Lübnan-İsrail sınırındaki gelişmelerle dikkatler başka tarafa mı çevrilmek isteniyor?

Lübnan-İsrail sınırındaki gelişmelerle dikkatler başka tarafa mı çevrilmek isteniyor?

Pazar, 8 Eylül, 2019 - 07:15
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah (Reuters)
Londra/Şarku’l Avsat
*Huda Rauf

Hizbullah ve İran ilişkisinin önemi, iki taraf arasındaki ilişkinin ideolojik yakınlığın ötesine geçerek, İran’ın devrimi ihraç etme ilkesini başarılı bir biçimde uyguladığı bir Hizbullah modeli ortaya çıkarmasından kaynaklanmaktadır.

İran, bu modeli, içişlerine müdahale ettiği ülkelerdeki devletsiz aktörlerle ilişkisinde kopyalamak istedi ve bu aktörleri dış politika hedeflerini gerçekleştirme aracı olarak kullandı.

Bu ilişkiler, devletsiz aktörlere, bulunduğu ülkedeki mevcut devlete eşit veya onun üstünde bir rol kazandırmasıyla sonuçlandı.

İran’ın Hizbullah ile yakın ilişkisi, Tahran yanlısı Dava Partisi'nden Lübnanlı Şii din adamları aracılığıyla başladı. Bunların birçoğu İran’ın ilk rehberi Ayetullah Ruhullah Humeyni’den ders aldı ve 1985’te Hizbullah adıyla bölgede örgütlenmeye başladı. Akabinde İran Devrim Muhafızları güçleri, örgütün askeri kanadını geliştirmek amacıyla Lübnan’a gönderildi. Hami-müvekkil zemininde kurulan İran ve Hizbullah arasındaki ilişkiler, zamanla bir çeşit dayanışma ilişkisine evirildi.

İran’ın Lübnan ile siyasi ve kültürel ilişkilerine rağmen Lübnan’a olan büyük ilgisi, İsrail tehdidinin yanı sıra Hizbullah’ın ülke içinde ne kadar etkili olduğuyla ilişkiliydi. Hizbullah’ın rolü, bölgeyi sarsan Arap halk protestoları öncesinde İsrail tehdidine yönelikti. Ancak 2011’den bu yana bölgedeki kargaşayla birlikte, bu rol İran’ın bölgesel politikasının uygulanmasında büyük bir araç haline geldi.

İki taraf arasındaki ilişkilerde ideolojik faktörün yanı sıra bir de stratejik çıkarlar bulunuyor. İki taraf da bu çıkarları koruma konusundaki ittifakını sürdürmeye istekli. Bu çıkar, Hizbullah’ın İsrail tehdidi başta olmak üzere güç dengelerini korumaya yardımcı olması şeklinde ifade edilebilir. Hizbullah, Batı’dan İran’a yapılabilecek her türlü askeri saldırı karşısında caydırıcı bir araç görevi üstlendi. Bu nedenle Hizbullah, 2005-2010 yılları arasında İran’ın nükleer tesislerine yönelik muhtemel bir askeri bir saldırı karşısında caydırıcı bir işlev gördü.

Hizbullah, aynı zamanda İran’ın bölge ülkelerinde vekalet güçlerini görevlendirme yoluyla izlediği ‘ileri savunma’ stratejisini uygulanmasında kilit rol üstlendi. İran Devrim Muhafızları’nın yanı sıra Hizbullah da Yemen ve Irak’taki milislerin ve silahlı grupların örgütlenmesinde ve bunlara yönelik silah sevkiyatında rol aldı. Aynı şekilde Suriye’de de rejimin kalması için destek rolü oynadı.

Öte yandan İran ise Hizbullah’ın bir yandan Lübnanlı siyasi partilere karşı bir güç dengesi olmasına ve 2006 Lübnan savaşından bu yana İsrail’e karşı caydırıcılığını sürdürmesine katkıda bulunan askeri, finansal ve medya desteğiyle örgüte karşı sponsorluk görevini yerine getirdi.

Siyasi düzeyde halihazırda Hizbullah, Lübnan içerisinde karar alma ve yönetimin belirlenmesi süreçlerinde kilit rol oynuyor. İran'ın bölgesel politikasıyla olan ilişkisinin doğal bir sonucu olarak Hizbullah’ın Suriye'de Esed rejimini aktif bir şekilde desteklemesi, Lübnan içinde ve dışında yüksek sesle eleştiriliyor. Hizbullah’ın Suriye’deki savaşa destek için bölgede konuşlandırdığı unsurların sayısının 4 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.

İran’ın Hizbullah’ı kullanmadaki başarısının en önemli kanıtı, İsrail ve Hizbullah arasındaki savaş ile İran’ın nükleer programı hakkında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2006’da aldığı 1696 sayılı kararına karşı çıkma yönündeki arayışlarının aynı döneme denk gelmesidir.

BMGK, 2006’da yayınladığı 1696 sayılı kararla İran’a 1 ay süre vererek, tüm nükleer faaliyetlerini durdurmasını istedi.

Kararda şu ifadelere yer verildi;

“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran’dan daha fazla gecikmeden BM Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yöneticiler Kurulu’nun öngördüğü adımları atmasını ve İran’ın nükleer programının barışçıl olduğu yönünde güven vermesini istemektedir. Bu, bu konuda oluşmuş soru işaretlerinin ortadan kaldırılması açısından çok önemlidir. Tüm tesislerin bütünüyle askıya alınması ve İran’ın Ajans Yöneticiler Kurulunca öngörülen şartlar çerçevesinde işbirliği yapması, İran’ın nükleer faaliyetlerinin barışçı olduğu yönündeki diplomatik müzakerelere yardımcı olacaktır.”

Birçok analist, İran’ın nükleer tesisleriyle ilgili bu karara karşı çıkma yönündeki arayışları sırasında patlak veren 2006 Hizbullah-İsrail savaşının Tahran’ın telkinleriyle gerçekleştiğini savunuyor. Nitekim o dönem bütün dikkatler, İran’ın nükleer tesislerinden iki taraf arasında yaşanan savaşa çevrilmişti.

Aynı senaryo, geçtiğimiz günlerde İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah mevzilerini hedef alması ve Hizbullah’ın buna karşılık vermesiyle tekrarlandı. Hizbullah’ın bu ayın başında İsrail'in Lübnan sınırındaki Avivim bölgesinde İsrail'e ait askeri aracı vurması, Hasan Nasrallah’ın doğrudan karşılık verme konusundaki açıklamaları göz önüne alındığında, beklenen bir gelişmeydi.

Fakat işin özü, Hasan Nasrallah, ABD yaptırımlarının kaldırılmasını isteyen İran üzerindeki baskıyı artırmamak için İsrail’e karşı kapsamlı bir savaşla ilgilenmiyor.

Lübnan Hizbullahı’nın bu kez verdiği karşılığın, Suriye savaşından önce olduğu gibi Arap ülkelerinin ilgisini çektiği söylenemez. Başka bir deyişle, İsrail’le mücadelede Arap davasının zaferi ve direnişinin yerine mezhepsel söylemi yerleştiren İran eliyle zihniyeti değiştirilen Hizbullah’ın verdiği karşılık, İsrail’e karşı direniş bağlamında ele alınmadı.

*Independent Arabia'da yayınlanan makale

Editörün Seçimi

Multimedya