Macron’un yeni dünya düzeni

Macron’un yeni dünya düzeni

Cumartesi, 31 Ağustos, 2019 - 08:30
İmil Emin
Mısırlı yazar
ABD, 1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sonunda dünyaya egemen olduğu zaman Başkan Baba Bush, tek kutuplu yeni bir dünya düzeninin ortaya çıktığını duyurdu. ABD imparatorluk tecrübesi, Roma İmparatorluğu’ndan daha sağlam ve daha güçlü olmasına rağmen dünya kaynaklarını 20 yıl elinde tutabildi. Oysa insanlık, Roma İmparatorluğu’na yüzyıllardır bağlı kaldı.

21’inci yüzyılın ilk 10 yılında birçokları şu soruyu sordu: ABD’nin hegemonya çağı sona erip klasik jeo-stratejik haritadan farklı diğer uluslararası kutupların ortaya çıkış zamanı mı geldi?

Gerçeklerle ilgili görüşler çoğaldı, özellikle de ABD içerisinde tepkiler farklılaştı. Amerikan dış politikasının en önemli teorisyenlerinden biri olan Richard Haass, 2008 yılında meşhur Foreign Policy dergisinde; “Biz, tek kutuplu değil de çok kutuplu bir dünyaya doğru gidiyoruz” ifadelerini kullandı.

Dünyanın gerçekten değiştiği açık ve netti. Fakat Batı merkezli medeniyet çevrelerinden hiç kimse, Batı’nın dünya üzerindeki hegemonyasının sona erip farklı bir uluslararası dengeler sürecinin başladığından açık bir şekilde bahsetmedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, birkaç gün önce yaz tatilinin bitmesinin ardından görevlerine geri dönen ülkesinin büyükelçileriyle yaptığı yıllık buluşmada -eski insani ve bilimsel çevrelerin arzusu gibi olmasa da- hareket eden dünya merkezi, zamanı gelen hasat vakti ve eski rahimden doğan yeni bir dünya düzeniyle ilgili gerçekleri ABD ve Avrupa’ya açıkladı.  

Fransa Cumhurbaşkanı, 18’inci yüzyıldan beri kontrolü elinde tutmaya alışmasının ardından Batı’nın dünya üzerindeki hegemonya çağının son demlerini yaşadığını belirtiyor. İlk başta Aydınlanma Çağı sayesinde hegemonya, Fransa merkezliydi. Fransız egemenliği, Büyük Sanayi Devrimi nedeniyle İngiltere’ye, ardından da ekonomik gücünün, bilimsel ve teknolojik kaynaklarının farkına varan ABD’ye ulaşana kadar devam etti.

Durumları ve karakterleri değiştiren ne oldu?

Bu değişikliği yapan şeyler; genellikler fikirler, tarih ve insanlık yolunun meşaleleridir. İnsan, Macron’un sözlerinden şu sonuca varabilir: Meşale, yandığı zaman meşaleyi taşıyanları aydınlatır. Meşale söndüğü zaman, meşaleyi takip edenlerin şansı da söner. Öyle ki Macron, Batılıların hatalarının; Rusların ve Çinlilerin ekonomi ve büyük başarılar dünyasına girmesi noktasında kapıları sonuna kadar açtığına işaret etti. Bu da onların eski dünyaya yeniden dönmelerini sağladı. Rusya, Afrika’da yeniden nüfuz alanı buldu. Çin, nükleer değil de finansal caydırıcılık gücüyle Rusya’yla rekabet ediyor. Öte yandan kara kıtadaki Avrupalıların ve Amerikalıların payları da gerileme kaydediyor.

Macron’un son açıklamaları, benzeri görülmemiş bir tür ifşadır. Macron, uluslararası düzlemdeki gizli ve açık çatışmaların hakikatine dikkat çekti: “Çin ve Rusya, dünyada güç kazandı. Çünkü Fransa, İngiltere ve ABD zayıftı. Kırmızı çizgileri açıkladık. Ancak Çin ve Rusya, bu kırmızı çizgileri aştı. Buna karşılık vermedik. Onlar da bunu öğrendi.”

Macron’un Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Fransa ziyaretinden birkaç hafta sonra yaptığı konuşması, bu ziyaretle ilgili şu soruyu gündeme getiriyor: Hem Avrupalılar hem de Ruslar için Çin ejderinin uyanışının temsil etmeye başladığı dikkat çekici ve korkunç değişimlerle yüzleşmeye ciddi bir ihtiyaç olarak Avrasya’nın doğma zamanı mı geldi?

Bu, Macron’un kalbine ve aklına girmek üzere olan Charles de Gaulle’nin hayalidir: Atlantik’ten Ural Dağları’na kadar coğrafi ve demografik birlik. Bu, bir ölçüde İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan şu ana kadar devam eden Amerikan nüfuzunun ve Sam Amca’nın hegemonyasının alternatifi olabilecek bir birliktir.

Eğer deyim yerindeyse Avrupa-Aristo düşüncesinin parçası, anlık bir pragmatizmden hareket ediyor. Bu pragmatizm, Avrupa’ya yakın hatta Rusya’yı tehdit eden Çin büyümesine karşı endişeleri hesaba katıyor.

Macron’un görüşü ve son açıklamaları, Avrupa’yı vuran ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra yeni tarih başlatan bir depremdir. Macron, Avrupa’nın birleşmesinden bu yana Avrupa tarafının Rusya’yla güvene dayalı olmayan ilişkiler kurduğunu itiraf ediyor.

Açıkçası gelecek günlerde yeni bir Avrupa tezine şahit olacağız. Avrasya tezi, Rusya’yla ilişkileri yeniden gözden geçirmeden Avrupa projesini tesis edemez. Yeni düşünce, Rusya’nın Avrupalılarla ilişkisinde çıkarının olduğunu biliyor. Çin’le mücadelede zayıf bir Rusya istenmiyor.

Belirli bir görüş ve şartlar çerçevesinde yeni Avrasya’nın stratejik bir araştırmasını bekleyebiliriz. Aksi takdirde Macron’a göre Avrupa; ABD ve Rusya arasındaki stratejik çatışmanın sahnesi olmaya devam edecek.

Avrasya, Macron’un yeni dünya düzeninde NATO’nun alternatifi mi olacak? ABD ve Çin’in tepkisi nasıl olacak?

Bu sorular gelecek yazımızda ele alınacak.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya