İslam’ın aydınlatıcı fikirlerini yaymak

İslam’ın aydınlatıcı fikirlerini yaymak

Cumartesi, 31 Ağustos, 2019 - 11:30
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
Fi Zilal’il Kur’an eserinin sahibi şair, edebiyatçı ve teorisyen Seyyid Kutub İbrahim Hüseyin eş-Şazili’nin idam edilmesinin üzerinden 50 yıldan fazla bir süre geçti. Seyyid Kutup, İslami gruplar içerisinde en etkili şahsiyetlerden biri sayılmaktadır. Aynı zamanda Kutub, cemaatin özel örgütünün kurucusu ve şu sözün de sahibidir: “İnsanlığı kurtuluşa götüren İslami bir öncü olmalıdır.” Ancak Seyyid Kutub’un tasavvur ettiği ve çağırdığı “kurtuluş” nedir ve Kutub, bu kurtuluşu nasıl gerçekleştirecek? Bu sorular, hızlı bir şekilde tehlikeli bir tekfir yöntemini gün yüzüne çıkarttı.

Seyyid Kutub, sabotaj girişimleri nedeniyle 29 Ağustos 1966 Pazartesi sabahı idam edildi. Nitekim Mısır’da yönetim sistemini değiştirmek için Müslüman Kardeşlere (İhvan) bağlı gizli bir silahlı örgüt oluşturmalarının ardından el-Kanatir’e saldırı düzenlendi, elektrik ve su istasyonları imha edildi.

Seyyid Kutub, düşüncelerinde bazen Arap edebiyatının duayeni Taha Hüseyin’i bazen de Abbas Mahmud el-Akkad’ı taklit etmeye çalıştı. Tüm bunlar, yazdıklarında yetenek ve yaratıcılık bulunmamasından dolayı sınırlı bir edebiyat üretimine sahip bir edebiyatçının başarısız girişimleriydi. Kutub’un girişimleri, taklitten ve kopyadan öteye gitmedi. Hasan el-Benna’nın tanımladığı gibi Kutub, sadece şöhreti arayan bir kimseydi.

Seyyid Kutub, yazdığı birçok eserde özellikle de Fi Zilal’il Kur’an’da, İslam’ın kurallarına aykırı hareket etmesine rağmen kendi cemaati, onu “şehit edebiyatçı” olarak isimlendiriyor. Öyle ki Kutub, doğru bir şekilde açıklama yapabilmek için fıkıh usulüne aşina olmadan Fi Zilal’il Kur’an eserinde Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmeye çalıştı. Bu da Kutub’u metinden anladığını yazan bir edebiyatçıya dönüştürdü.

Seyyid Kutub’un teokratik bir devlet inşa etme girişimleri, onu eski gazeteci Ebu’l A’lâ el-Mevdudi’nin yaydığı ve dile getirdiği düşüncelere bağımlı hale getirdi. Öyle ki Mevdudi, tekfircilerin kaynağına dönüşen Lahor’da İslam cemaatini kurmasının ardından, Pakistan’da radikal grupların bir teorisyeni haline geldi.

Seyyid Kutub’daki yanlış anlama, düşüncelerinde eksen kaymasına ve büyük edebiyat hayali çerçevesinde düşüncelerinden uzaklaşmasına yol açtı. Öyle ki bu düşüncelerin hepsi de kendi fikri değildir. Örneğin hâkimiyet meselesi. Kutub, bu meseleyi “hâkimiyet” teriminin mucidi Pakistanlı Şeyh Mevdudi’den aldı. Mevdudi, toplumları tekfir etmek için cahiliye kavramını bir hüküm olarak kullandı. Seyyid Kutub’un ideolojisi ile Ebu’l A’lâ el-Mevdudi’nin ideolojisi arasındaki fark nedir? Sorunun cevabı şudur: Biri, diğerinin kopyasıdır, ayna karşındaki yüzüdür ya da beden ve gölge gibidir.  

Seyyid Kutub, taraftarlarını Müslüman camilerine teşvik etti. Kutub, Fi Zilal’il Kur’an eserinin 1816’ıncı sayfasında geçtiği gibi “Cahiliye mabetlerini terk edip Müslümanların evlerini cami edinmek, cahil toplumdan uzaklaşma hissi verir” dedi. Tekfiri cemaatler, bunu camileri bırakıp evlerde inzivaya çekilmeye yönelik bir fetva olarak aldı. Hatta bu şekilde camiler, Kutubcu tekfirciler için meşru bir hedefe dönüştü.

Seyyid Kutub, Fi Zilal’il Kur’an eserinin 1057’inci sayfasında Müslüman toplumunun varlığını inkâr eden aşırı ve asi bir tutum izledi. Kutub, “Zaman, bu dinin ‘Lailaheillallah’ düsturuyla geldiği gündeki durumuna döndü. İnsanlar, yeniden kula kulluk etmeye başladı” diyor. Bunu Kutub’un genel tekfircilik projesinin dışında açıklamak mümkün değildir. Seyyid Kutub’un aşırılıklarını savunanların iddia ettiği gibi bu, dairenin dışına çıkan toplumları tanımlamaya yönelik bir durum değildir.

Sadece güvenlik alanında bu tehlikeli düşüncelerle mücadele etmek yeterli değildir. Aksine metotları gözden geçirip ayıklamaya ve İslam’ın tekfirci değil, gerçek yüzünü ve aydınlatıcı fikirlerini yaymaya gerçekten çok ihtiyaç var. Öyle ki Kutup ve taraftarları, İslam’ı tekfircilikle ilişkilendirmeye çalıştı. Oysa İslam, tekfircilikten uzaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya