Dördüncü değil birinci güç

Dördüncü değil birinci güç

Pazar, 8 Eylül, 2019 - 09:15
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
Medya, toplumda dördüncü güç olarak sınıflandırılıyor. Bize göre bu sınıflandırma, eskide kalmış bir sınıflandırma olup özel bir araştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu araştırmanın amacı ise söz konusu sınıflandırmayı gözden geçirmek, başka bir alana yerleştirmek ve aynı toplum içerisindeki güçler içerisinde sıralamasını incelemektir.

Yazılı, özellikle de işitsel ve görsel medya, otoritesini daha güçlü kılan ve toplumdaki etkisini daha önemli hale getiren büyük dönüşümlere tanık oldu. Buna rağmen medya, dördüncü güç olarak sınıflandırılmaya devam etti. Bu, çok önemli bir meseledir. Çünkü medyanın dördüncü güç sayılması, güçlerin yapısındaki özel dönüşümlerin ve güçler arasındaki ilişkilerde meydana gelen değişimlerin fark edilmediğini gösteriyor.

Biz, burada medyanın uluslararası boyutu ve dünyadaki medya olgusuyla ilgilenmiyoruz. Aksine bizi burada ilgilendiren, Müslüman Arap dünyasındaki medyadır. Öyle ki bazı ciddi denemeleri ayrı tutarsak, medyanın Arap ülkelerinde zayıf bir nokta olarak kaldığı aşikârdır.

Ayrıca bu zafiyet, devrimlere tanık olan ülkelerde daha çok ortaya çıkıyor ve bunu teyit ediyoruz. Çünkü siyaset ve medya alanındaki yeni yasaların özgür bir ortam sağladığını gözlemliyoruz. Fakat medyanın zayıflığı, bu özgür ortamı tehdit ediyor.

Tabi burada biz, ideal mantık olarak medyadan bahsetmiyoruz. Her şeyden önce medya kuruluşlarının, devam edebilmesi için harcamalara ve kâra ihtiyaç duyan ekonomik kuruluşlar olduğunun tam olarak farkındayız. Ancak aynı zamanda medya kuruluşları, kamuoyu oluşturan kurumları da temsil ediyor. Bu da medya kuruluşlarının sembol, fikir ve anlam üreten ve bunları dağıtan kuruluşlar olduğunu gösteriyor.

Sosyal güçler listesinde medyadan önce gelen güçler, yürütme, yasama ve yargıdır. Ayrıca bu güçler, toplumun tamamı oluyor. Bu temel alanların otoritesine ve bu alanlardaki kurumsal güce dayanmadan herhangi bir toplumu geliştirmek ve siyasi, sosyal ve hukuki kalkınmayı gerçekleştirmek mümkün değildir. Örneğin;  bir ülkede yargı bağımsız değilse o ülkede kalkınma süreci, sahte ve hayalidir.

Şimdi de medya sorununa gelelim. Neden medyanın özellikle ülkelerimizde birinci güç olması gerektiğini düşünüyoruz?

Medyayı dördüncü güç olarak sınıflandıran toplumlar, yürütme, parlamento ve yargı kurumlarına odaklanmayı başarmış, bu uğurda uzun bir yol kat etmiş ve güçler ayrılığını gerçekleştirmiş toplumlardır. Sadece sivil toplumun uyanışına ihtiyaç duyulmaktadır. Bazı ihlaller meydana gelse bile bu ihlaller, bireysel ve geçici olup kurumlardaki kırılganlığa ve bu güçleri inşa etmedeki zayıflığa bir delil değildir. Buradan hareketle güçler ayrılığı meselesini çözmüş toplumlarda medyayı dördüncü güç olarak sınıflandırmak mümkündür.

Müslüman Arap dünyasındaki sorunumuz, çok farklıdır. Çünkü güçler ayrılığı mücadelesi, halen başlangıç seviyesinde. Başarı, halen zayıf ve hızlı bir şekilde altüst olabilir. Bundan dolayı ülkelerimiz için çözüm, olumlu anlamda ciddi, profesyonel ve etkin medyanın var olmasında yatmaktadır. Medyanın müspetliği ise, güçler ayrılığı mücadelesine bilinçli bir şekilde katılmak ve çeşitli ülkelerde devrimlerin ve reform projelerinin gerçekleştirdiği başarıları muhafaza etmektir.

Medya, zayıf olursa, hegemonyaya ve nüfuza bağlı kalırsa bu durum, üç gücün (yürütme, yasama ve yargı) zayıflamasına neden olacaktır. Aynı zamanda bu durum, üç gücün başarıyı garantilemesini, yeniden yapılanmayı, demokrasinin emellerine uyum sağlamayı, güçler ayrılığını, adaleti ve yurttaşlığı engelleyecektir.

Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde medyanın görevi, gelişmiş ülkelerden daha zordur. Çünkü açıkçası gelişmiş ülkelerde medya, rasyonellik ve özgürlük alanındaki kazanımların bekçisidir. Ülkelerimizde ise medya, güçler ayrılığı mücadelesinin garantörü ve başarının koruyucusudur. Aynı zamanda ülkelerimizdeki medya, ciddiyetin, farkındalığın, tarafsızlığın ve profesyonelliğin arttığı ve basının altüst olmayacağı noktasında umut vaat edicidir.

Medya, gizli işbirliği yaparsa, buna izin verirse, değişim ve gelişim girişimlerine saldırırsa, gelişmekte olan demokrasiyi ve özgürlüğü yok eder.

Yine sorun şu ki birçok medya kuruluşu, ‘buzz’ medyasına girerek, gazetecinin iyi eğitilmesi şartını kenara itti. Sonuç olarak analiz yapma, anlama, sorulması gereken soruları sorma, ele alınması ve düzeltilmesi gereken sorunları ortaya atma becerilerinden uzak gazetecilerin olduğu bir basın ortaya çıktı. Böyle bir ortamda etkili bir düşünceye ve bilgiye sahip olmayan basınla gerçek ve sağlam temellere sahip bir demokrasi tecrübesi inşa edilebilir mi?

Genellikle politik geri kalmışlıktan, yargı yolsuzluğundan ve parlamentoların zayıflığından bahsediyoruz. Ancak medyanın bugün toplumlarımızda birinci güç olması gerektiğini ihmal ediyoruz. Çünkü medya, üç gücü (yürütme, yasama ve yargı) gelişmeye ve aralarındaki ayrılığa saygı göstermeye teşvik edecek bir lokomotiftir. Bunun için biz, gerçekten medya alanında bir devrime ve toplumsal değişim sürecinde etkin ve profesyonel gazetecilere ihtiyaç duyuyoruz. Tüm güçler, medyaya bağlı. Aynı zamanda medya ve çalışanları, gelişmenin ya da gerilemenin kendisi olabilir. Medya, zayıf olursa ve birilerinin ajandalarına hizmet ederse, basını ihmal eden reform hareketlerini ve devrimleri yok eder.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya