Trump ve İran: Kapalı pencere

Trump ve İran: Kapalı pencere

Cumartesi, 28 Eylül, 2019 - 09:00
İmil Emin
Mısırlı yazar
ABD Başkanı Donald Trump, BM Genel Kurul toplantıları kürsüsünden sakin ve kendine güvenen bir ses tonuyla Amerika ve dünya, şimdi ve gelecekteki acı ve umutları ile mavi gezegenin geleceği hakkında konuştu.

Başkan Trump, Amerika’nın sıra dışı düşüncesi olan ‘büyük Amerikan rüyası’ fikrini geri getirmeyi tercih etmesi bakımından, her ne kadar bu rüyayı ülkesinin güvenliği ile uyumlu gördüğü şeyle örtse de, olabildiğince Jackson’cu bir görünüm verdi.

Başkan Trump’ın konuşmasında, Jefferson’cu Amerika ile sıkı sıkıya ilişkili olan geleneksel emperyal metaforlar yer almadı. Bu haliyle her ne kadar ütopyacı söyleme dalmasa da daha çok Wilsoncu’luğa yakın görünüyordu. Ayrıca kendisini yeni muhafazakârların dünyaya egemen olma arzularının ve intikamın dilinden de uzak tuttu.

John Bolton’un ayrılışı, Trump’ın yaklaşımında etkili bir sebep miydi acaba?

Bu mesele, ideolojik kuramlaştırma açısından bir önem arz etmiyor. Daha önemlisi, Amerika’nın, özellikle Trump’ın diğer dünya liderlerinin konuşmaları için belirlenen süreyi aşan konuşmasında ele aldığı uluslararası adalet Amerika’nın geleneğinin parçasıyken kendisine güvenen müttefiklerle yeni ittifaklar kurma yoluna girmesi.

Beyaz Saray Efendisinin söylediklerini tartışmaya bu yazının alanı dar gelir. Bizi özellikle Ortadoğu ve Arap Körfezi meseleleri, en çok da egemen olma ve bu egemenliği komşu ülkelere yaymaya çabalayan İran’a karşı tutum ilgilendiriyor. Trump, birçok defa bu duruma işaret etti.

Trump konusunda iki şey dikkat çekiyor. Konuşmasından önce canlı olarak yaptığı açıklamasında, ülkesinin hiçbir devletle çatışma istemediğini belirtti. Bununla birlikte güvenli bir ses tonu ile bunun, Amerika’nın dünya çapındaki çıkarlarını savunmamak anlamına gelmediğinin de altını çizdi.

Suudi Arabistan Krallığı, on yıllardır ABD’nin en iyi dostu ve müttefiki olmuştur. Bundan dolayı Trump’ın BM Genel Kurul toplantılarındaki konuşması, Amerika’nın, Aramco petrol tesislerine yönelik terör saldırılarının arkasında İran’ın yer aldığını resmî olarak kabul etmesi olarak görülebilir.

Beyaz Saray Sakininin, Tahran ve Mollalar rejimine yönelik ifadeleri dikkatlerden kaçmadı. Doğrusunu söylemek gerekirse sahneyi, en iyi şekilde tarif etti. Bu tarife göre bu, baskıcı bir rejimdir; ölüm stratejisini takip eder ve bunu çevresindeki dünyaya, özellikle de komşularına ihraç eder; üstelik Suriye ve Yemen’deki terörün de en büyük destekçisidir.

Başkan Trump’ın mutlak kanaatine göre Tahran, nükleer bir silah edinmeye çalışıyor. Görünüşe bakılırsa ABD Başkanı, dünyanın kuzey ve güneyindeki barışseverlerin hoşuna gitmeyecek bu çılgınca fikri tereddütsüz bir şekilde reddediyor.

İlginç bir şekilde İran’ın hilekârlığı, hedefleri aşmak, ışıkları çalmaya çabalamak ve zamanı ertelemek suretiyle ABD Başkanı’nı oyalayıp huzursuzluk çıkarmaya yönelikti. Ancak saat çoktan on biri geçmişti.

Başkan Trump’ın konuşmasından önce haber ajansları, New York kentine adım atması yasak olan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, yaptırımlar kaldırıldığı takdirde ülkesinin nükleer anlaşma üzerinde ilaveler ya da değişiklikler yapılması için tartışmaya hazır olduğu açıklamasını geçti.

Konuştuğunda Tahran’ın sözüne kim inanır? Veya söz veriyorlarsa da kim Mollalara güvenir?

Yaklaşık bir ay önce Tahran, bölgenin güvenliğini korumak adına ortak bir İran-Körfez anlaşması istediğinden bahsediyordu. İki haftadan az bir süre öncesinde de teninin altında sakladığı niyetleri açığa çıkarır bir şekilde bölgeyi yerleşik bir cehenneme döndürecekti.

Trump, İran’ın hilekârlığına pencereyi bir kez daha kapadı. Tahran davranışlarını değiştirdi değiştirdi, yoksa azami ve en ağır olanı kapıda. Başkan, çatışmayı yeğlemese de tüm cesaretiyle ülkesinin ordusunun şu anda dünyanın en güçlüsü olduğunu da duyuruyor. Hele de içeride ve dışarıda önleyici bir duvar olabilsin diye ordunun yeniden yapılanmasına iki buçuk trilyon dolar harcadıktan sonra.

Mesaj, Hamaney ve onun Devrim Muhafızları’na ulaştı mı?

Kuvvetle muhtemel onlar şu an Trump’ın ordusunu bir çatışmaya çekmek için yeni tuzaklar planlıyorlar. İkinci kez başkan seçilmeye çalışan adam, bu karşılaşmayı tercih etmese de yakın zamanda kendisini, İran’ın, içerdeki baskılardan kaçmak ve sorunu tümüyle yurtdışına ihraç etmek için gösterdiği çılgınca tepkiler karşısında bulacak, buna şüphe yok.

Amerika’nın yaptırımları sürecek. İran’ın yersiz şiddeti devam ettiği sürece de yoğunluğu günden güne artacak. Bu Trump’ın, birkaç haftadır BM kulislerinde Trump ile bir görüşme gerçekleştirmeyi bekleyen İranlılara verdiği bir cevaptır. Bu görüşme, yaptırımların bir kısmının kalkmasını kolaylaştıracak ve yeni bir nükleer anlaşma yapılması için bir yol haritası çizecekti.

Obama’nın İran ile olan anlaşması, artık kimseyi tatmin etmiyor. Görüldüğü üzere Avrupalıların tutumları da aşamalı olarak dönüşüyor. Herkes İran’ın, uluslararası güvenlik ve barış için karanlık bir tehdit haline geldiğinin ve yüzleşmeyi ağırdan almanın çok pahalıya mal olacağının farkında.

Sadece Amerika değil, tüm uluslararası toplum İran’ın karşısında. Bakalım, ne göreceğiz?

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya