Aramco saldırısından sonra

Aramco saldırısından sonra

Çarşamba, 25 Eylül, 2019 - 11:30
Saudi Aramco şirketine ait petrol tesislerine düzenlenen saldırının ardından İran, ABD’nin kendisine yönelik sert yaptırımlarına karşı kaybedecekleri hiçbir şeyi kalmayan kişi, grup, parti ya da rejimlerin aldıkları intihar kararına benzeyen yeni bir tutum benimsemeyi seçti.

İran, içinde bulunduğu tıkanma ve karşı karşıya olduğu kuşatmayla, kendisi ve başkaları için tehlikeli ekonomik, ideolojik, jeopolitik güç mücadeleleri ile dolu bir bölgede yol açacağı sonuçların boyutunu tahmin etmenin zor olduğu adımlar atıyor. Nitekim gazeteci Benjamin Harvey de Bloomberg sitesinde yayınlanan yazısında, Çinli stratejik düşünür General Sun Tzu’nun ünlü “Savaş Sanatı” kitabında geçen ve İran’ın bu durumunu çok iyi anlatan; “Zayıf düşen rakibine kaçma fırsatı tanı. Çaresiz bir düşmana çok baskı yapma” ifadesini alıntılayarak, tam da bu noktaya parmak basıyor.

İran’ın içinde bulunduğu tıkanma durumunun en tehlikeli tarafı; Aramco saldırısıyla elindeki umutsuz seçeneklere başvurmuş olmasıdır. Tahran, taktiksel ve stratejik hesapları nedeniyle bölgesel ve küresel rakiplerinin daha önce ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğü zamanda olduğu gibi bu saldırıya da karşılık vermekten kaçınacaklarına inanıyor ki bu da yeni saldırılara yeltenmesinin olası olduğu anlamına geliyor. Bu olasılığın zamanlaması ve boyutu, bütün küresel güçler ve özellikle de büyük ülkeler için ciddi bir zorluk ve sıkıntıya yol açabilir. Çünkü bu durumda, yaptırımlar ile kendisine boyun eğdirme çabalarına geleneksel olmayan yöntemlerle karşılık vermeyi seçen İran’a karşı büyük ülkelerin yeni bir tutum benimsemesi gerekiyor.

Son birkaç gündür uluslararası yetkililerin yaptığı açıklamalarda bu açıkça görülüyor. Aramco saldırısı ile ilgili soruşturmanın sonuçlarının açıklanması ile Avrupa ülkelerinin tutumundaki sertleşmenin ilk izleri ortaya çıktı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson görüşmesinin ardından yayınlanan üçlü bildiride, 14 Eylül’de Saudi Aramco şirketine ait tesislere düzenlenen saldırıdan Tahran sorumlu tutularak, kendisine diyaloğu seçme, provokasyon ve gerilimi yükseltme seçeneklerinden uzak durma çağrısında bulunuldu. Bildiri ayrıca şuna da vurgu yaptı; “İran’ın, nükleer programı ile füze programlarını da kapsayan bölgesel güvenlik konularında uzun vadeli bir müzakere çerçevesini kabul etmesinin zamanı gelmiştir.” Bunun yanı sıra eski anlaşmaya bağlı kalmak isteyen Avrupa ülkelerinin aksine İngiliz Başbakanı’nın, Washington’un yeni anlaşma çağrısında bulunan tutumunu desteklemesi de oldukça dikkat çekiciydi.

Tahran ile uluslararası toplum ve özellikle de artan izolasyonundan kurtulması için kendisine bir çıkış yolu bulmak ve kendisine fırsat tanımakta ısrar eden taraflar arasında çekişmeli hesaplar bulunuyor. Yaklaşık 1 aydır Tahran ve Washington arasında arabuluculuk yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Aramco saldırısından sonra oyunun kurallarının değiştiğini belirtmesi, saldırının Fransa’nın İran ile ABD arasındaki arabuluculuk çabalarının devam etmesinin önemini gösterdiğini söyleyerek çözüm çabalarına bağlılığını vurgulaması, bunun açık bir kanıtı.

Gerilimi yükseltmekten kaçınma konusu şüphesiz BM Genel Kurulu kapsamında BM kulislerinde dönen tartışmalarda büyük bir paya sahip olacak. Bunun nedeni de İran krizinin, büyük ülkelerin liderlerinin Ortadoğu’da güvenlik ve istikrara ilişkin gerçekleştirecekleri görüşmeler listesinin ilk sırasında yer alıyor olması.

Diğer yandan İran meselesi ve nükleer kriz, tüm baskılara rağmen müzakare sürecini korumak ile başarısız olduğunu deklare etme arasında kalan uluslararası camia için bir yüke dönüşmeye başladı. Çünkü müzakarelerin başarısız olması, uluslararası arabuluculuk çalışmalarının da başarısızlığı anlamına geliyor. Bu bir yandan İran’ın tekrar gerilimi yükseltme yoluna başvurmasına neden olurken diğer yandan da uluslararası toplumu özellikle de yaptırım siyasetinin hedefine ulaşamaması halinde İran’ı caydırmak için geleneksel olmayan seçenekleri düşünmeye itecektir.

Aramco saldırısından sonra Tahran için Washington’un Körfez’deki müttefiklerinin çıkarlarını yeniden hedef alması eskisi kadar kolay olmayacak. Çünkü bu durumda İran, Körfez bölgesinin sorunu olmaktan çıkıp küresel bir soruna dönüşecek. Şarkul Avsat gazetesi yazarlarından Abdurrahman Raşid, “İran sorunu Suudi Arabistan sorunundan daha büyük” başlıklı yazısında bunu şu sözlerle vurguladı; “İran, küresel bir kâbus. Yeterince ciddiye alınmadı ve erkenden önü kesilmedi. Uluslararası toplum, uyarmak ve İran’ın gitgide güçleneceği bir zamana sorunu ertelemekten fazlasını yapmıyor” İran’ın güçlenme çabaları hız kesmeden devam ediyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin New York’a yönelmeden önce deklare ettiği ve BM Genel Kurulu’na sunacağını söylediği, bölge barışını yalnızca bölge ülkelerinin katılımı ile gerçekleştirme çağrısında bulunan Hürmüz Girişimi de bunun en iyi kanıtı.

Ruhani’nin bu mesajını, İran’ın Bağdat’tan gönderdiği uyarı mesajları takip etti. Salı günü sabah saatlerinde ABD Büyükelçiliği yakınlarına havan topları düştü. Bu havan topları, bir dahaki sefere doğrudan büyükelçilik binasını da hedef alabilir. Aramco saldırısından sonraki dönem, herkesi sorumlulukları ile yüzleştiriyor. Tahran ya akıllıca davranmalı ya da müzakareler açısından çok daha kötüsünü beklemeli veya...

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya