İran’ın gözünden bir okuma

İran’ın gözünden bir okuma

Salı, 24 Eylül, 2019 - 11:30
Yaşananları İran’ın gözüyle okuduğumuzda kendisini Saudi Aramco’nun Abkayk (Abqaiq) ve Hurays’taki (Khurais) petrol tesislerini hedef alan saldırıyı düzenlemeye ya da bu terör saldırısını planlamaya ve vekilleri aracılığıyla uygulamaya iten nedenleri açık ve net bir şekilde anlayacağımız kesindir.

Bir yıldır İran ne durumda? Çok değil yalnızca 1 yıl... ABD’nin İran’ın petrol ihracatını sıfırlama kararı Tahran için tam bir felaketti. Çünkü en güçlü silahını elinden aldı. Yani onu, milis gruplarına, Arap ülkeleri ile diğer ülkelerdeki ajanlarına ve füze programlarına harcadığı paradan mahrum bıraktı. Ardından büyük askeri bir lojistik ve finans şirketi olan Devrim Muhafızları’nın terör örgütleri listesine eklenmesi kararı, Latin Amerika ülkelerini ve özellikle de Venezuela’yı Hizbullah ile ticaretini kısmen de olsa durdurmak zorunda bıraktı. Bilindiği gibi Latin Amerika ülkeleri, uyuşturucu ticareti ve yasa dışı işlerden elde edilen gelirlerin aklandığı bir arka oda gibidir. Ancak istihbarat örgütlerinin bunun gibi kirli ticaretlerin izlediği yolları ortaya çıkarmasının ardından ABD yaptırımlarına maruz kalma korkusu bu ülkelerin geri adım atmasını sağladı. Bu yıl içinde İran’ın petrol yüklü gemisi, Akdeniz’den Suriye limanlarına ulaştırmak için Hürmüz Boğazı’ndan başlayıp Afrika Boynuzu, Ümit Burnu ve Cebelitarık Boğazı’ndan geçen uzun bir rotayı takip etmek zorunda kaldı. Çünkü 2 milyon varil petrolü Suriye’ye ulaştırmak ancak bu uzun ve yorucu yolculuk ile mümkündü. Ancak buna rağmen yakalandı.

İran rejiminin Arap bölgesindeki sağ kolu olan Hizbullah, içinde bulunduğu zor ekonomik durum nedeniyle bağış sandıkları kurarak destekçilerinden kendisine mali yardımda bulunmalarını istedi. Son olarak da İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Avrupalılara 16 milyar dolar karşılığında İran’ın geçici olarak nükleer anlaşmaya bağlı kalmasını sağlayacak bir anlaşma önermek için G7 Zirvesi için Biarritz kentine gitti. 2015 yılında nükleer anlaşmayı imzalamasının hemen ardından İran’a verilen 100 milyar dolara karşılık bu ne kadar küçük ve ucuz bir bedel!

İşte İran, son 1 yıldır bu durumda.

İran rejimi için bu, eşi benzeri görülmemiş bir durum ve adım adım yaklaştığı bir ölüm. Bu durum kendisine Arap ülkelerine yönelik müdahalelerini ve egemenliğini korumak için korsan faaliyetlerine başvurmak, seyrüseferi tehdit etmek ve son olarak da Saudi Aramco şirketine ait tesislere terör saldırısı düzenleyerek üretimi yarı yarıya düşürmek ve dünyayı zor durumda bırakmaktan başka bir seçenek bırakmadı. Bu korkunç bir saldırı. Ama korkunç olmasının asıl nedeninin Tahran’da durumun korkunç olması olduğunu unutmamalıyız. İran rejiminin durumunun kötüleşmesinin nedeni yalnızca yaptırımlardır. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi bana göre yaptırımlar, İran rejimini derinden etkiliyor. Dolayısıyla daha sert yaptırımlar kendisinin daha şiddetli bir tepki vermesine yol açabilir. Çünkü bu acı verici bir tedavidir.

Aynı şekilde petrol üretimini sıfırlamak, İran Merkez Bankası’nı yaptırım listesine almak, Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine eklemek gibi nitelikli adımların en caydırıcı yaptırımlar olduğunu da unutmayalım. İran rejiminin üzerindeki baskıyı artıran adımlar sadece bazı kişilerin hesaplarına yönelik değil, üst düzey yaptırımlardır.

Suudi Arabistan çok kısa bir süre içerisinde üretim sorununu çözmeyi başardı. Saldırının ardından petrol arzının ne kadar süre kesileceğinin bilinmemesinden kaynaklanan korkular nedeniyle yaklaşık olarak 6 dolar yükselen petrol fiyatlarının saldırıdan önceki seviyelerine dönmesini sağlayarak dünyayı rahatlattı.

Şimdi hepimizin aklında olan soru şu: Peki, ne yapmalıyız?

Suudi Arabistan sakin ve dengeli bir politika izliyor. Doğrudan hedef alınmış olması bile onu kışkırtmıyor. Orta ve uzun vadede elinde birden fazla seçenek var ve bunları da saldırının hemen ardından Riyad’ın bu konuda alacağı her türlü kararı destekleyip kendisine yardım edeceklerini duyuran büyük ülkelerden dostları ile istişare ediyor.

İran gemilerinin Körfez’de seyrüseferi hedef almaya başlamasından sonra yazdığım yazıda, yaptırımların İran’ın kabusu olduğunu, savaş nedeni sayılacak kışkırtıcı eylemler aracılığıyla bölgede savaş çıkartarak bu kabustan uyanmaya çalıştığını yazmıştım. İran yaptırımların baskısından kurtulmak için bir savaş başlatmak istiyor. Ama bunu Irak gibi kontrolün zayıf olduğu bölgelerden Suudi Arabistan topraklarını hedef alacağı saldırılar aracılığıyla yapmak istiyor. Bu da gerçekleşmesi halinde büyük askeri harcamalara ve süresiz bir güvenlik tehdidine neden olacak ki Tahran’ın yapmaya çalıştığı da tam olarak budur. Bu sayede Trump yönetimine baskı yapmaya ve yaptırımların baskısını azaltacak doğrudan ya da dolaylı yeni müzakereleri başlatmaya çalışıyor.

ABD’nin ise bölgede kilit konumunda iki noktası var: Irak ve Afganistan. Her iki ülkede de ABD’nin başlatmış olduğu ve halen de devam eden bir savaş var. Irak kısmen istikrara kavuşsa da ABD, İran şemsiyesi altında bir Irak’ın güvenli ve istikrarlı olamayacağını çok iyi biliyor.

Masadaki askeri senaryoların ilki İran ile doğrudan bir savaş. Ancak bu senaryo uzak bir ihtimal. Çünkü sonuçları güvenilir değil. İkinci senaryo petrol rafinelerine sınırlı hava saldırıları düzenlemek ki bu hamle de sembolik olmaktan öteye geçemeyecektir. Çünkü rafineriler zaten çalışmıyor. Bunun yanında nükleer araştırma merkezlerine de saldırılar düzenlenebilir ama bu da bir çevre felaketine yol açabileceği için büyük bir dikkatle gerçekleştirilmelidir.

Kısacası bunların hiçbirinin sonuçları kesin ve güvenilir değil. Ayrıca günümüzde savaş stratejileri de değişti. Bugün savaşlar doğrudan çatışmalar şeklinde değil İran’ın yaptığı gibi milis güçler, askeri kollar ve uzantılar aracılığıyla yürütülüyor.

Dediğimiz gibi Suudi Arabistan’ın elinde konunun uzmanlarının belirleyeceği birçok seçenek var. Ancak Suudi Arabistan’ı destekleyen büyük ülkelerin ve özellikle de ABD’nin İran’ın terör eylemlerini tekrarlasa bile kendisine daha acı verici ve sembolik değil doğrudan yaptırımlar uygulamaya devam etmeleri gerektiğinin altını çizmeliyiz. Çünkü İran ile savaşımızı ancak bugün yaşamakta olduğu yavaş ölüm bitirecektir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya