Politik takvimin işaretleri

Politik takvimin işaretleri

Çarşamba, 11 Eylül, 2019 - 15:00
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
Büyük devletlerin politikasında değişmeyen şey, son yıllarda merkez sağ ve soldan aşırı sağa doğru bir eğilimin olmasıdır.

Birçok ülkede iktidara gelen ve büyük devletlerin parlamentolarında göz ardı edilmeyecek bir şekilde popülerliğiyle etkili olmaya başlayan bu hareket, iki temel seçenekle yüzleşmeye başladı.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkış tecrübesinde (Brexit) ne olacak?

Başbakan Boris Johnson, başbakanlık görevine devam edecek mi yoksa devam etmeyecek mi?  

Önümüzdeki yıl yapılacak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerinde Başkan Donald Trump’a ne olacak?

ABD ve İngiltere, sadece iki büyük devlet değil, aynı zamanda o ikisi, çağdaş küresel medeniyetin yüksek kuleleridir.

Sağa yönelik dönüşümler, birçok ülkede 2010’larda başlamasına rağmen Brexit ve Trump’ın seçilmesi, dünya düzeninde derin değişimin birer göstergesiydi.

Brezilya’da Bolsonaro’nun ve Hindistan’da Modi’nin iktidara gelişi ve Çin’de Şi’nin ve Rusya’da Putin’in iktidarının devam etmesi ve farklı ülkelerde birçok güçlü adamın iktidarının sürmesi hepsi de Başkan Trump’ın dikkat çekici tweetlerinin ve Brexit’in başı çektiği küresel fotoğrafın detaylarıydı.

Teknoloji sağolsun. Geçen hafta Kahire’deki izleyiciler, İngiltere Avam Kamarası’nın toplantılarını ve genellikle hayranlık uyandıran ritüellerini izleme imkânı buldu.

Fakat bu defa sahne buna şahit olmadı. Eski bir milletvekili ve geleneksel bir fırsatçı olarak Başbakan Boris Johnson, 15 Ekim’e yani 31 Ekim’de anlaşmasız Brexit’i açıklamasına iki haftalık süre kalana kadar parlamento çalışmalarını askıya almaya çalıştı.

Ne olmuştu? Parlamento üyeleri, başbakanın AB’den anlaşmasız ayrılışını engelleyen ve aynı zamanda başbakanın AB’den müzakere süresini Ocak ayına kadar uzatmasını istemesini talep eden kararı oylamaya sundu. Bu karar, üç defa kabul edildi.

Karar, ancak Muhafazakâr Parti’nin, İşçi Partisi’nin, Özgür Demokratlar Partisi’nin ve diğer partilerin ittifakıyla kabul edilebilirdi. Bu karara karşı bir şey yapamayan Johnson, sorunları çözüme kavuşturmak için yeni seçim önerisi ortaya attı. İşçi Partisi lideri, ilk önce yeni kararın Lortlar Kamarası’na gitmesini ısrar ederek bu öneriyi reddetti. Zira bu karar konusunda 92 çekimser muhafazakâr üye bulunuyor. Şimdi ne oldu? Köklü İngiliz demokrasisi, karar alma yetisini kaybetti. İki ana parti, erteleme ve AB’den ayrılma ya da ayrılmamayla ilgili karar almama sürecini uzatan bir dizi çekişmelere girdi. Ki bu süreç, eski Başbakan David Cameron’un halk oylaması yapmaya karar verdiği zaman başlamıştı.

İngiltere’deki temsili demokraside bu senaryo, demokrasinin dayanaklarından sayılmıyor. Temsili demokraside iki ana partinin ve politikacıların bu önemli stratejik kararda uzlaşabilecekleri tahmin ediliyor. Uzlaşma olmazsa iki taraf da eski geleneklere bağlı kalmaya çalışacak. Fakat gelenekler, bir tiyatroya dönüştü.

Öyle ki herkes, bu tiyatronun sonunda iki sevgilinin evlenemeyeceğini ya da kahramanın ölmeyeceğini biliyor. Böyle bir şey, İngiltere’de olduğu zaman bu, en karmaşık meseleleri halka götüren demokratik takvimin işaretlerinden olmuş oluyor.

Atlas Okyanusu’nun karşı tarafında kahramanı Boris Johnson değil de Donald Trump olan demokrasi saatinin başka bir işareti vardı. Birçok insan gibi Trump da İngiliz Avam Kamarası’ndaki gelişmeleri canlı olarak takip etti.

Trump, Boris Johnson’un Londra’da sahip olduğu kararlılık ve güç konusunda memnuniyetini zaman zaman dile getiren açıklamalar yapmaya ve tweet atmaya özen gösterdi.

Aslında ABD’nin güneydoğu sahilini tehdit eden Dorian Kasırgası’yla ilgili haberler, Başkan Trump’ın ve Beyaz Saray’ın dikkatini çekmede başarılı olmadı.

Artık bunun Birleşik Krallık ve ABD arasındaki tarihi ve kutsal ittifakla bir ilgisi yoktur. Aksine bu durum, güçlü ve katı hareket içerisindeki ittifakla ilgilidir. ABD’de bu hareket, Avam Kamarası’nda olduğu gibi Kongre oturumlarında kendisini ifade etmiyor. Aksine bu hareket, kendisini silah gücüyle ifade ediyor. En sonuncusu da bir ay içerisinde beyaz ırkçıların iki terör saldırısına şahit olan Teksas eyaletinde gerçekleşti.

Öyle ki ABD’de herkes, devlet başkanının yaptığı çağrıların doğrudan bir sonucu olarak bu saldırıların arttığı konusunda hemfikir.  Böyle bir şey ABD’de olduğu zaman bu, başka bir saatin işaretidir. Çünkü Avam Kamarası’ndaki başarısızlığına rağmen Boris Johnson, durumların seçimle sonuçlanacağına ve İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’nin zayıf kişiliğinden ve zayıf gücünden dolayı bu seçimleri kazanabileceğine güveniyor. Aynı şekilde Trump da gelecek yılki seçimlerde başarılı olacağına inanıyor. Trump, bu konuda Demokrat Parti’deki bir grup demokratın kendisiyle rekabet etme gücünün olmadığına güveniyor. Bunun sebebi ise ya Demokrat parti yönetiminin Bernie Sanders, Elizabeth Warren ve Kamala Harris’in temsil ettiği sola güçlü bir şekilde eğilim göstermesidir. Ya da Demokrat parti yönetiminin Pete Buttigieg veya Joe Biden gibilerin bildiği merkezde kalmasıdır. Biden, Kongre’deki eski görevinden ve Başkan Barack Obama’nın yardımcısı olduğundan dolayı tanınan birisidir. Ancak Biden, hafızasını kaybetmeden ya da durumları birbirine karıştırmadan dakikalarca konuşamaz. Trump için şartlar elverişli. Cumhuriyet Parti içerisinde Trump’ın rakibi yok. Ayrıca skandallarına ya da vergi ve ticari projelerle ilgili her şeyi göz ardı etmesine rağmen Trump, fanatik bir tabana sahip. Tabanı, Trump’ı kör bir şekilde desteklemeye devam ediyor. Diğer yandan aday belirleme konusunda Demokrat Parti’yi şiddetli bir çekişme bekliyor. Aday belirleme işi bitince aday, çok miktarda seçim parası harcamış ve 50 eyalette gerçekleştirilecek hazırlık seçimleriyle bitkin düşmüş olacak.

Normal ve geçmiş zamanlarda tüm bunlar, sıradan bir durumdu. İngiltere’de olduğu gibi iki büyük parti arasında fikir teması ve genel politikalarda küçümsenmeyecek derecede bir uyum var. Çekişme ve uyum geleneklerine herkes saygı gösteriyor.

Tüm bunlar, Londra ve Washington’da mevcut değildi. İngiltere ve ABD’ye ya da dünyaya rehberlik edecek deniz fenerleri yoktu.

Boris Johnson, kazanırsa ve İngiltere, AB’den ayrılırsa ve ABD de dünyadan çıkarsa bildiğimiz üzere yeryüzü, yeniden eskisi gibi olmayacak.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya