Buazizi Tunus’a geri dönüyor

Buazizi Tunus’a geri dönüyor

Cumartesi, 21 Eylül, 2019 - 09:15
Tunus’un her şeyde kendine has bir rengi vardır. Bu renkler, parlak giysileri ve eski ile yeni tarihin olaylarının tutuşturduğu zihinleri ile insanların seslerinin takip ettiği hayallere ve eylemlere yol açarlar. İşte birinci tur sonuçları açıklanan, birkaç gün içerisinde de ikinci turu gerçekleştirilecek olan son cumhurbaşkanlığı seçimleri de 2010 yılının aralık ayında Muhammed Buazizi’nin fitilini ateşlediği Yasemin Devrimi’nin çizdiği haritaya ışık tutarak ülkenin önünde yeni bir yol açan bu renklerden biriydi. Bu eski ve yeni haritayı okuyabilmek için ise olayların derinliklerine dalmaya, izlediği açık ve gizli güzergâhı izlemeye gücü yeten gözlere ihtiyaç vardır.

Tunus cumhurbaşkanlığı seçimleri adaylık sürecinde kadın ve erkek 100’e yakın kişi adaylık başvurusunda bulunmuştu. Bu da iktidar ve güç kavramına yönelik yeni bir bakış açısının hakim olduğu ve bu üstün gücün artık belirli bir sınıfın ya da yüksek makam ve mevkileri tekeline almış kişilerin ulaşabileceği bir totem olmaktan çıktığı anlamına geliyor. Aynı zamanda bu, ulusal düzeyde halkın siyasi süreç ile etkileşminin ve 70 yıldan uzun bir süredir devam eden bir yönetimin miras bıraktığı engelleri kaldırmaya yönelik isteğinin yatay bir seyir izlediğine de işaret ediyor.

Nitekim birinci tur sonuçları da uzun yıllardır ülkeyi güvenlik güçleri araclığıyla yöneten ve muhalefeti farklı yollarla bastıran eski devlet başkanı Zeynelabidin bin Ali’yi iktidardan uzaklaştran Yasemin Devrimi’nin amacına ulaşamadığını ve 2010 yılının aralık ayında “Halk istiyor” sloganı ile başlayan halk hareketinin hedeflerini gerçekleştirmekte başarısız olduğunu doğruladı.

Sonuçların açıklanmasının ardından analist ve araştırmacılar bu yaşananları tanımlamada birbirleri ile yarıştılar. Çok sayıda siyasi lideri, partilerden oluşan bir dağı, önemli gerçekleri, hatta yeni kahraman ya da liderlikleri deviren bu sonuçları kimisi tsunami, kimisi de deprem ya da tufan olarak tanımladı. Bunun nedeni; neredeyse 100 kişinin yer aldığı uzun adaylar listesinin elenmesinin ardından geriye kalan ve seçimlerin birinci turuna katılan 24 ismin arasında Tunus siyasetinin ağır toplarının da bulunması. Örneğin; Nida Tunus Partisi’nin önemli isimlerinden olan, daha sonra partiden ayrılarak Yaşasın Tunus Partisi’nin kuran ve hâlihazırda başbakanlık görevini yürüten Yusuf el-Şahid, eski başbakanlar Mehdi Cuma ve Hammadi Cibali, Meclis Başkan Vekili Abdulfettah Moro, Özgür Anayasa Partisi’nin Başkanı Abir Musa ve Tunus solunun önemli isimlerinden Hamma Hammami gibi.

Ancak temsil ettikleri farklı renkler ile bütün bu isimler diskalifiye olurken yarış pistinde yalnızca her birinin birden fazla siyasi ve kişisel özellikleri olan 2 isim kaldı. Bunların ilki; bağımsız, daha önce hiçbir siyasi mevkide görev almamış, finansal gücü ya da kendisini destekleyecek bir medya kuruluşu olmayan ama buna rağmen devlet organlarının kurumsallaştırılması çağrısında bulunan söylemi ile kamuoyunda sesi her zaman duyulan Anayasa Hukuku Profesörü Kays Said.

Muhafazakar bir kişilik olan Said seçim kampanyasında; halkın isteklerini merkeze ulaştıracak seçilmiş yerel meclisler aracılığıyla ülkenin dört bir yanındaki vatandaşların, yönetime ortak olmasını savunuyor. Said, halkın karar alma mekanizmasının merkezinde yer alması ve yetki sahibi olması için anayasa reformu çağrısında bulunan ve “Anayasal popülerizm” şeklinde adlandırabileceğimiz bir söylem benimsedi. Anayasa hukuku profesörü olduğu için cumhurbaşkanının sahip olduğu sınırlı yetkileri çok iyi bilen Said, seçim münazaraları sırasında gerçekleşmeyecek vaatlerde bulunmak yerine anayasanın cumhurbaşkanına verdiği yetkilerin izin verdiği ölçüde vaatlerde bulundu. Ulusal düzeyde tüm alanlarda  kapsamlı bir değişim için devletin yeniden kurumsallaştırılmasına odaklandı.  Arap – İslam kimliğine olan bağlılığını vurgulayarak muhafazakar kişiliğinin diğer yanlarını da öne çıkarmaya çalıştı. Nitekim bütün konuşmalarında, diğer politikacı ve entelektüeller gibi Fransızca kelimeler kullanmaktan kaçınarak, düzgün ve hatasız bir fasih (klasik) Arapçayı kullandı. Kur’an’da hükmü bulunan bir meselede içtihatta bulunulamayacağını söyleyerek, Tunus’ta hakkındaki tartışmaların hala sürdüğü miras konusundaki tavrını ortaya koydu. Yine eşcinselliğin yasallaştırılmasını kesinlikle reddedip, idam cezasına kaldırılmasına karşı çıkarak İslam şeriati ile ilgili tutumunu açık bir şekilde ortaya koydu. Kays Said, seçim kampanyası sırasında Tunus üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalıştığı sırada öğrencileri olan gençlere görev verip; gerek özel, gerekse kamu kuruluşlarından gelen yardımı redderek de halkın sesi olmayı başardı.

Seçimlerin ikinci turuna kalmayı başaran ikinci isim Nebil el-Karavi ise, Kays Said’in temsil ettiği akımın karşı tarafında yer alan özel bir oluşumu temsil ediyor. Yönetici sınıfa bağlı ve merhum Cumhuraşkanı  El-Baci Kaid es-Sibsi’nin destekçilerinden olan el-Karavi, es-Sibsi’nin Nahda Partisi’nin lideri Raşid el-Gannuşi ile Paris’te bir araya gelmesini sağlayarak ikisi arasında siyasi uzlaşı sürecini ortaya çıkaran görüşmenin gerçekleşmesine katkıda bulunmuştu. Aynı şekilde bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde es-Sibsi’yi desteklemek ve farklı siyasi çevreler ile uzun ve geniş savaşlarını yürütmek için kullandığı “Nesma” televizyon kanalı ile ciddi bir medya gücüne de sahip ve Tunus’un en büyük zenginlerinden sayılıyor. Adaylığı sırasında el-Karavi’ye birçok suçlama yönetilmesine ve tutuklanmasına rağmen seçimlerin ikinci turuna kalması doğrusu şu soruyu sormamızı gerektiriyor: el-Karavi her şeye rağmen nasıl halkın desteğini alabildi? Bu sorunun yanıtı; el-Karavi’nin ülkenin her yanında insanlara yakın olması, devletin elinin ulaşmadığı yoksul, hasta ve öğrencilere yardım eli uzatması, yolsuzluk suçlaması ile tutuklanmasının halkın büyük bir bölümünün onu da kendileri gibi bir kurbanı olarak görmelerine yol açmasıdır. Bu da el-Karavi’nin etrafında Kartaca Sarayı’nın yeni sakinin kendileri gibi haksızlığa uğramış biri olmasını isteyen milyonları kapsayan trajik bir halkanın oluşmasına neden oldu.

Peki, seçimlerin ikinci turunun galibi kim olacak? Hem Anayasa Profesörü Kays Said’in hem de işadamı Nebil el-Karavi’nin kendi destekçileri var ama birinci turda elenen adaylara verilen oyların tamamı ya da bir bölümünün de ikinci tura katılacağı ve belirleyici bir rol oynacağı kesindir. Bu oylar, analistlerin tsunami ya da tufan olarak adlandırdıkları, gemilerin rotasını ve seçenekleri değiştiren bu sonuçları yeni açılardan okuyarak seçimini ona göre yapacaktır.

Bu seçimlerde Nahda, sol, liberal ve ulusalcı partiler gibi geleneksel güçlerin yenilgisine tanık olduk. Peki seçimin kazananı kim olacak? İş ve finans dünyasını tanıyan, uluslararası finans kuruluşları ile iş yapan, işsiz gençlere iş fırsatları yaratan, yoksullara yardım eden, ülkeyi dış borçlar bataklığından çıkarması, meclis içerisinde kendisini destekleyecek etkili bir grup oluşturarak güçlü bir cumhurbaşkanı olması umut edilen Nebil el-Karavi mi yoksa anayasa profesörü popülist Kays Said mi?

Son olarak; cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarının bir sonraki genel seçimleri de etkileyeceği kesindir. Aynı şekilde Raşid el-Gannuşi’nin meclis başkanı olmak amacıyla genel seçimlerde aday olacağı ve bunun gerçekleşmesi halinde Tunus’taki parlamenter sistemin doğası gereği karar alma mekanizmasında önemli bir yer elde edeceği de sır değildir. Kendisine eşlik eden bütün olaylar ile Tunus’taki seçimler, Buazizi’nin fitilini ateşlediği ve ancak milyonların “Halk istiyor” sloganının gerçekleşmesi halinde ateşi sönebilecek olan Yasemin Devrimi’nin halkalarından biriydi.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya