Dost ve düşman

Dost ve düşman

Perşembe, 12 Eylül, 2019 - 07:00
Farsçada “seven, sevgili, yâr” anlamındaki dost kelimesinden gelen dostluk İslâmî literatürde sadâkat, uhuvvet, meveddet, sohbet gibi değişik kelimelerle ifade edilmiş, ayrıca velî ve refîk kelimeleri başka anlamları yanında “dost” manasında da kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda en çok geçen kelime velidir. [1] Veli tekil ve çoğul olarak (evliya) şekilde 87 ayette yer zikredilir. “Halil” kelimesi de Kur’an-ı Kerîm’de dost anlamında kullanılan kelimelerden biridir.[2]

Farsçada “Başkasına karşı kötü niyet besleyen, kötü kalpli kimse” anlamındaki düşmandan (düşmen) gelen düşmanlık kelimesinin Arapçadaki karşılığı adâvettir. Adâvet sözlükte “zulmetmek, haklılık sınırını aşmak” gibi manalara gelen adv kökünden türetilmiş olup genellikle sadâkatin zıddı olarak kullanılır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de adâvet ve aynı kökten gelen çeşitli fiil ve isimler meveddet, uhuvvet, velî, halîl ve takvâ kelimelerinin karşıtı anlamlar ifade edecek şekilde kullanılmıştır.[3]

Dost ve düşman kelimelerinin anlamlarını kısaca verdikten sonra bu iki kavramın insan hayatında neden önemli olduklarına ve dost ve düşman ayrımında nelere ve kimlere dikkat edilmesi gerektiği hususuna değinmek istiyorum.

Dost ve düşman ayrımı yaparken inanan insanlar açısından bakıldığında Kur’an ve Allah Resul’ünün tercihleri belirleyici ve bağlayıcıdır. Kur’an kime dost kime düşman diyor öncelikle bunun tespitinin yapılması elzemdir. Sonra da bunları neden böyle nitelediğinin sebeplerine bakalım.

Kur’an’a göre dost; Allah, O’nun Resulü, iman edenler[4] bunun yanında Mü’minler birbirlerinin,[5] kâfirler, Yahudiler ve Hristiyanlar birbirlerinin,[6] tağut ve şeytan da kâfirlerin[7] dostu olarak tanımlanır.

Dost olarak belirlenenlerin neden dost edinilmesine gerektiğine baktığımızda görürüz ki, Allah, Elçiler ve iman edenler kendilerini dost edinenleri sever, onlara yardım eder, onları doğru yola iletir ve hak yolculuğunda doğru bir kılavuzluk yaparlar. Zaten dost olandan beklenen budur. İnkarcıların birbirleriyle ve şeytanla olan dostlukları da zahirde bu amaçlar içindir. Fakat gerçekte onlar birbirlerini sadece azabı gerektirecek şeyleri yapmaya sevk ederler. Bu nedenle ahirette bu tür dostluk ilişkisi içinde olanlar öncellikle böyle bir dost edindikleri için pişmanlık duyacak[8] sonra da dost olduklarını zannettikleri kimselerle düşman olacaklardır.[9]

Kur’an’a göre düşman; Allah’a, Meleklerine, Elçilerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olanlar,[10] Şeytan ve yandaşları,[11] Zalimler,[12] Kafirler,[13] Münafıklar[14] ve Allah’ın dışındaki bütün ilahlar.[15]

Düşman olarak tanımlananların neden düşman olarak bilinmesi gerektiğine gelince de şunları ifade etmek mümkün olur: Allah’a elçilerine ve onun meleklerine düşman olan birinin bunlara inanan birini sevmesi zordur. Allah’a düşman olanın Allah’a iman edene de genellikle düşmanlığı kaçınılmazdır.

Münafıkların, mü’minlere düşmanlıklarının temel gerekçelerinden birisi de Hz. Peygamberin yanında yer almalarıydı. Hatta Kur’an, münafıkların bu düşmanlıklarını şu sözleriyle net bir şekilde ifade ettiklerini haber vermektedir:

“Onlar, “Allah Resulü’nün yanında bulunanlara yardım etmeyiniz ki etrafından dağılıp gitsinler” diyenlerdir…” (Münafıkun 63:7).

İşte bu nedenle Münafıklar Kur’an’da “Bunlar düşmanın ta kendisidir”[16] diye tanımlanırlar. Zalimler de zulümlerinden dolayı “düşmanlık” edilmeyi hak ederler.

“Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (Bakara 2:193)

Savaşın emredildiği ayette bile düşmanlık şartının zulme bağlanması dikkat çekicidir.

Temel öğreti, düşman olarak bilinmesi gereken kişinin kimliğinden daha çok niteliklerine ve davranışlarına bakar ve inananlar için şu ilkeyi koyar; “Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin…” (Mücadele 58:22).

İşte bu gerekçe ile Allah’a düşman olanlar kim olurlarsa olsunlar düşman olarak bilinmelidirler.[17]

Kimin dost ve düşman olarak görülmesi gerektiğini gerekçeleriyle kısaca hatırlattıktan sonra kimin dost ve düşman olarak görülmesi gerektiğinin ölçüsünü şöyle ifade edersek herhalde yanılmış olmayız. Dost, Allah’ı ve ahireti hatırlatandır. Düşman ise unutturandır. Dostu ve düşmanı belirlerken çok dikkatli olmak gerekir, zira dost görünüp düşman olan da çoktur. Şair Bâki, bu hususa şu güzel beyitle dikkat çekmiştir:

“Bâtıl hemîşe bâtıl u bîhûdedir velî / Müşkil budur ki sûret-i hakdan zuhûr ede” yani; “Bâtıl her zaman bâtıldır ve faydasızdır amma zor olan odur ki, hep suret-i haktan görünerek ortaya çıkar.”

Alenen düşmanlığını ilan edene karşı tedbir almak kolaydır. Zor olan, dost gibi görünüp düşmanca davrananı tespit etmektir. Bu neden Müslümanlar hem bireysel hem toplumsal hem de siyasal anlamda kimi dost kimi düşman edineceklerine çok dikkat etmek zorundadırlar.

Kur’an’i ölçüleri, hem bireysel, hem toplumsal hem de uluslararası ilişkilerde dikkatte almadığımızda, biz, kuzu görünümlü kurtlarla dostluk kurmaya daha çok devam eder ümmettin kuzularını küresel zalim kurtlara teslim etmeye devam ederiz.

Hala “Ben kimi istersem dost, kimi istersem düşman olarak görürüm” demeye devam edecek miyiz?

Tercih sizin…

[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/dostluk

[2] Bkz: Nisa 4:125, İsra 17:73, Furkan 25:28, Zuhruf 43:67.

[3] https://islamansiklopedisi.org.tr/dusmanlik

[4] Maide 5:56

[5] Enfal 8:72; Tevbe 9:71

[6] Maide 5:51; Enfal 8:73

[7] Bakara 2:257; A’raf 7:27

[8] Furkan 25:28

[9] Zuhruf 43:67.

[10] Bakara 2:98

[11] Bakara 2:168,208; En’am 6:112; Yusuf 12:5

[12] Bakara 2:193

[13] Nisa 4:101

[14] Münafkun 63:4

[15] Şuara 26:77

[16] Münafkun 63:4

[17] Tevbe 9:114; Mümtehine 60:1

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya