İran’ın en sevdiği oyun: Bunu biz yaptık… Ama yapmadık ki

İran’ın en sevdiği oyun: Bunu biz yaptık… Ama yapmadık ki

Cuma, 27 Eylül, 2019 - 08:30
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
Eziyet verici bir eylemde bulunduktan sonra nasıl hem bu eylemin gururunu yaşayıp hem de üstlenmek istemezsin?

İşte İran'ın Suudi petrol tesislerine füzeler ve İHA’lar kullanarak yaptığı saldırı da dahil bölgede işlediği yeni günahkâr eylemler tartışılırken Tahran’ın bahane üreten ekibinin yüzleştiği ikilem de tam olarak burada gizli.

İran rejimi destekçileri, bu saldırıların arkasında yer alma gururunu yaşayarak Humeyni rejiminin büyük bir güç ve ‘Büyük Şeytan’ Amerika’ya karşı iki katı ile karşılık verebilecek olduğunu göstermek istiyor. Ayrıca ‘Rehber’ Ali Hamaney’i de ‘küstah deve karşı duran cılız halk lideri’ suretinde göstermeye çalışıyorlar.

Aynı ekibin elemanları diğer yandan da İran için masum bir kurban imajı çizmeye çalışıyor. Bu kurban imajı ise süt tozu bulamadığı düşünülen emzikli çocuklar ve gerekli ilaçları bulamayan yaşlı kadınların çektiği sıkıntılarla destekleniyor. Tüm bunların genel çerçevesini ise İslam Cumhuriyeti’nin kesinlikle cezayı hak edecek bir şey yapmadığı, gerçekleşen son saldırıların ya Yemenli Husilerin ya Lübnanlı Hizbullah’ın ya Iraklı Haşd-i Şabi’nin belki de Binbir Gece Masalları’nda tarif edilene benzer bir cin ordusunun işi olduğu iddiası oluşturuyor.

Bu ikili söylem yalnızca İran rejimini destekleyen reklamcılar tarafından benimsenmeyip Batılı bazı yorumculara kadar uzanıyor. Bu kimseler sadece kendilerini ilgilendiren sebeplerden ötürü ABD’nin bulaştığı herhangi bir çekişmeye otomatik olarak ona yöneltilmesi gereken bir suç olarak bakıyor.

Geçtiğimiz son iki hafta boyunca İran rejiminin kontrolünde bulunan basın kanalları bir dizi makale ve televizyon programı yayınlamaya soyundu. Bunlarda ‘Önce Amerika’yı suçlayın’ sloganı hakimdi ve İran’ın Amerikan ‘baskılarına’ karşı verdiği haklı bir tepki olmasından dolayı petrol tankerleri ile tesislerinin maruz kaldığı son saldırılar kutlanıyordu.

Mesela Rehber Hamaney’in sözcülüğünü yapan günlük Keyhan gazetesi, ön sayfasını televizyon programı sunucusu (Müslüman Amerikalı) Ferid Zekeriya’nın yaptığı yorumlara ayırdı. Söz konusu yorumlar, İslam Cumhuriyeti’nin ‘denizciliği sabote ederek, Amerikan İHA’larını düşürerek, kendisi hesabına çalışan güçleri harekete geçirerek ve Suudi petrol tesislerine saldırarak’ Trump’ın politikalarını etkisizleştirdiği düşüncesi etrafında dönüyordu.

Keyhan ayrıca Dışişleri Bakanlığı eski yetkilisi Richard Haass’ın Trump’ın siyasetinin başarısız olduğuna ve İran’ın acı verici bir biçimde tepki verebildiğini gösterdiğine dair yorumlarına da yer verdi.

Devrim Muhafızları’nın yönettiği Raja News haber ajansı da Reuel Marc Gerecht’in Foreign Policy dergisinde yer alan makalesini yayımladı. Ali Hamaney’i “Ortadoğu’da son 75 yılda tanık olunan en başarılı lider” şeklinde öven Gerecht, petrol tankerleri ile tesislerine yönelik son saldırılarla Hamaney’in “Amerika’yı küçük düşürmeyi ve kendilerini sevmeyen Suudilere bir darbe indirmeyi’ başardığını iddia etti.

Devrim Muhafızları’nın yönetimindeki Fars Haber Ajansı da (Fars News) bu kez Amerikalı iş adamı George Soros’un finanse ettiği Brüksel merkezli bir araştırma kurumu olan Uluslararası Kriz Grubu’nun benzer bir analizini yayımladı.

Resmî İrna haber ajansı da İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile yapılan bir görüşmeye dikkat çekti. Zarif söz konusu görüşmede ‘zeytin dalının’ masada olduğunu söylemekle birlikte gerginliğin daha da artabileceği konusunda uyarıyor ve son saldırıların Tahran’ın en azından tavsiyesiyle gerçekleştiğine dikkat çekiyor.

Burada dikkat çeken şey, Tahran’ın İran’da doğup şu an Batı’da yaşayan bahane ekibinin “yaptım ama yapmadım” oyunu oynamasıdır. Örneğin ABD, İngiltere ve Fransa hükümetleri tarafından yönetilen Farsça radyo ve televizyon kanalları, bir grup uzmanı konuk etti. Bu uzmanlar, son saldırıların Trump’ın uyguladığı ‘olabildiğince baskı’ politikasına bir misilleme olarak gerçekleştiğini söylerken, İran ise bu saldırılarla ilgisinin olmadığını iddia etti.

Humeyni rejiminin şu an Londra’da yaşayan eski bir bakanı, ‘Suudi petrol tesislerine yönelik saldırıların isabetliliği ve etkinliği’ ile övünerek İran’ın savunmasında yapısal zayıflıkların bulunduğunu söyleyenlere saldırdı.

BBC Farsça kanalında bir yorumcu yakın zamanda bir havalimanında, yurda dönen İranlı birkaç yolcu ile bir görüşme yaptığını, son saldırıların kutlanmasında onlara katıldığını ancak daha sonra gözleri ile işaret ederek, “Bunu bizim yaptığımızdan dünyanın haberdar olmaması gerekir!” dediğini söylüyor.

Aslına bakılırsa terör eylemlerini kendi meziyeti olarak kabul edip aynı zamanda bunlarda parmağı olmadığını iddia etmek, İran Devrimi’nin geçmişi kadar eski bir gelenektir. Mesela 1978 yılında Humeyni’nin ajanları İran’ın Abadan bölgesinde bir sinemayı ateşe verdi ve 400’den fazla kişinin ölümüne sebep oldu. Söz konusu dönemde Paris’te olan Humeyni suçu hemen Şah rejimine bağlı istihbarat teşkilâtı SAVAK’a attı. İslam Cumhuriyeti, olayı ancak 2003 yılında, yangının söz konusu dönemde acil çıkışların kapalı olduğunun farkında olmayan Humeynici devrimciler tarafından çıkarıldığını belirttiğinde üstüne aldı.

Kasım 1979’da ‘öğrenciler’ Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ne bir saldırı başlatarak diplomatları rehin aldığında Humeyni bu olaydan haberdar olmadığını iddia etti. Ama yine de sahnenin yönetimini ele geçirmek üzere özel bir elçi gönderdi.

Humeyni, Amerikalıların hiçbir şey yapmadığını görür görmez elçilik saldırısının ‘apaçık bir fetih’ ve dininin dünyayı istila edeceğinin bir göstergesi olduğunu ilan etti.

Bu, Humeyni diplomasinin başat özelliklerinden biri olarak rehin alma yaklaşımının benimsenmesinin başlangıcıydı. Yirmi yıl boyunca Tahran, 22 ülkeden çoğu Batılı 100’ü aşkın kişiyi rehin aldı. Bununla beraber rehin alıkoyma süreçlerinin hiçbirinde dahli olmadığını iddia edip duran İran rejimi, rehinlerin para ve silah karşılığında serbest bırakılması için müzakereler yürüttü.

Tahran’daki yabancı ülke elçiliklerine 12’den fazla saldırı düzenlendi. Son kırk yılda birçok yabancı diplomat, suçun ‘haydut unsurlara’ atıldığı saldırılarda kısa bir süreliğine alıkonarak darp edildi. Bu saldırgan unsurlarsa daha sonra onurlandırılarak rejim içerisinde konumları yükseltildi.

Bu bağlamda işaret etmekte fayda var ki ilk rehin alma sürecini başlatan 60 ‘öğrenciden’ 40'ı yüksek makamlara getirildi. Bunların arasında bir cumhurbaşkanı yardımcısı, bir bakan, bir muhafız, bir Devrim Muhafızları generali ve bir de büyükelçi var.

Humeyni rejimine sadık ajanlar, Türkiye ve Dubai’nin yanı sıra 13 ülkede 117 muhalif öldürdü. Rejim daima hem bunların gururunu yaşadı hem de bir katkısı olmadığını söyledi.

Mollalar kırk yıl boyunca bazı Batılı liderlerin korkaklığı ve Batı’daki düşünür bozuntularının ABD konusunda gösterdiği hastalıklı düşmanlık duyguları olmasa da hoşgörü sayesinde ‘yap ve inkâr et’ taktiğini başarı ile uyguladı.

Aslında bu Batılı liderler, George W. Bush’un sade bir şekilde ifade ettiği şu yanılgının kurbanı oldular:

“İyi niyet, iyi niyetler doğurur!”

Açıkçası Amerika karşıtı Batılı düşünürler, Mollaların gerekçelerini pazarlar hale geldi. Zira Amerika’nın kötü olduğu ancak daha kötü bir düşman karşısında durabileceği bir durumu hayal edememenin kurbanı oldular.

Bu noktada hatırlatmak gerekir ki Stalin, Hitler ile ittifak kurdu. Çünkü liderlik ettiği Sovyet Komünist Partisi, ‘emperyalist’ Amerika’ya ‘azılı bir düşman’ gözüyle bakıyordu. Batılı bazı düşünürler de bu ittifakı aynı sebeple övdü.

Ardından Amerika, Üçüncü Reich (Nazi devleti) ile karşı karşıya geldi ve sonra da Sovyet İmparatorluğu, Kızıl Kmerler, Afganistanlı Taliban ve Saddam Hüseyin ile yüzleşti. Bu yüzleşmelerin her birinde Amerika saf iyiliğin gücü olmasa da düşmanı çok daha kötüydü.

Son olarak...

İlginç olan İran’ın gerekçelerini pazarlayanların bununla ona hizmet etmemesidir. Doğrusunu söylemek gerekirse bu cumhuriyetin yaşadığı yanılgıları kabul ederek onu haklı eleştiriden esirgemekle, onu daha kötü eğilimler yolunda devam etmeye teşvik etmiş oluyorlar. Bu eğilimler, İran ve bölge için düşündüklerinden çok daha fazla zarara yol açabilir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya