Sudan’daki bu fitneyi söndürün

Sudan’daki bu fitneyi söndürün

Perşembe, 29 Ağustos, 2019 - 07:30
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
İnsanların egemenlik konseyi atamaları ardından da kabine adayları ve sel felaketi haberleri ile meşgul olduğu bir sırada ülkenin doğusundaki Port Sudan kentinde aşiretler arasındaki çatışmalar korkunç bir şekilde büyüdü ve dün açıklanan resmi rakamlara göre 37 kişi hayatını kaybederken aralarında çocukların da olduğu 200 kişi yaralandı. Sosyal medya platformlarında paylaşılan videolar ise oldukça kaygı vericiydi. Bu videolarda yakıp yıkılan ev ve dükkanlar, ellerinde sopa ve bıçaklarla, dillerinde nefret dolu, intikama, öldürmeye ve yıkıma kışkırtan sözlerle sokaklarda dolaşan kişiler görülüyordu.

Yetkililer bunun yanında Bani Amer ile Nuba aşiretleri arasındaki çatışmalarda ateşli silahların da kullanıldığını ve kurşunlar nedeniyle hayatını kaybedenlerin olduğunu, ateşli silahların ele geçirildiğini, şimdi ya da gelecekte çatışmaları daha çok körüklemek amacıyla bazı evlerde saklamak üzere silah kaçakçılığı yapan kişilerin tutuklandığını vurguladı.

Bu çatışmaların dar kapsamlı ve belirli bir bölge ile sınırlı ve aşılması mümkün olduğunu söyleyenler var ama gerçekte tablo, bu basitleştirme ve kolaylaştırmadan farklı. Çünkü bölge sakinleri arasında başka tarafların da çatışmaya katılması ile büyüme ve genişleme imkanına karşı uyarılarda bulunanlar oldu. Bu da aşiretler savaşının genişlemesi ve Darfur’daki gibi doğuda da iç savaşın çıkması korkularını büyüttü.

Sesli mesajlarda belirli taraflara müdahelede bulunma çağrısı yapan, diğer aşiretleri harekete geçmeye teşvik eden çağrılar yükseliyordu. Aynı şekilde bazıları da egemenlik konseyi ve daha görevine başlamayan hükümet olsun Hartum’daki yetkilileri; bu fitneyi söndürmek, insanlara yapılan saldırıları, ev ve dükkanların yakılmasını durdurmak için kesin bir şekilde müdahele etmemeleri halinde bunun çatışmaların genişlemesine, Darfur ve Güney Kordofan ve Mavi Nil bölgelerindeki acılarına eklenecek büyük bir silahlı anlaşmazlığa dönüşmesine yol açacağı konusunda uyarıyordu.

Buna bir de herhangi büyük bir ihtilafın sonuçlarının komşu ülkeleri de etkileyeceğini eklemeliyiz. Çünkü Bani Amer aşiretinin Sudan’dan Eritre ve Mısır’a kadar uzantıları var.

Sudan’da geçen yılın aralık ayında başlayan devrimden bu yana ülkede yaşanan hükümet boşluğundan yararlanmak isteyenlerin olduğu çok açık. Nitekim geçen mayıs ayında da ülkenin doğusundaki el-Gadarif kentinde, Nuba aşiretinden bir kadın ile Bani Amer aşiretinden bir su satıcısı arasında çıkan tartışma, çok geçmeden büyümüş ve her 2 taraftan kişilerin müdahalesi ile olay Bani Amer ile Nuba aşiretleri arasında çatışmalara dönüşmüştü. Bunun sonucunda da7 kişi hayatını kaybetmiş ve 22 kişinin yaralanmıştı.

Kentteki güvenlik güçlerine ihmalkarlık ve müdahalede geç kaldıkları gibi suçlamalar yöneltilse de yetkililer ve arabulucular çatışmaları durdurmayı ve tarafları teskin etmeyi başarmışlardı. O gün, Sudan Meslek Odaları Birliği bir bildiri yayınlamış ve olaylar sırasında ateşli silahlar taşıyan  yüzleri maskeli kişiler bulunduğuna dair raporlara işaret ederek “karşıt devrim”i çatışmaları körüklemek ile suçlamıştı. Bildiride ayrıca bunların, el-Beşir rejimi ve İslamcıların kalıntıları olduğu ve devrime zarar vermek amacıyla çatışma ve fitneleri körüklemek için bu tür komplolara başvurdukları ifadesine de yer verilmişti.

Çatışmalar Sudan’ın ana limanı ve ekonomisinin can damarı olan Port Sudan kentine sıçramadan önce yaşanan ve diğer çatışmalardan daha fazla endişe yaratan çatışma ise Kesla eyaletindeki Haşm el-Girba’da yaşanan ve Bani Amer aşiretinden 40, Nubalılardan 12 kişinin hayatını kaybettiği çatışmaydı. O dönemde sağlanan uzlaşı çok uzun sürmemiş ve şehirde çatışmalar yeniden başlamıştı.  Özellikle Eritre ve Etiyopya sınırlarından geçirilen ve eski rejime bağlı taraflar aracılığıyla dağıtılan silahların dağıtımı ile ilgili haberlerin ardından bu çatışmanın, doğudaki 3 eyaleti de kapsayacak şekilde gelişip genişlemesinden duyulan korkuyu arttırdı ve tehlike çanlarının çalmasına neden oldu.

Peki fitne ateşini kim yakmak istiyor?

Bani Amr aşireti ile Nuba ve Vafidin’de yaşayan bazı doğulu aşiretler arasında bazıları uzun bir geçmişe dayanan bazıları da Güney Kordofan ve batıdaki diğer bölgelerde görülen savaş ve kuraklığın sonucu olan bölgesel, ırkçı ve aşiretler arası gerginlikler ve sürtüşmelerden kaynaklandığı inkar edilemez. Bu elbette bir gerekçe değil çünkü her Sudan vatandaşının ülkesinde istediği gibi hareket edebilme ve istediği yerde ikamet etme hakkı vardır. Bu vatandaş olarak onun asli haklarından biridir. Durum böyle olmadığında ise bunun anlamı, eşit vatandaşlık ve haklara dayalı bir ülke inşa etmekte başarısız olduğumuzdur. Bu gerçek ne yazık ki sadece Sudan’da değil etnik ya da mezhepsel nedenlerle hatta dışlama ve dengesiz kalkınmanın sonucu çatışmaların perişan ettiği birçok ülke için geçerlidir.

Aynı zamanda bu gerilimleri kendi özel çıkarları için körükleyen başka taraflar da var. İstikrarı sarsmaya ve geçici hükümeti zayıflatmaya çalışan eski rejime bağlı gruplar da bunlardan yararlanıyor olabilir. Nitekim bazı kabilelerin bir süredir silahlanmaya başladığı ve çatışmaları körüklemekte kullanmak için çok sayıda silahın depolandığından bahseden raporların gölgesinde bölgede çok sayıda silah ele geçirildi. Bunun yanında Eritre üzerinden kaçırılan silahlar da ele geçirildi. Nitekim 2 ülke arasındaki temasların odağında da bu konu vardı. Daha da dikkat çekici olan nokta; Port Sudan’daki güvenlik güçlerinin; silahlı bir başka kişi ile “komşu bir ülkede grup üyesi” olan bir kişinin bulunduğu silah dolu bir aracı ele geçirdiği açıklamasıdır. Bu 2 kişinin daha sonra çatışmalarda kullanılacak silahlar için depo olarak kullanılan evlerden birine gittikleri ortaya çıktı.

Yaşanan çatışmaların ardından egemenlik konseyinden bir heyet Port Sudan’ı ziyaret etti. Buna ek olarak; Kızıldeniz askeri valisi ile eyalet istihbarat başkanının görevden alındığı, sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, bu olaylar ile mücadele etme ve genişlemesini önleme konusunda yerel güçleri desteklemek için Hartum’dan takviye güçler gönderileceği deklare edildi. Buna rağmen yetkililere, olaylara müdahalede geç kaldıkları ve bu yüzden olayların büyüdüğü gibi eleştiriler yöneltildi.  Yine yetkililere, olayların kontrol altına alınmaması halinde çatışmaların doğuda geniş bir savaşa dönüşecek şekilde gelişebileceği yönünde uyarılarda da bulunuldu.

Bu olay tam anlamıyla geçiş dönemi yönetimi için erken bir sınava dönüştü. Yeni Başbakan Abdullah Hamdok hükümetinin öncelikler listesine dahil oldu. Güvenliği hemen sağlamanın yanında hükümetin; silahların toplanması, fitneyi körüklemek ve çatışmaları genişletmek isteyen tarafların kovuşturulması için önlemler alması, Bani Amr ile Nuba aşiretleri arasında barışı sağlamak ve bunu pekiştirmek için yerel topluluk liderleriyle çalışması gerekiyor. Hükümetin kaçınılmaz olarak krizin arka planına bakması, kökenine değinmesi hatta çatışmaların odağını oluşturan mahallelerin ayrılmasını öneren teklifleri incelemeye ihtiyacı var.

Sudan’ın iddialı devrimi; ırkçılığı reddeden, Sudan’ın her yerinde savaşın sona ermesi ve barış, eşitlik, sosyal adaletin sağlanması çağrısında bulunan sloganları yükseltti. Son hali ile 17 Ağustos’ta imzalanan anayasa bildirgesinde de kapsamlı barışa tam bir bölüm ayrılarak adil ve kapsamlı bir barışı sağlamanın ve iç savaşları sona erdirmenin yeni hükümetin görevlerinin başında olduğu belirtildi. Göreve başlamasının ardından hükümet, ilk 6 ay içerisinde bu görevleri yerine getirmekle sorumlu tutuldu.

Darfur’dan Güney Kordofan ve Mavi Nil’e çatışma ve savaş bölgelerinin çokluğu ve doğuda baş gösteren krizler nedeniyle hükümet, büyük bir sınav ve oldukça çetrefelli bir görev ile karşı karşıya bulunuyor. Güvenlik ve istikrar sağlanmadan, savaşlar sona erdirilip kökünden çözülmeden, eşit vatandaşlığa dayanan bir devlet inşa etmeden Sudan’ın kalkınma ve gelişme sorunlarını aşması için bir umut yok. Port Sudan olayları, bu meselelerin erteleme kabul etmeyeceğinin bir hatırlatmasıdır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya