıtmaktı. Nitekim tartışma konusu olan binlerce şirketin varlığının kamu yararına olduğunu iddia etti. Ayrıca İran Devrim Muhafızları’nın ekonomik olarak etkin olmasıyla birlikte devlet kontrolü altındaki kamu sektörünün yolsuzluk, kayırma ve beceriksizlikle dolu olduğunu ima etti. Bu cümlenin altında yer alan iddia aslında şudur: Devrim Muhafızları her şeyden sorumlu olursa, İran'ın mevcut ekonomik ve sosyal sorunlarının çoğu ortadan kalkar.

Halkla ilişkiler “uzmanı” General Süleymani ise abartılı bir üslupla yaptığı konuşmada, ABD ordusunu mağlup ettiklerini ve ABD’nin korkuluktan başka bir şey olmadığını söyledi.

Bütün bunlar, generallerin iktidarda daha fazla söz sahibi olmak amacıyla yaptıkları bir nabız yoklaması mı?

“Gelişmekte olan ülkeler”den farklı olarak İran’ın hükümet bir kenara, siyasete dahi askeri müdahale geçmişi yok!

Humeyni rejimi, aralarından üçünün kukuleta giydiği birçok cumhurbaşkanı gördü. Sadece bir kişi -Mahmud Ahmedinejad- iki dönem boyunca iktidarda kaldı.

Bu cumhurbaşkanlarından ilki olan Ebu'l-Hasan Beni Sadr, bir yıl sonra kaçmak zorunda kaldı.

Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai, yemini ettikten sadece birkaç hafta sonra gerçekleştirilen bombalı bir terör eyleminde parçalandı.

Geri kalan dört cumhurbaşkanı ise başlarına sarık giydi. Bunlardan ikisinin Hz. Fatıma’ya olan bağlılıkları anlaşılsın diye siyah sarıkları vardı. Diğer ikisi ise saf İran kökenli olduklarını belirtmek için beyaz sarık sardı.

Rejime muhalif olan kimselerin de aralarında bulunduğu bir dizi gözlemci, kukuletaları ve sarıkları terk etmenin ve askeri şapkayı başa geçirmenin zamanının geldiğine inanıyor. Böylece abluka altındaki rejimi kurtarmak için bir fırsat yakalanacağını düşünüyorlar.

Geçtiğimiz 40 yıl boyunca aktif veya emekli birçok general, cumhurbaşkanlığını kazanma umuduyla askeri şapkayı çıkardı. Ancak hiçbiri seçmenleri etkileme konusunda başarılı olamadı. Ordu, mollaların ve bürokratik ortaklarının itibarsızlığı nedeniyle bu sefer daha iyi bir şansa sahip olabilir. Aslında gayrı resmi gruplar, askeri başkan fikrini desteklemeye başladı. Nitekim öne çıkan eski bir diplomatın liderliğinde Florida'da sürgünde bulunan bir grup, General Süleymani için bir kampanya yürütüyor. New Jersey’deki İran Amerikan Üniversitesi’ndeki bir profesör tarafından yönetilen bir diğer grup Devrim Muhafızları’ndan bir dizi emekli subayın da desteğiyle Bakıri’yi öne çıkarmak amacıyla bir kampanya sürdürüyor. Bu yeni kampanyaların ardındaki mantık, İran'da gerçek güce sahip olanların yasal bağlamda güçlerini kullanmalarına izin vermenin iyi olacağı düşüncesidir. Bu sağlam bir argüman olabilir. Ancak bununla birlikte Humeyni rejiminin hızlı bir şekilde tarihi bir gelişim dönemine girdiğini düşünüyorum. Kimse iç çelişkilerin üstesinden gelemez.

Baş bozulunca kukuleta, sarık veya askeri şapka kullanmak fayda vermez.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya