Bunlar savaş oyunu mu?

Bunlar savaş oyunu mu?

Çarşamba, 28 Ağustos, 2019 - 08:30
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
Savaş oyunları, ya da orijinal adıyla “War Games”, çatışma koşullarına benzer olarak gerçek veya gerçeklerle nasıl başa çıkılacağını göstermek için genellikle askeri okullarda ve savaşacak birliklerde uygulanan askeri tatbikatlardan biridir. Kimi zaman da savaş için hazırlanmış planların yaratacağına benzer koşullar altında yapılır. Hatırlıyorum da Mısır ordusunda askerlik görevimi yerine getirdiğim sırada, 1973 yılının mayıs ayından ağustos ayına kadar Süveyş Kanalı’nı geçmeye yönelik yapılan bu tür kapsamlı bir savaş oyununa doğrudan tanık olmuştum. Nitekim bu, aynı yılın ekim ayında yaşanan gerçek savaştaki Süveyş Kanalı’nı geçiş operasyonuna oldukça yakındı. Dr. Muhammed Abdusselam, Mustakbel İleri Araştırmalar Merkezi’nin yayınladığı “Olayların Yönelimleri” adlı derginin 30’uncu sayısında “War Games: Ortadoğu’da Büyük Bir Savaş Yaşanabilir mi?” başlıklı bir yazı yayınladı. Yazı, Irak ve Suriye’deki operasyon sahalarında askeri temas noktalarının birbirine oldukça yakınlaşması nedeniyle ABD ve Rusya arasında, İran’ın Lübnanlı Hizbullah örgütüne füzeler tedarik etmesi ve Suriye’deki doğrudan askeri varlığı nedeniyle İran-İsrail arasında ve son olarak da ABD-İran arasında savaş olasılıklarını ele alıyor. Ayrıca diğer savaşlar hakkında da birçok tahmin ve teori olduğundan bahsediyor.

Ancak gerçek şu ki bu savaşlar yaşanmadı. Bunun yerine yalnızca sınırlı bir şekilde askeri güç kullanımı ya da vekaleten yürütülen askeri operasyonların desteklenmesi vardı. Hatta savaş oyunları, büyük askeri birlikler tarafından gerçekleştirilen büyük savaşların, silahlı kuvvetlerin ana kollarının karada, denizde ve havada tam anlamıyla kullanımının yerini aldı. Sonuç olarak yüksek mali ve askeri maliyetlerinden dolayı hiç kimse kapsamlı bir savaş istemediği için bu oyunlar, baskı ve etki alanında gerçek savaşların alternatifi haline geldi. Belki de bu çağda yaşanan dünya savaşları ile Ortadoğu bölgesindeki savaşlar, bir başlangıç olup sonu olmadığına veya zafer ile yenilgi tanımlarını değiştirecek kadar uzun süre devam ettiğine, nesillerce süren acı ve yıkımlara neden olduğuna tanık olduğu için savaş oyunları gerçek savaşların yerini aldı. Nitekim Afganistan, Irak, Suriye ve Ukrayna kronik savaşların ve krizlerin tanıklarıdır.

Yazıda bundan çok daha fazlası var ama bizim için asıl önemli olan Carl von Clausewitz’in savaş hakkındaki düşüncesidir. Clausewitz şöyle der: Savaşlar politikanın farklı araçlarla yürütülen uzantısıdır. Bu farklı araçlar da karşı tarafa zarar vermek için istihbarat ve gizli yolların kullanılmasından kararlılığa ve fedakârlığa hazır görüntüsü veren askeri manevralara, genel seferberlik, silahlı kuvvetlerin bütün oluşumları ile kullanılması ve konuşlandırılmasına dayanan büyük savaşa kadar uzanmaktadır. Bunlar arasında farklı seviyelerde güç kullanımı da vardır. Nitekim ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini deklare etmesinden bu yana son 1 yıl içerisinde ABD ve İran’ın yaptıkları da budur. ABD, İran üzerindeki baskısını artırmak için yaptırımlar ve İran ekonomisinin temel dayanağı olan petrol üretimini (ülkenin döviz kaynaklarının yüzde 72’si) durdurmak için uyguladığı ekonomik baskı yanında bölgeye ek güçler sevk ederek de siyasi hedeflerine ulaşmak adına askeri gücünü kullanmış oldu. Doğrusu ABD, İran’ın petrol üretiminde önemli bir düşüş gerçekleştirmeyi de başardı. Nitekim İran’ın petrol üretimi günlük 2 milyon varilden yaklaşık 100 bin varile düştü ki bu pratik olarak Washington’ın ulaşmak istediği ve İran ekonomisinin boğulmasına neden olacak “sıfır” noktasına ulaştığı anlamına gelmektedir.

Buna ek olarak Körfez’deki seyrüseferi koruma görevinde ABD donanmasına diğer ülke donanmalarının da katılması ve İran limanlarına yaklaşmaları İran’ın görmezden gelemeyeceği bir işarettir. Bir önceki yazımızda kendisine işaret ettiğimiz ve ABD ile Rusya’nın katıldığı “Kudüs Zirvesi” de görünüşe bakılırsa İsrail’e, Hizbullah ve son olarak Haşdi Şabi gibi Suriye ve Irak’ta İran’a bağlı milis güçleri kovalaması için yeşil ışık yakmıştır.

Diğer yandan İran da petrol tankerlerine saldırmak, taciz etmek, Husiler aracılığıyla petrol tesisleri ve sivil havalimanlarına dolaylı saldırılar düzenlemek, özel füzeler ile ABD’ye ait 2 insansız hava aracını vurarak teknolojik açıdan da gerilimi yükseltmek gibi yöntemlerle doğrudan askeri baskı uygulama yoluna gitti. İran’ın kullandığı diğer doğrudan askeri baskı yöntem de nükleer alanındaydı. İran, uranyum zenginleştirme oranını artıracak adımları aşamalı olarak atmaya başladı. Bu da kendisine ona acil bir savaş çağrısında ya da İsrail’in nükleer tesislerine hava saldırılarında bulunmasına yol açmadan yalnızca rahatsızlık verecek kadar düşük oranlarda hareket etmede yüksek bir esneklik sağladı. İran’ın başvurduğu üçüncü baskı yöntemi ise Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan ve Suriye’de Hizbullah, Yemen’de Husiler olsun kendisine bağlı ve müttefiki olan silahlı milis güçleri etkin bir biçimde kullanmaktır. Bunu askeri olmaktan çok politik bir şekilde yaptı. Zira bu örgütler sadece silahlı gruplardan ibaret değil. Ülkelerinde siyasi iktidarı ele geçirmek için diğer siyasi güçler ile rekabet eden, bölgenin haritasını radikal bir değiştirecek totaliter bir ideolojiye sahip de gruplardır. İran ile Filistin’deki Hamas örgütü arasındaki mevcut yakınlaşmayı da bu çerçeveye dahil edebiliriz.

Bütün bu askeri gelişmeler, gerçek ya da sanal olsun askeri hedeflere odaklandığı için bir yandan “savaş oyunlarını” diğer yandan da siyasi hedefleri gerçekleştirmek için silahlı şiddeti kullanmayı kapsıyor. ABD’nin siyasi amacı, nükleer anlaşmayı bozmak ve İran’ın Suriye rejimi gibi rejimler veya örgütler üzerindeki bölgesel kontrol gücünü zayıflatmaktır. İran’ın siyasi hedefi ise siyasi ve bölgesel davranışları meselesi ile nükleer anlaşmayı birbirinden ayırmaktır. Bu iki hedef arasındaki çelişki halen sürüyor ve gittikçe de artıyor. Çünkü ortada bir silahlanma yarışı, silahlı kuvvetlerin konuşlandırılması ve farklı yöntemlerle kullanımı var. Ama bunlar aynı zamanda tarafları, müzakare masasına oturmaya da itebilir. Nitekim ABD, İran’ı Afganistan’da iş birliği yapmaya davet ederek bu yönde bazı adımlar attı. Ama İran, yeni bir nükleer anlaşma imzalamak değil de Avrupa ile halen geçerli olan eski anlaşmaya dönmek istediği için gerilimi yükseltmeyi sürdürüyor. İran tarafından atılan ve iş birliği sayılabilecek tek adım kendisine karşı saldırılar düzenlediği bir zamanda Körfez ülkeleri ile saldırmazlık anlaşması imzalama çağrısıydı.

Savaş oyunları gerçek savaşların görevlerini yerine getirmek için uygun mu? Bu sorunun yanıtına Doğu ile Batı arasında yaşanan Soğuk Savaş döneminde birçok kez tanık olduk. Bu dönemde; silahlanma yarışı, Aya gitme yarışı, seferberlik ve manevralar, 3’üncü tarafların yani ülkeler ya da belirli örgütlerin vekaleten yürüttükleri savaşlar vardı.

Ancak Soğuk Savaş dönemi Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile sona erdi. Bu dönemde savaşın soğuktan sıcağa dönüşmesinin önüne geçen neden ise nükleer silahların geliştirilme yoğunluğuydu. Bu silahların sınırlandırılması ve etki olarak değil de sayı ve alan olarak azaltılması, ABD ve Sovyetler Birliği’nin neredeyse üzerinde anlaştıkları tek ortak noktaydı. Bu nedenle nükleer korkunun sağladığı denge, Soğuk Savaş sona erene kadar devam etti. Ortadoğu’da ise bu dönemde soğuk savaş ile sıcak savaş yöntemleri, bugün bölgede yaşanan mevcut savaş oyunu ve gerginlikler gibi birbirine karıştı.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya