Pencereyi kim açtı?

Pencereyi kim açtı?

Pazartesi, 30 Eylül, 2019 - 11:00
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
Bazen böyle şeyler olur. Ülkesi için taşıdığı büyük hayali ile güçlü bir adam ortaya çıkar. Tam anlamıyla meşruiyete sahip, gelecekten gelen mesajları yakalama yeteneği ile öne çıkan, ilerleme savaşına katılmanın halkının çıkarlarının güvencesi, ülkesinin güvenliğinin, tarihinin ve mirasının koruyucusu olduğuna inanan bir adam ortaya çıkar. Bu adam, insanları ve özellikle de uygun iş fırsatları ve açık fikirli bir eğitim için çağın, bilimsel ve teknolojik devrimleri ile barışık olmak isteyen genç kuşakları kendisine çekmeyi başardığında hayali, ulusal bir çalışma atölyesine dönüşür. Bu adam, halkına ve hayaline güvendiği için korku duvarını kolaylıkla yıkıp geçer. Çin ve Singapur buna tanıklık etti ve şimdi de Suudi Arabistan tanıklık ediyor.

Çin yarın ulusal milli gününü kutlayacak. 70 yıl önce Mao Zedong’un durup Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu deklare ettiği yer olan Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda Devlet Başkanı Şi Cinping düzenlenecek geçiş törenini izleyecek. Çin yoksullarla dolu ve dış yardımların hayalini kuran ya da dilenen bir kıta olsaydı kuşkusuz bu olay dünyanın ilgisini bu kadar çekmezdi. Ancak bugün Çin deyince aklımıza dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve Çin çağının yaklaştığına dair artan inanç geliyor.

Çinli yetkililerin, ordularının gücünü göstermek konusunda istekli olmaları anlaşılabilir. Çünkü halihazırda yeni bir dünya şekilleniyor ve Çin, bu dünyanın bir numaralı gücü olan ABD ile bir ticaret savaşı yürütüyor. Ancak Çin için “Bir Kuşak ve Bir Yol Girişimi” aracılığıyla başlatmış olduğu geniş ekonomik taaruz ile birlikte Çin rüyasının devam ettiğinin telkin etmek zırhlı araçlardan ve füzelerden daha önemli. Elbette kutlamaları özel kılan bir şey daha var ki o da Çin’in şu anda Mao’dan bu yana en güçlü ve anayasanın artık sınırsız bir şekilde devletin ve iktidar partisinin başında kalmasına izin verdiği bir liderin gölgesi altında yaşıyor olması

Doğrusunu söylemek gerekirse, şu anda ölü olan bir adam olmasa Şi, bu güçlü görünüme sahip olamazdı. Bu adam; güçlü istikrardan ödün vermeden refah yolunun önünü açan en geniş dönüşümü başlatarak ülkesinin kaderinde iz bırakan Deng Şiaoping’tir. Deng ülkesini, Büyük Usta’nın gösterdiği yönden farklı bir yöne götürdü. Onun anıt mezarını ve ona duyulan saygıyı korudu ama diğer yandan da çağ ile barışmaya karar verdi. İdeolojik donukluk ve eski ilaçlardan uzaklaşarak dünyaya katılma ve ilerlemek için çabalama kararı aldı. Deng, Kırmızı Kitap’ı yakmadı ama ülkesini, pazar ekonomisi, teknolojik ilerleme, rekabet, diğer ülkelere açılma ve başarılarından yararlanma yoluna yönlendirdi.

Deng’in bunu yapması hiç kolay olmadı. Çünkü büyük değişimler büyük korkular uyandırır. Deng’in çoğunluğu ikna etmesi ve Mao’nun mezarından ülkeyi yönetmesini isteyenler ile yüzleşmesi gerekiyordu. Pencereyi açmanın değişim değil yıkım rüzgarlarının içeriye girmesine fırsat vereceğine inananları ikna etmesi , zihniyetleri ve araçları değiştirmesi, başarılardan şüphe duyanlara karşılık vermesi, rakamların hayali doğruladığını göstermesi gerekiyordu. Zira büyük değişimler her zaman yüzleşilmesi gereken hatalar yapma ve başarısızlıklarla yaşama riskini de taşırlar.

Deng, süreklilik istikrarın koruyucusu ve beklemek en iyi danışmandır kuralına göre ülkeyi yönetseydi Çin bugün ulaşmış olduğu bu konuma ulaşamaz ve yarın Şi Jinping büyük bir oyuncu olarak dünyaya hitap edemezdi. Büyük dönüm noktalarının olağanüstü liderlere ihtiyaçları vardır. İşte Deng, Çin’de pencereyi açan adamdı.

Bu bağlamda ele alınması gereken bir başka öncü deneyim daha var. O da Singapur. Singapur bugün yoksulluk ile birçok etnik gruptan oluşan toplumu içerisindeki çekişmelerin ateşi ile kavrulan küçük bir adadan ibaret olabilirdi. Ancak Lee Kuan Yew, Singapur’un sadece başbakanı değil ileri görüşlü ve demir gibi bir iradeye sahip lideriydi. Göreve geldiğinde 35 yaşındaydı. Ülkesine baktığında yalnızca yoksul, ümitsiz sokaklar ve evler görüyordu

Lee Kuan Yew, ülkesinin kaderini değiştirmek için zor, cesur ve bazen de acı verici kararlar almak zorunda anladı. İlerleme hayali evlere, okullara ve vatandaşların günlük yaşamlarında yer edinmedikçe ülkesinin kaderini değiştirmekte başarılı olamayacağını, bir plana, aşamalara, sabıra, reformlara, kimliğine bakmaksızın kendisinden yardımcı olabilecek her deneyimden yararlanmaya  ihtiyacı olduğunu anladı.

Lee Kuan Yew ülkesinin kaderini değiştirecek çalışma atölyesini başlattı. Yolsuzluk ve bürokrasiye karşı savaştı. Yabancı yatırımcıların önünü açtı ve onlara uygun bir yasal zemin hazırladı. O olmadan elde edilen her başarı yıkılmaya mahkum olduğu için istikrara büyük önem verdi. Lee Kuan Yew daha sonra bu süreci şu sözlerle anlatacaktı: “Devletler eğitim ile başlarlar. Ben de çok yoksul olan bir ülkede yönetime geldiğimde ilk önce eğitim ile başladım. Politika, ekonomi, yönetimin şeklinden çok eğitim ile ilgilendim. Okullar ve üniversiteler inşa ettim. Eğitim almaları için gençleri yurtdışına gönderdim ve geri döndüklerinde de Singapur’un gelişmesi için onların bilgilerinden yararlandım.” Bu çalışmaların sonucu ise kalkınmış ve istikrarlı bir Singapur’du. Ada gelişmiş bir uluslararası finans merkezi haline geldi. Limanı dünyadaki en işlek limanlardan biri oldu. Kişi başına düşen gelirde inanılmaz bir yükseliş yaşandı.

Lee Kuan Yew de Singapur’da penceriyi açan adamdı.

Singapur ve Çin deneyimlerinin ardından bugün Arap ve Müslüman bir ülkede de eşsiz bir deneyime tanık oluyoruz. Evet, Suudi Arabistan’da yaşanan büyük dönüşümden bahsediyoruz. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, Hadimul Haremeyn Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz’in desteği ve kılavuzluğunda Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın tek başına taşıdığı bir hayalden ibaret değil. O artık bütün Suudi Arabistanlıların hayali. Bu hayal, okullara, evlere ve üniversitelere kadar uzandı. Bugün Suudi Arabistan’ı ziyaret edenler, yeni Suudi Arabistan hakkında söylenenlerin abartı olmadığını görecekler. Suudi Arabistan, inançlarına, değerlerine ve parametlerine hala bağlı ama ilerleme savaşına katılmanın önemini de idrak etmiş bulunuyor. Suudi Arabistan, dünyaya açılma ve geleceği şekillendirmeye ortak olma gücüne sahip olduğu konusunda kendinden emin.

Ulusların deneyimleri, normal vatandaşlara umut vermenin var olan servetlere bir yenisini eklemek olduğunu göstermiştir. Umutsuzluğun halklarını yok ettiği ve acziyetin hükümetlerini felç ettiği bir bölgede önümüzdeki günlerin iş fırsatları, eğitim, yaşam, yeteneklerin geliştirilmesi ve kadınların güçlendirilmesi açısından daha iyi ve güzel olacağı umudunu taşıdığına inanmak hiç de azımsanacak bir şey değildir.

Gerçekleştirilen modernleşme hareketlerini, reform çalışmalarını, yeni yasa ve mevzuatları, gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabalarını, petrol sonrası döneme hazırlığı, yatırım çekme ve yatırımlar için ekonomik ve hukuki açıdan uygun bir ortam oluşturma girişimlerini, yolsuzlukla mücadele, bürokrasi ile yüzleşme, turizm de dahil ülkenin bütün zenginliklerinden yararlanma ve turist sayısını arttırma çabalarını hep bu bağlamda okumalıyız. Sonuncusunun Aramco saldırısı olduğu bütün saldırılar, bu çalışma atölyesini durdurma ya da engelleme çabalarında başarılı olamadılar. Şüphesiz bu atölyenin önceden belirlenmiş planlara göre ilerlemesi, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyası ile küresel alanda ağırlığı artan çağdaş bir ekonomik güce dönüşme yolunda ilerlediğini anladığı için daha saldırgan hale gelen bu tür politikalara verilecek en iyi karşılıktır.

Suudi Arabistan’da yaşanan değişim yalnızca onu ilgilendirmiyor. Çünkü başarılı olması halinde bir modele dönüşecek. Dolayısıyla Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’da pencereyi açan adamdır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya