Müslümanlara ne oluyor?

Müslümanlara ne oluyor?

Çarşamba, 4 Eylül, 2019 - 12:00
Rivayetlerde belirtildiği gibi bugün İslam “eline alanı yakan bir kor” haline gelmiş. Yine rivayetlerde “Bu din ilmek ilmek çözülecek; ilk çözülen ilmek devlet, en son çözülen ilmek namaz” deniyor. İslam aleminin dört bir yanı dehşetli bir ateşin içinde cayır cayır yanıyor. Daha altlarda ise eşine rastlanmadık, iğrenç bir sapıklık bünyeyi kemiriyor. Tutunacak dalı, sarılacak umudu kalmayan, tutunacak dalı, sarılacak umudu alev topuna dönmüş olan insanlar kendilerini ölüm denizlerinin serin sularına atıyorlar. İslam’ın imajını lekelemeye dönük bir komplo ile karşı karşıya olduğumuz muhakkak. İşe önce devleti ortadan kaldırmakla başladı bu komplo. Süreç bugünkü gibi dinin direği mesabesindeki namaz ilmeğinin de çözülmesi noktasına gelip dayandı. Devlet denge demektir. Devletsizlik yüzünden Müslümanların dengesi bozuldu.  Kuvvetler arası denge de diyebiliriz.

İslam dini çerçevesinde kelam akıl kuvvetini, fıkıh öfke kuvvetini ve tasavvuf şehvet kuvvetini temsil ediyor. Öfke yani fıkıh insana zarar veren şeyleri savma amacına, şehvet de insana fayda veren şeyleri alma amacına yöneliktir. Bu iki son kuvvetin varoluş yasasına göre çalışması için akıl gücünün kontrolü şarttır. Aksi takdirde kurallar manzumesi olan fıkıh akıl almaz bir işkence sistemine, irfan ve sevgi manzumesi olan tasavvuf da en iğrenç nefsani sapıklıkların işlendiği bir çürümüşlük düzenine dönüşür. Devlet ilmeğini kaptırmayan İslam bu kuvvetlerin dengeli, ahlak normları içinde hareket ettiği tevhidi sistemin adıdır.

Genel adıyla Şeriat, daha dar anlamda fıkıh İslam’ın insan ve toplum davranışlarına ilişkin vazettiği, müçtehid denilen yetkin alimlerin sistemleştirdiği kurallardan ibarettir. Yönetimle ilgilidir. Doğal olarak sertlik, katılık ve tavizsizlik içerir. Milyonlarca insanın meydana getirdiği bir ümmeti yönetiyorsanız böyle davranmak zorundasınız. Bu yüzden yönetim bağlamında “Allah’ın hükmünü icra ederken acımanız tutmasın” buyrulmuştur. Tabiatı gereği yönetim makamında olan kişinin şeriatın kurallarını kararlılıkla uygulaması anlamındadır bu buyruk. Ama öte taraftan “Yerdekilere merhamet edin ki gökteki de size merhamet etsin” buyruğu var. Bu da yöneticilere yönelik bir uyarıdır ve kuralları uygularken kararlı olma ile kuralları adalet ve merhamet ilkeleri çerçevesinde uygulama arasında bir dengenin zorunluluğuna işaret edilmektedir. Bu iki buyruk İslam dininin pratiğe yansıyan uygulamasının genel karakteridir ve İslami yönetimi diğer tüm yönetim şekillerinden ayırmaktadır. İslam dini ne salt sevgi ve merhamet ne de sırf kural ve şiddet ile hareket eder, ikisi arasında bir denge gözetir.

Bu bakımdan daha önce Allah tarafından gönderilen zamanla da tahrif edilip amacından saptırılan Yahudilikten ve Hristiyanlıktan ayrılır. Tahrif edilmiş şekliyle Yahudilik merhametten yoksun katı kurallar manzumesi olarak belirginleşirken Hristiyanlık da kurallardan eser kalmamış bir sevgi ve acıma söylemi ile tebarüz etmiştir. Aslında Hristiyanlık katı bir kurallar manzumesine dönüştürülen Yahudiliğe irfani boyut katarak düzen ve merhamet dengesini yeniden kazandırmak için gönderilmişti ama Yahudi din adamlarının direnci bunu engelledi ve Hristiyanlık da şeriat sisteminden yoksun bir sınırsız nefsani zevk için mümbit bir zemine dönüştü. O yüzden dini anlamda acımasızlık, şiddet genelde Yahudilikte buna karşılık şehevi sapkınlık ve adeta sınırsızlık da Hristiyanlığın etkin olduğu ortamlarda belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır.

İnsanların uğraştıkları mesleklerin, din ve mezheplerin ön planda tuttukları ilkelerin bireylerin ve toplumların karakterleri üzerinde inkar edilemez bir etkisi vardır. Dolayısıyla Yahudilerin şiddet eğilimli, Hristiyanların da zevkusefa eğilimli olmaları birlikte olması gereken kararlılık ile merhamet ilkelerini ayırarak her birinin bunlardan birini yol edinmelerinden kaynaklanmaktadır. En korkunç şiddet ve işkence sistemlerinin Yahudiliğin etkin olduğu yerlerde (bugünkü İsrail mesela) en rafine, en detaylı zevk örneklerinin Hristyanların egemen olduğu ortamlarda (her şeye zevk ve haz gözüyle bakan batı medeniyeti örneğin) ortaya çıkması boşuna değildir.

İslam geleneğinde irfan ve fıkhın birbirlerini besleyecek bir düzenin kurulması bunu engellemiştir. Yine de bu iki ekolün iç ve dış sebeplerle ayrıştıkları, birbirlerine cephe aldıkları bugünküne benzer dönemler olmuştur. O dönemlerde ve günümüzde görülmüştür ki irfan damarı kesilen fıkıh Yahudi bir karaktere bürünerek acımasız bir şiddet mekanizmasına dönüşmüştür, geçmişte haricilik, günümüzde el-Kaidesinden, İŞİD’ine, Taliban’ına kadar İslam alemini şiddete boğan, kasıp kavuran gruplar gibi. Aynı şekilde şeriatla bağını koparan tasavvuf da Hristiyani bir kimliğe bürünerek geçmişte ve günümüzde olduğu gibi tam bir nefsani tefessüh girdabına dönüşmüştür, geçmişin haşhaşileri ve günümüzün akıl almaz sapkınlıklarına bulaşan tarikatları gibi. Çünkü fıkıh irfansız kalınca Yahudi karakterli bir şiddet ve dehşet sistemine, tasavvuf da şeriatsız kalınca Hristiyan karakterli nefsani zevk manzumesine dönüşür. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya