İran savaş ilan etti. Peki ya sonra?

İran savaş ilan etti. Peki ya sonra?

Salı, 17 Eylül, 2019 - 07:45
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
Suudi Arabistan’ın petrol üretimini kısmen kesintiye uğratan Aramco tesislerine yönelik saldırının failinin kim olduğunu bilmek için saldırının teknik detaylarını incelemek artık önemli değil.

Saldırıyı gerçekleştiren taraf ve saldırının kaynağı olan coğrafi nokta ne olursa olsun suçlama parmağı, kararlı bir şekilde İran’ı işaret ediyor.

Ama İran, uluslararası medyanın İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile ABD Başkanı Donald Trump arasında muhtemel bir görüşmenin haberleri ile dolu olduğu bir zamanda neden hedeflerini bu kadar büyütüyor?

Hâlbuki İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de 12 ülkeye gerçekleştirdiği Avrupa-Asya turunun sonunda ilgili devlet yetkililerine İran’ın uğradığı haksızlığı ve küresel istikrardaki rolünü açıklamıştı!

Gözlemciler bu soruya farklı cevaplar vermekte. Kimileri bu operasyonun çelişkili belirtiler olmakla birlikte İran ile Washington arasındaki diplomatik açılım sürecini ele geçirmeyi hedeflediğini düşünüyor.

Ruhani, ne olursa olsun, İran için gelişmeyi temin edecekse her görüşmeyi memnuniyetle karşılayacağını belirtmişti. Zarif de aynı şeyi yaptı ancak ikisi de İran basınında muhafazakâr gazetelerce bir medya kampanyası ile yüzleşti. Bu kampanya o dereceye vardı ki Zarif, ihanet ve Ruhani, delilikle itham edildi.

Öte yandan Trump, BM Genel Kurul etkinlikleri münasebetiyle Ruhani ile görüşmeye hazır ve hatta istekli olduğunu dile getirdi. Üstelik İran’a 15 milyar dolarlık Avrupa kredisi limitinin onaylanmasına karar veren Fransız önerisine de göz kırptı, kur yaptı. Bu kredi tutarı, varil başına günlük 58 dolardan günde 700 bin varil olarak hesaplanınca Avrupa’ya bir yıllık satış gelirlerine denk geliyor.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un görevden ayrılışı, buluşma ihtimalini güçlendirmişti. Ancak dün ABD ve İran tarafından yapılan açıklamalar, bu ihtimalin ölüm haberini verdi. ABD Başkanı, kendisinin kayıtsız şartsız bir görüşmeye hazır olduğuna dair haberlerin asparagas olduğunu belirtti.

Hâlbuki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile birlikte ses ve görüntü olarak bu açıklamayı yapan kendisiydi. Bunun ardından İran Dışişleri, ABD’li ve İranlı liderler arasında herhangi bir görüşme ihtimalinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Kimileri de Aramco’ya yönelik saldırının, hedef aldığı tesisleri yerle bir ettiği gibi bu süreci de yıktığı kanaatinde. Bu yoruma itiraz edenler, muhafazakârlar ve reformcular arasındaki rol paylaşım oyununu, İran rejiminin 80’li yıllardan bu yana oynadığı klasik bir oyun olarak görüyor ve İran’ın jeopolitik hesaplarıyla bağlantılı olarak Suudi Arabistan Krallığı ve tüm Körfez bölgesine yönelik saldırganlığın, İran’ın değişmez tavrı olduğunu düşünüyor. Yani bu görüşün sahiplerine göre Suudi Arabistan’a yönelik düşmanlık, İran ile Batı arasındaki ilişkinin gelişmesi veya gerilemesine dair hesaplardan bağımsızdır.

Buna delil olaraksa şu durumu gösteriyorlar: Eski ABD Başkanı Barack Obama, İran’ın çıkarlarına yönelik olumlu yaklaşımın onun bölgesel siyasetinde bir yumuşamayı sonuç vereceğini beklerken İran bunun aksine, nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra bölge ile olan ilişkilerinde daha da sertleşti.

Duruma dair üçüncü değerlendirme, İran ile Amerika arasında bir görüşmenin başından beri İran’ın hesaplarında olmadığına işaret ediyor. Rejimin Batı’daki seslerinden biri sayılan İranlı akademisyen Veli Nasr’a göre İran’ın amacı aslında, Washington’u yaptırımlardan vazgeçirmek için gündem oluşturmaktır.

Bundan doğan dördüncü görüşte ise İran’ın halen, Suudi Arabistan’a yönelik saldırganlığın, savunmaya güç yetiremeyeceği türden tepkilere sebep olmayacağını düşündüğü ifade ediliyor. Buna göre, İran’ın İsrail’e veya onun Irak, Suriye ve Lübnan’da yer alan hedeflerine karşılık vermesi ya da uranyum zenginleştirme oranını, ABD-Avrupa tutumunu birleştirecek ölçüde yükseltme kararı alması durumunda beklenen tepki aynı seviyede olmayacaktır. Böylece İran’a pahalıya mal olacak daha maceralı hedefler yerine Suudi Arabistan hedef alınıyor.

Kabul etmek gerekir ki İran maceracı bir ülke ve rakiplerinden önce müttefiklerine karşı, sadece ulusal güvenlik çıkarlarının sert tanımlarına göre hareket ediyor. Basit oyununun kurallarını şimdiye kadar herkese dayattı.

Eylemlerinin sorumluluğunu reddetme ve meyvelerini toplama gücünü elinde bulundurduğu sürece rakiplerinin, Lübnan, Yemen, Irak, Suriye vd. ülkelerdeki araçları ve çeteleri ile çatışarak oyalanmasını istiyor.

Bu kuralın değiştirilmesi ve İran ile doğrudan çatışılması gerekir. Hem de sadece ekonomi ve yaptırımlar ile Washington’a dayanarak değil.

Doğrudur, ABD askerî saldırıların muhtemel olduğuna dair işaret verdi. Ancak İran ve ABD’nin açıklamalarını takip edenler bilir ki bu ihtimal gerçekleşmeyebilir.

Gerçekleşse bile göstermelik olmaktan öteye geçmeyecektir. Tahran’ın hesaplamalarına göre kendisi, günler sürse bile bu saldırıyı atlatabilir.

Yapılması gereken, oyunun kurallarını, İran’ı bölgenin güvenliği ve istikrarı için tehdit ve düşman olarak gören herkesi içine alan bölgesel bir güvenlik sistemi geliştirerek değiştirmektir.

Kuralların Araplık, Müslümanlık veya başka bir kimlik üzerine inşa edilmemesi, ortak çıkarların net bir tarifine göre ‘İranlı düşman’ için titiz bir tanımlama yapılması gerekir.

Bölgede Humeynici terörle karşı karşıya olan çıkar sahipleri, yetenekleri ve uluslararası sistemdeki konumları bakımından aşağıda değiller.

Sadece böyle bir sistem, ABD’nin şantajcı ilişkisine ve Avrupalı tereddüdün sonuçlarına bir son verebilir. Zira bölgenin güvenliği, içeriden başlar ve bileşenlerinin, bölgenin istikrarı üzerine anlaşmasına dayanır.

Daha da önemlisi İran’ın birinci, ikinci ya da ellinci düşman olduğu konusunda toplumsal bilinci güçlendirmekle işe başlamak ve siyaset, ekonomi, basın ve diplomasi düzleminde bu temele dayalı olarak hareket etmektir.

Kendisi ile çatışmanın sonuçlarından ötürü Tahran’ın yaptıklarına göz yummak ya da ulusal ve Müslüman kamuoyuna yönelik tehditlerine boyun eğmek, Tahran’ın sizi taksit taksit yiyeceği anlamına gelir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya