​Trump neden savaşmayıp yalnızca cezalandırıyor?

​Trump neden savaşmayıp yalnızca cezalandırıyor?

Cumartesi, 21 Eylül, 2019 - 15:15
Racih Huri
Lübnanlı yazar
Saudi Aramco’nun Abkayk (Abqaiq) ve Hurays’ta (Khurais) bulunan 2 tesisine düzenlenen terör saldırsını İran’ın düzenlediğini anlamak için uluslararası soruşturmalara gerek yok. Çünkü saldırıda kullanılan Curise füzeleri ile SİHA’lar, doğrudan kendi toprakları ya da çevre ülkelerdeki üslerinden geldi. Husilerin iddia ettikleri gibi bunlar başka bir yerden değil Yemen’den gelmiş olsalar da arkasında İran vardır. Çünkü Husiler de İran’ın askeri kollarından biridir.

Buna rağmen, uluslararası bir soruşturmanın başlatılmış olması çok önemli. Zira bu saldırı, yalnızca Suudi Arabistan’ı ve ABD’yi değil, neredeyse bütün dünyayı ve küresel petrol arzını hedef alarak küresel ekonomik istikrarı tehdit etti. Böyle bir soruşturma, birkaç gün sonra gerçekleşecek olan BM Genel Kurulu toplantılarının da odak noktası olacaktır. Çünkü İran’ın gerilimi arttıran adımları ile yüzleşmek, Husiler aracılığıyla sürekli bir şekilde İran’ın saldırılarına maruz kalan Suudi Arabistan ve Trump’ın göreve gelmesi ile nükleer anlaşmadan çekilip yaptırımları tekrar yürürlüğe sokan ABD’nin sorumluluğu olmaktan çıkıp uluslararası bir sorumluluğa dönüşmüştür.

İran’ın ekonomik olarak boğulmasını engellemek için INSTEX sistemini geliştirmelerine rağmen İran’ın uranyum zenginleştirme sınırını aşmakla tehdit etmeyi sürdürdüğü Avrupalıların ve özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un, İran saldırılarının hedefinde yalnızca Aramco’nun değil, küresel ve özellikle de Avrupa ekonomilerinin olduğunu artık anlamaları gerekir. İran rejiminin uluslararası alanda açık bir şekilde kınanmasının, petrol tankerleri ve Suudi Arabistan havalimanları ile petrol tesislerine düzenlenen saldırılar aracılığıyla küresel petrol arzını tehdit eden sistematik gerilimi tırmandırma politikasını engelleyecek ciddi önlemlerin alınmasının zamanın geldi.

Geçen Cumartesi günü gerçekleşen saldırıya dönecek olursak, füzelerin teorik açıdan Beyaz Saray’daki Oval Ofis’i de hedef aldığını söyleyebiliriz. Çünkü İran rejiminin gözünü bu kadar karartıp böyle bir saldırıyı gerçekleştirmiş olması, ABD yaptırımlarından dolayı boğulmakta olduğunun net bir kanıtıdır. İran rejimi, geçen yılın kasım ayından itibaren artan yaptırımlara karşılık saldırıların dozunu yükseltme denklemini seçmiş görünüyor. Nitekim bu süre içerisinde, İran rejiminin, Husi maskesi altında Suudi Arabistan’ı ve petrol tankerlerini hedef alan saldırılar dizisine ve savaşı başlatmak için ne gibi yollara başvurduğuna tanık olduk. Ancak İran rejiminin, hedef yükselterek Körfez’in petrol akciğeri olan Saudi Aramco’ya ait tesisleri hedef almasının arkasındaki neden, içerideki baskının artmış olmasıdır.

Trump, saldırının ardından pazar günü yaptığı açıklamada; bu saldırının benzersiz, büyük ve ciddi bir saldırı olduğunu, ABD’nin buna çok daha büyük bir saldırı ile karşılık verebileceğini ve bunun onun için kolay olduğunu belirtti. Savunma Bakanı Mark Esper ise, ABD ordusunun bu benzersiz saldırıya karşılık vermek ve İran'ın altını oyduğu kurallara dayalı uluslararası düzeni savunmak için müttefikleri ile çalıştığı açıklamasını yaptı.

Bir sonraki gün ise (Pazartesi) Trump, Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Konseyi üyeleri ile bir araya geldi. Washington Post’un haberine göre Savunma Bakanı Esper toplantıda, sınırlı ve kısıtlı bir karşılık verme önerisinde bulunarak İran'ın altını oyduğu kurallara dayalı uluslararası düzeni savunmak adına  ABD’nin doğrudan karşılık vermek zorunda kalması halinde, doğru ve sağlam bir hukuki gerekçeye sahip olması gerektiğini söylemiş.

Araştırmalar ve kamuoyuna sunulan somut kanıtlara göre, tesisleri hedef alan saldırı kuzeyden geldi. Aynı şekilde CNN kanalı, uydu görüntülerinin füzelerin İran’dan ateşlendiğini gösterdiği bilgisini verirken, NPR sitesi ise Pentagon’a dayandırdığı haberinde, saldırı öncesinde İran’daki üslerde yapılan hazırlıkları gösteren uydu görüntülerinin bulunduğunu nakletti.

BM’nin de katılımı ile uluslararası soruşturma devam ederken, diğer yandan caydırıcı bir uluslararası kararın alınması da gerekiyor. Çünkü Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Savunma Bakanı Esper’e söylediği gibi; İran’ın tehditlerinin hedefinde yalnızca Suudi Arabistan bulunmuyor. Bilakis bu tehditlerin etkileri Ortadoğu ve dünyaya da uzanıyor. Nitekim Başkan Trump’ın da artık eski başkan Barack Obama’nın deftelerini iyi okumaya başladığını söyleyebiliriz.

Neden mi?

New York Times gazetesinin haberine göre; 2012 yılında İsrail, İran’ın nükleer tesislerini vurmaya hazırlanıyormuş ama Barack Obama, müdahalede bulunarak Başbakan Netanyahu’yu yaptırımların savaştan daha etkili olacağına ikna etmiş. Bu yaptırımların sonucunda İran, 2015 yılında nükleer anlaşmayı imzalamayı kabul etti. Ancak Trump göreve geldiğinde ABD’nin tarihindeki en talihsiz anlaşma olarak nitelediği bu anlaşmadan geri çekilerek İran rejimine karşı çok daha sert  yaptırımları hayata geçirdi. O ve Dışişleri Bakanı Pompeo, yaptırımların kaldırılmasını 12 şarta bağladı. Bu şartları yerine getirmeyi reddeden İran ise yaptırımların kaldırılmasını sağlamak için açıkça görüldüğü gibi gerilimi tırmandırmaya başladı.

Hâlihazırda İran ve askeri kollarını hedef alan yaptırımlar kritik bir aşamaya ulaşmış görünüyor. Çünkü Aramco tesislerini hedef alan saldırı arifesinde haber ajansları, işsizlik oranlarının %50’ye yükselmesinin ardından çökmüş ekonomik durumdan bıkan İranlı muhaliflerin, ülkedeki 75 ilde gösteriler düzenleyerek Dini Lider Hamaney’in posterlerini, Devrim Muhafızları ile Basic güçlerine ait karargahları ateşe verdikleri bilgisini geçmişti.

Trump’ın, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Riyad’a ulaştığı çarşamba günü, İran’a karşı yeni yaptırım paketini açıklaması, hiç kimse ile savaşmak istemediği ve bir savaşa bulaşmamayı tercih ettiğini söylemesi, savaşmak yerine cezalandırmayı seçtiğini gösterdi.

Aslında bu stratejinin işaretleri, İran’ın ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğü haziran ayında ortaya çıkmaya başlamıştı. O gün Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın önerdiği saldırı planı, gerçekleşmesinden 10 dakika önce Trump tarafından durdurulmuştu. Bu kararın nedeni iseTrump’ın şu anda daha açık bir şekilde görülen, İran meselesinde yaptırımların kesin bir zafere götüreceği, savaşın ise istenmeyen bir kaosa yol açacağına yönelik inancıydı.

İran’ın petrol tankerlerine düzenlediği saldırılar, ABD’ye ait İHA’yı düşürmesi ve Avrupalıları uranyum zenginleştirme sınırını aşmakla tehdit etmesinin nedenini, bedeli ne olursa olsun ABD ile bir savaş başlatmak olduğunu söylersek aşırıya kaçmış olmayız. Aynı şekilde Başkan Trump’ın da askeri dengeler, yaptırımlar nedeniyle zayıf düşmüş olan İran rejiminin aleyhine olsa da, Hamaney’e kaybetmekte olduğu gücü yeniden kazandıracak savaşı vermemeye kararlı olduğunu söylersek de abartmış olmayız.

ABD’nin hesaplarına göre İran rejimi, sona yaklaştığını ve artık çökmek üzere olduğunu anladığı için Saudi Aramco’yu hedef aldı. Böylece Washington’u kendi yararına olacak askeri bir çatışma ya da savaşa sürükleyebileceğini sürükleyebileceğini düşündü. Bu sayede İran rejimi ilk olarak; İran kamuoyunu yeniden kendi safına çekip ülkenin içinde bulunduğu boğucu ekonomik krizin sorumluluğunu ABD’ye yükleyebilecek, devamında Batı’nın Trump’ı suçlamasına yol açacak bir uluslararası petrol krizi yaratabilecek, İran rejiminin bölgesel ve balistik füze gücünü zayıflatan 12 şartı yerine getirmeden yeni bir nükleer anlaşmaya ulaşabilecekti.

Buna karşılık Trump, bir önceki seçim kampanyasında ABD halkına verdiği en önemli vaadi, yani, askeri müdahaleler ve Ortadoğu’da maliyetli savaşlara girişmeye son verme vaadini unutmadı. Dolayısıyla ikinci kez başkan seçilmek için bir seçim kampanyası yürüttüğü dönemde savaşa sürüklenmek istemeyeceği kesin. İran iseTrump’ı savaşa sokarak seçimleri kaybettirip, Obama’nın imzaladığı nükleer anlaşmanın manevi babalarından birisi olan Demokrat John Biden’in seçimleri kazanmasını sağlamak istiyor.

Ancak İngiltere, Almanya ve Fransa ile birlikte İran’ın saldırılarını önlemek için uluslararası bir formül arayışına girecek Trump’ın, petrol arzını koruyacak uluslararası koalisyonun başında yer alacağı da kesindir. Bu yüzden Riyad, İran’ı köşeye sıkıştırmak için BM’nin de dahil olduğu uluslararası soruşturmaya açıkça odaklanmış bulunuyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya