Hamas, Filistinli değil İhvancı ve İrancı bir örgüttür

Hamas, Filistinli değil İhvancı ve İrancı bir örgüttür

Perşembe, 3 Ekim, 2019 - 10:45
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı

Filistinli grupların anlamadığı şey başta Mısır olmak üzere Filistin’in durumu ile ilgili olan Arap ülkelerinin kendi özel meseleleri ile meşgul olduklarıdır. Nitekim Mısır bu kritik aşamada kendi iç durumu ile meşgul.

Müslüman Kardeşler (İhvan) terörü; Sina, Kahire ve Mısır’ın her yerinde darbelerini sürdürüyor.

Buna ek olarak patlayan bir Libya mayını ve yakın uzak bazı komşu ülkelerde her an patlamaya hazır birçok mayın var.

Kesin olan şu ki; Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi dışında Fetih ile Hamas hareketleri arasında arabuluculuk girişiminde bulunan örgütlerin çoğu yalnızca adı olan hayali örgütler.

Ahmed Cibril liderliğindeki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık gibi bazılarının Suriye ya da Lübnan’da mütevazi bir varlığı olsa da ne Gazze Şeridi ne de Batı Şeria’da hiçbir varlıkları yok.

2007 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü, Fetih Hareketi ve Ulusal Yönetime karşı gerçekleştirdiği kanlı darbenin ardından Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçiren Hamas Hareketi’nin örtüsü altına saklanmış olan İslami Cihad Örgütü’nün bir varlığı olduğı kesin. Aynı şey Halk Partisi içinde geçerli iken  Es-Saika örgütü ve Arap Kurtuluş Cephesi için geçerli değil. Öte yandan bu sınırlı bir şekilde de olsa Filistinli fedai eylemleri tarihi ile ilgisi olmayan Feda Partisi ve Ulusal Girişim adı verilen örgütler içinde geçerli.

Bu 2 örgütün Filistin fedai tarihi ile ilgisi olmadığını söylememizin nedeni ise Oslo anlaşmalarına dayanan barış sürecinin tökezlemesinin bir ürünü olmalarıdır.

Filistinli gruplar daha önce de Hamas ile Fetih arasındaki anlaşmazlığı bitirip Filistin birliğini sağlamaya yönelik girişimlerde bulunmuşlardı. Bunların sonuncusu da 2017’de gerçekleşmişti. Ancak bütün bu girişimler, bir  girişim olmanın ötesine geçemediler.

Nitekim bazı Filistinli örgüt ve gruplar, geçmişte Suriye rejimi ve onun öncesinde Irak rejimi ile Kaddafi rejiminin uzantısı oldukları gibi bazı Arap rejimlerinin uzantısı olarak kaldıkça Filistinliler geçici ve belirli bazı dönemler dışında birleşemeyecekler.

Örneğin; 1982’deki Beyrut kuşatması ve 1988 yılında düzenlenen ünlü Cezayir Kongresi gibi. Cezayir Kongresi, Filistin Ulusal Yönetimi’nin varlığını borçlu olduğu Oslo anlaşmalarını temel alan barış sürecine dahil olmak için gerekli bir ön hazırlık gibiydi.

Fetih Hareketi 1967’deki Arap-İsrail savaşındaki yenilginin ardından kurulan bütün bu gerçek ve hayali gruplar daha ortada yokken 1965 yılında silahlı direnişi başlatmıştı. Bununla ilgili kararı, hareketin ilk kurucuları Kuveyt şehrindeki Sulaibikhat Kampı’nda almışlardı. İlk fedai eylemi olan “Eilabu” eyleminin ardından yazılan “1” numaralı bildiri ise Beyrut’ta yazılmış ve 1965 yılının başlarında Şam’da yayınlanmıştı. O dönemde askeri koluna Asifa (Kasırga) adını veren bu örgüt dışında fedai eylemleri yapan başka bir Filistinli grup yoktu.

Fetih Hareketi kurucularının, 1962 yılında bağımsızlığını elde eden Cezayir ile de bağlantısı vardı. 1954 yılında Fransız sömürgeciliğine karşı devrimlerini başlattıklarında Cezayirli devrimciler nasıl ki örgütlenmelerini Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi ile sınırlamışlarsa Filistin devrimi de yalnızca Fetih Hareketi ile sınırlı kalması bekleniyordu. Cezayirliler, aralarında işgalci Fransa’ya veya Arap olsa da düşman taraflara bağlı çeşitli grup ve örgütlerin aralarına sızmalarından korktukları için Ulusal Kurtuluş Cephesi dışında başka örgütlerin ortaya çıkmasını engellemişlerdi.

Bizzat Yaser Arafat’ın komuta ettiği ve askeri bildirisini “Asifa” adı ile yayınladığı “Eilabu” eylemini düzenlediğinde Fetih Hareketi, başarılı Cezayir Devrimi’ni örnek alarak fedai eylemleri alanında kendisinden başka örgüt olmaması konusuda kararlıydı. Ancak daha sonra 1967 yenilgisi ve İsrail’in Ürdün Nehri’ne kadar Batı Şeria’yı, Suriye’nin Golan Tepeleri’ni ve Süveyş Kanalı’na kadar Sina bölgesini işgal etmesi ile Filistin sahasında birçok örgüt ortaya çıktı. Bunların ilki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ydi. Bunun yanında 2 tane Baasçı örgütte ortaya çıkmıştı. Bunların ilki hala Suriye Baas Partisi’ne bağlı olan Halk Kurtuluş Savaşı’nın Öncüleri (es-Saika) diğeri ise Irak Baas Partisi’ne bağlı olan Arap Kurtuluş Cephesi’dir. Bunları sonraki dönemlerde kurulan birçok örgüt ve grup takip etti.

Müslüman Kardeşler’in Filistinli bazı üyeleri, 1968 yılının sonunda geçici bir süreliğine Fetih Hareketi’ne katılmış ve bunlar için Ürdün’ün İrbid bölgesinde “El-Şuyuh” adı verilen askeri bir üs inşa edilmiş olsa da İhvan bu dairenin tamamen dışında kaldılar. Bilindiği gibi İhvan üyesi Filistinliler ancak 1978 yılında Filistinli eylem sahasına girebildiler. Halid Meşal liderliğindeki bu grup, doksanlı yılların sonunda çıkarılana kadar Amman’daki fiili varlığını sürdürdü. Bu tarihten sonra hem kendi hem de uluslararası Müslüman Kardeşler örgütü liderlerinin merkezi haline gelen Doha’ya taşındı.

Aynı şekilde Yaser Arafat’ın, Filistin  Kurtuluş Örgütü’nün oluşturduğu resmi Filistin çerçevesi içine Hamas’ı da dahil etmek için çok çaba sarfettiği biliniyor. Çünkü Arafat,  Oslo anlaşmalarına dayanan barış sürecine katılmadan önce Filistinliler arasında örgütsel birliği sağlaması gerektiğini düşünüyordu. Ama bunda başarılı olamadı. Daha sonra Hamas’ın özel bağlantıları olduğu ortaya çıktı. Nitekim 2007 yılında düzenlediği darbe ile Gazze’yi ele geçirmesi bu bağlantıları ortaya çıkardı. O günden bu yana kendisi ile Fetih Hareketi’ni uzlaştırma ve Filistin sahasını birleştirme girişimleri hep sonuçsuz kaldı.

Bütün bu gerçek ya da hayali örgütlerin varlığına rağmen mevcut denklemin bir tarafında Filistin Kurtuluş Örgütü ve Ulusal Yönetimi’nin sahibi Fetih Hareketi diğer tarafında bütün Arap devrimleri gibi kanlı bir askeri darbe ile Gazze’yi ele geçiren Hamas Hareketi vardır. Fakat Hamas’ın ikinci bir Filistin kutbu olmayacağı ve Filistinli bir örgüt olmadığı açık ve nettir. Çünkü kurulduğundan beri uluslararası Müslüman Kardeşler Örgütü’ne bağlı bir oluşumdur. Şimdi de İran’ın liderlik ettiği ve Katar, Husiler, Beşşar Esed rejimi, Hizbullah ve bütün bunlara ek olarak Erdoğan Türkiye’sini kapsayan ittifaka dahildir.

Kısacası Filistin Ulusal Yönetimi ile birlikte Fetih Hareketi’nin hiçbir şekilde kendisini bu mesele ile meşgul etmesine gerek yok. Çünkü Hamas aslında Filistinli olmaktan çok İhvancı (Müslüman Kardeşler) ve İranlıdır. Dolayısıyla Fetih Hareketi, Filistinlileri bu dağınık görüntüden kurtarıp birleştirmek istiyorsa Hamas yerine Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’ne, bu alanda öncü bir role sahip sendikal oluşumlara odaklanmalıdır.

Nitekim Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, son BM Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında yaptığı konuşmada, yakın bir zamanda parlamento seçimleri çağrısında bulunacağı sözünü verdi. Ancak bana göre bu aşamada ve bu zorlu koşullar altında Hamas’ın Filistin dairesinin tamamen dışında olduğu ve İran kampında yer aldığı temel alınarak Filistin’in mevcut durumunu ele almak daha yararlı olacaktır. Çünkü dediğimiz gibi Hamas artık İran’ın liderlik ettiği kampa dahil.

Bu kampın amacı ise bir ucu Yemen’den başlayıp diğer ucu Akdeniz kıyısındaki Suriye’nin Lazkiye şehrinde sona eren, pratik olarak siyasi ve coğrafi yolu önündeki tek engelin Suudi Arabistan olduğu mezhepçi Şii Hilal’i projesini hayata geçirmek.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya